Bu saldırı konsepti sonucunda mevcut anayasa ve yasalara bile aykırı olarak Kürt siyasetçileri ve tüm demokrat-sol örgütlere, kişilere yönelik tutuklama furyası devam etmektedir. Açıkça yasa ve hukuk dışı bir zulüm sürmektedir.
Bir insan suçlu da olsa, tutuklu da olsa, hükümlü de olsa yasal hakları vardır. Devlet hapse attığı insanların can güvenliğinden, sağlığından ve yasal haklarını kullanmasından sorumludur. Avukatları ve ailesiyle görüşme hakkı bunlardan biridir. Ama daha önceki keyfi kısıtlamalar bir yana Öcalan’a yönelik tecrit beşinci ayına girmiştir. Buna karar veren kim? Hangi yasaya göre, hukuka göre karar vermiş? Ortada hiç bir şey yok. Sadece savcılığın “koster bozuk, hava bozuk” gibi çocukları bile kandırmayan açıklamaları var. Savcı teknik olarak bu konuları bilemez. O zaman elinde bu konuda verilmiş bilirkişi raporu var mı? Açık ki hukuk dışı bir zulümdür yapılan. “Tek kişilik yasa olmaz” diyenler Sayın Öcalan için tek kişilik yasa, mahkeme, yargı ve infaz yapmaktadırlar.
2009 yerel seçimlerinden sonra başlatılan Kürt siyasetçilerini tasfiye operasyonları da sürmektedir. On bine yakın siyasetçi göz altına alınmış, beş bine yakını tutuklanmıştır. KCK davaları adı altında yapılan zulüm halen sürmektedir. Tutuklanan insanların bir kısmının kimlik tespiti bile yapılmamış, bir tek sanık bile savunma yapamamıştır. Seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları ve diğer yerel yöneticilerin de içinde olduğu binlerce insanın özgürlüğü uyduruk savcılık iddianameleriyle gasp edilmiştir. Öyle ki bir çok insan daha mahkemeye çıkmadan muhtemel cezalarını çekmiş durumdadırlar ama yargı işlemediği için tutuklulukları devam etmektedir.
1993’lerin “PKK düşmandır, PKK’yi düşman görmeyen de düşmandır” faşist konsepti şimdi “KCK operasyonlarına karşı çıkanlar da teröre hizmet etmektedir ve bedelini ödeyecektir” konseptine dönüşmüştür. Bunun sonucu olarak Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu ve bir çok insan tutuklanmıştır. Öcalan’ın avukatları avukatlık yasasına aykırı olarak tutuklanmışlardır. Son olarak Türkiye Gerçeği yazarı Mehmet Güneş’in de içinde olduğu bir çok kişi Devrimci Karargah üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanmıştır. Yine Odak, Atılım gibi dergi çevrelerine karşı da gizli örgüt suçlamasıyla operasyonlar yapılmıştır. Hopa’da barışçı gösteri yaptıkları için saldırıya uğrayıp eşkıya ilan edilenler halen tutsaktır ama Metin Lokumcu hocanın katilleri serbesttir. Yani AKP faşizmi hiç bir muhalif sese dayanamıyor ve her türlü hukuk dışı zulümle onları susturmaya çalışıyor. Özel yetkili savcı ve mahkemelerin İstiklal mahkemelerinden, sıkıyönetim mahkemelerinden farkı yoktur belki de daha kötüdürler. Cemaat uzantısı yandaş medya ise 12 Eylül, 28 Şubat medyası gibi utanmazca yalanlarla-kışkırtmalarla operasyonlara psikolojik ortam hazırlıyor, lojistik destek veriyor. Tıpkı öncekiler gibi polisin ve savcının her iddiasını gerçek gibi yansıtan, hatta bunlarla yetinmeyip kendisi uyduran bu faşist medya, sanıkların savunmalarıyla ilgili olarak tek kelime yazmıyor. Sanıklar yarın beraat etse bile kamuoyu hafızasında bu alçak medyanın yaptığı ithamların iziyle yaşayacak.
Bu konuda bir diğer ilginç nokta ise F.Gülen ve cemaatinin durumudur. Medyada artık iyi ya da kötü bir çok iş bu cemaatten bilinmekte ve açıkça yazılmaktadır. Cemaat ise işine gelenlere ses çıkarmamakta ama işine gelmeyenleri yalanlamaktadır. İyi de biz nereden bilelim? Bu cemaat denen şey nedir? Bir tarikat mı, bir parti mi, bir dernek mi, bir şirket mi yoksa gizli bir çete örgütlenmesi mi? Programı ne, tüzüğü ne, üye olmak ve ayrılmak serbest mi, yönetimi kim, başkanı kim, kim ne zaman seçmiş? Cemaatte suç işleyenleri kim, nasıl cezalandırıyor? Gelirleri-giderleri nedir, bütçesi nedir? Türkiye’de bu kadar etkili olduğuna göre TC hukukunda yeri nedir? Bunları ben merak ediyorum da hiç bir savcı merak etmiyor mu? Ben her din-mezhep ya da inanç grubunun özgürce örgütlenmesi ve kendi inançlarının gereklerini yapabilmesinden yanayım. Ama açık ki cemaat bu ölçülere de uymuyor. O zaman bu cemaat denilen nedir ki bütün ülkeye hükmediyor? Dokunanı yakıyor.
Kürt halkının ve işçilerin, halkın farklı kesimlerinin susturulduğu böyle bir ortamda salt cemaat hegemonyasında bir anayasa yapılabilir mi? Yapılsa da bu yeni bir anayasa olur mu? Elbette ki bu mümkün değildir ve AKP bu konuyu da çürütüp “anasını boyayıp babasına satan Kayserili tüccar” gibi 12 Eylül faşist anayasasını boyayıp halka satmaya kalkışacaktır. Çünkü AKP 12 Eylül anayasasının bir ürünüdür ve bu anayasayla uyumlu ama hukuk dışı bir faşist dikta kurmak çabasındadır. Bu hukuk dışı diktaya karşı Kürt halkının ve tüm ezilenlerin meşru direnme hakkını kullanmasını hiç bir güç engelleyemez.