AKP kuyrukçusu liberallerin gözü aydın olsun! Nur topu gibi bir AKP faşizmi doğmuştur.
Başbakan Sincan’da başta Kürt demokratik hareketi olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen kirli savaşın tırmandırılacağını açıkladı. Zaten aynı gün Ulaştırma Bakanı da “silahlı gücü arkasına alarak kabul edilmeyen talepler ileri sürenlere gereken karşılık verilecektir” dedi.
Başbakan “kim ne derse desin, en ağır uygulamalarda bulunacaklarını” söyledi. Ağır fatura ödettireceğiz derken açıkça BDP’yi tehdit ediyordu. Zaten bir haftadır DTK diye bir dernek yoktur propagandası yapılarak planlanan operasyonun psikolojik ortamı hazırlandı. Bundan çıkan sonuç şudur: 1990’lı yılların konsepti yeni koşullarda uygulanacaktır. “Kim ne derse desin” derken söylemek istediği budur.
1990’lı yıllardaki gibi suyu kurutup balığı öldürme politikası devreye sokulacaktır. 1990’lı yıllarda ABD ve AB’den destek alarak kirli savaş yürütülmüştü. Şimdi de dış destek aldıklarını düşünüyorlar. Yapacakları uygulamalara dışarıdan fazla tepki gelmeyeceğini hesaplıyorlar. İçeride zaten yandaş ve merkez basın denen psikolojik savaş araçları tamamen emirlerindedir. Başbakan’ın faşist bir lider gibi “ağır bedel ödeteceğiz” demesinin nedeni budur.
“Kim ne derse desin” derken sadece Kürt demokratik hareketi hedeflenmiyordu. Kimi kendine liberal demokrat diyenlere de bazen yaptığınız eleştirileri dikkate almayacağız, mesajı da verildi. Esas olarak AKP politikalarını destekleseler de arada sırada KCK tutuklamaları gibi bazı uygulamaları eleştiriyorlardı. Bu kesimlere, “ne derseniz deyin, yeni tutuklamalar yapacağız, balığı öldürmek için suyu kurutacağız” demiştir. Halk üzerindeki baskıların da arttırılacağı duyurulmuştur. Açıkça bir faşist lider gibi hiçbir eleştiriyi ve tepkiyi dikkate almadan her türlü baskıyı yapacaklarını ilan etmişlerdir.
Kürt demokratik hareketine “bedelini ağır ödeyecekler” diyerek baskıyı arttırıp demokratik Kürt hareketini teslim almayı hedeflediklerini ortaya koymuşlardır. 1990’lı yıllarda Kürt demokratik hareketine ne dayatılıyorsa, şimdi de aynısı dayatılıyor. “Terörizmle arasına mesafe koymayanlar da suçludur” derken kastettiği budur. Kürt demokratik hareketini Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı çıkartmaya çalışıyor. Aslında bu politikanın dayatılması kimi Kürtleri bir araya getirip Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı çıkarma politikasının tutmadığının da kanıtıdır.
DTK’nın toplanması ve Kürt halkının siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamı konusunda karar almasını suç olarak ilan etmiştir. Böylece her türlü demokratik hakkın kullanılmasına ne kadar tahammülsüz olduğunu göstermişlerdir. Bu kafaya göre demokrasi demek, parlamentoya girilmesi ve orada çoğunluğun iradesine herkesin kayıtsız şartsız uymasıdır. Zaten her fırsatta azınlığın dayatmalarını kabul etmeyiz diyerek nasıl bir demokrasi anlayışının olduğunu göstermiştir.
Demokrasilerde insanlar demokratik haklarını kullanarak alternatif meclisler de kent konseyleri de kurabilirler. Ülkenin ve yaşadığı ilin sorunlarının nasıl çözüleceğini tartışıp karar da alabilirler. Eğer halkı ikna edebiliyorlarsa, sokağın, mahallenin ya da köyün herhangi bir sorununu birlikte çözebilirler. Toplumlar bu haklarını eskiden imece (kolektif ve dayanışma içinde) biçiminde bir araya gelip çalışarak kullanmışlardır. Zaten toplum yaşamının esası kapitalizme kadar böyle gerçekleşmiştir. Bugün kapitalizmin koşullarında bile Avrupa’da bunun sayısız örnekleri vardır. DTK’yı kastederek “meclis kurarak operasyon yapmak isteyenlere izin vermeyiz” denilmesi, toplumun demokratik örgütlenme, tartışma ve karar alma haklarına saldırıdır. Erdoğan bu saldırgan diliyle Kürdistan’da tamamen faşizmi hakim kılacağını ilan etmiştir.
Zaten bugün dünyada en faşist ülkelerde bile olmayan faşist bir Terörle Mücadele Kanunu Türkiye’de bulunuyor. Türkiye’nin esas anayasası da yasası da budur. Bir ülkenin karakterini muhaliflerine olan yaklaşım belirler. Muhalifler dışındakilere normal yasalar uygulanmış, muhalif olmayanlara baskı yapılmamış demenin hiçbir anlamı yoktur. Türkiye’de rejimin karakterini muhaliflere, özellikle de Kürt muhaliflerine nasıl yaklaşıldığı belirler. Kürt Özgürlük Hareketi’ne yaklaşım Türkiye’nin siyasi karakterini belirler. Isparta’da ya da Sinop’taki uygulamalarla Türkiye’deki rejimin karakterinin ne olduğu izah edilemez.
Bu kadar saldırının neden yapıldığını hem Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hem de bir führer gibi konuşan Tayyip Erdoğan açıklamışlardır. Binali Yıldırım, “kabul edilmeyecek talepler ileri sürerlerse günlerini görürler” diyor. Burnundan soluyan Başbakan ise, “kimse bizden yerel özerklik beklemesin, bunun tartışmasını bile yaptırmayız” diyerek saldırganlığının nedenini açıklamışlardır.
Kendilerine göre bir anayasa yapacaklar, bu anayasa ile Kürtler üzerinde siyasi egemenliği ve kültürel soykırımı sürdüreceklerdir. Kürtler Demokratik Özerklikle bunu kabul etmeyeceklerini ortaya koyunca gerçek niyetleri ve politikaları açığa çıkmıştır. Demokratik Özerklik’in ilanı AKP Hükümeti’ne erken doğum yaptırmıştır.
AKP Hükümeti tasfiye politikasının kabul edilmeyeceğini görünce şimdi bu tasfiye politikasını kabul ettirmek için saldırıya geçmiştir. Böylece Kürt demokratik hareketinin ve Kürtlerin iradesini kırıp öngördüklerini kabul ettirmeyi hedeflemektedir. Saldırgan dil de, halk üzerinde estirilecek faşist terör de Kürt demokratik hareketine yönelik planlanan tutuklamalar da tamamen buna yöneliktir. Basın zaten seçimden bugüne bu saldırıların ve tutuklamaların psikolojik altyapısını hazırlamaktadır.