Süleyman Efendi nasırından çekmişti, Tayyip dilinden çekiyor. Kürt illerinde uygulanan azgın devlet terörünün kıyamete kadar süreceğini söyledi geçenlerde. Bu söz sanılanın aksine, “aman da devletimiz ne kadar güçlüymüş” gibi bir etki yaratmadı. Aksine, çatışmaların yeniden başlamasından zarar gören ya da zarar görme ihitmali bulunan herkesi ama en çok da batıdakileri irkiltti. Bir ülkenin cumhuru vatandaşının, askerinin, polisinin canını ve de malını kendisi başkan olamadı diye masaya sürüyordu, ötesi var mı?
Söz konusu öyle bir zarar ki; benim askerde çocuğum yok, asker değilim, polis değilim diyerek kaçılabilecek gibi değil. Bunun ekonomisi var, ticareti var, turizmi var, yatırımları var. Savaş ekonomisine iştah kabartanlar var illa ki ama istikrarlı ekonomiye bel bağlayanlar ve hatta bu sebeple AKP'ye bağlananlar tonla. Şimdiden piyasalar alt üst, kıyamete ortada ne kalır, belli mi?
Tayyip'in çatışmayı her alanda derinleştiren yaklaşım ve söylemleri, yalakalarının desteklerken yumurtladıkları inciler düşman başına. Muhtarları ihbarcı ilan eden mi dersiniz, koltuğunu kaybetmeme telaşı ile "amacım şehit olmak" diyeni, HDP'ye oy veren polisleri kamuoyu önünde tehdit edeni mi?
Hükümetin bir yerde aklı selime döneceğine inanmak isteyenlerin sarılabileceği bir umut da kalmadı nerdeyse. Bu yüzden, Kürtlerin yenilmesini olası görmeyen pek çok liberal kanaldan bu çılgınlığa karşı bireysel tepkiler ifade edilmeye başlandı. Çatışmaların durması ve "sürece" geri dönülmesinin gereğine dikkat çekiyorlar hatta.
Böylesi zamanlarda yapılan değerlendirmelerde daha objektif olabildiklerini de gördük bu arada. Düne kadar Kürt deyince terörün kökü kazınacak diyenlerin bir kısmı şimdi, PKK'nin arkasında halk desteği oduğunu, askeri yöntemlerle PKK'yi de Kürtleri de susturmanın mümkün olmadığını, bunu ordu dahil herkesin neredeyse on yıldır itiraf ettiğini, son başlayan sürecin bunları bile bile hükümetin tercihi olduğunu, öldürüp çırılçıplak teşhir edilen, boynuna ip takılıp sürüklenen Kürtlere bu yapılanın kabul edilmeyeceğini söylüyorlar. “Manzaranın 90'lardan ne farkı var” diye de sordular hatta.
Bu manzaraya batıda fikri bir değişim olarak bakmak safdillik olur. Kürt halkının ve PKK'nin AKP'ye teslim olmayacağını, bunun için canını ortaya koyarak mücadele edeceğini görünce tırstılar aslında. Nihayetinde hiçbir şey için rahatlarını dahi bozmak istemeyenlerin cenneti Türkiye...
Bu cennette Varto, Silvan, Şemdinli ve neredeyse tüm Kürt illerinde vahşi bir devlet terörü yaşanıyor hem de ayan beyan. Olan biten en fazla birkaç saat saklanabiliyor o kadar. Ancak barış blokunun düzenlediği az sayıdaki mitingi saymazsanız batı yine suskun, sessiz. Kürtler yine yalnız. Bu yüzden kendi tırnağıyla kaşıyor başını. Zulme karşı direniyor. Özerklik ilanıyla isyanını büyütüyor. Gözaltı ve tutuklama furyasına papuç bırakmıyor. Çok kırılıyor, çok eziliyor ama yılmıyor, vazgeçmiyor. Kim ne derse desin, hangi eksiği olursa olsun sandıkta Tayyip'i durduran da Kürtler'di, bu gidişatı durduracak olan da Kürtler olacak. Gerisi ise Kürtleri yalnız bırakanların ayıbı...