
Kürt Siyasal Hareketi’nin söylem ve pratiklerinde genelde din, özelde İslamiyet meselesi ziyadesiyle hassas bir yere sahip olmuştur. Siyaset üretme yelpazesi hayli geniş olan Kürt Siyasal Hareketi’nin, son yıllarda -AKP hükümetinin de basıncıyla- din meselesine daha bir ağırlık verdiği görülmektedir. Aslında PKK’nin din ve gelenekle olan ilişkisi daha eskilere uzanmaktadır ama son dönemde bu ilişkiler yeni birtakım boyutlar kazanmıştır. Seküler bir hareket olarak Kürt Siyasal Hareketi, din fenomenine karşı hususi bir siyaset geliştirmiştir. Bu hususi siyaset, gerek Batı toplumlarında gerekse Ortadoğu’da yaşanmakta olan İslamiyet ve demokrasi arasındaki tarihsel çatışmaların çözümüne yönelik olarak kimi potansiyelleri barındırmaktadır bünyesinde. Bu kısa denemede, Kürt Siyasal Hareketi’nin İslamiyet’le olan ilişkisine kaba hatlarıyla değinmekle yetinecek; bu esnada cevaplar vermekten ziyade sorular sormaya, daha doğrusu soruları çoğaltmaya çalışacağım.
Demokrasi ve İslamiyet
Kürt Siyasal Hareketi, bilindiği üzere toplumsal/dini tabanı itibariyle Müslüman bir temele yaslanmaktadır. Muhafazakâr dünya görüşünün baskın olduğu bir toplumsal tabanı geçmişte “komünizm,” “sosyalizm,” “demokratizm,” “ezilen ulus milliyetçiliği”; şimdilerde ise “demokrasi,” “insan hakları,” “yurttaşlık,” “çoğulculuk,” “radikal demokrasi,” “demokratik özerklik” gibi modern ve seküler kavramlarla yörüngesi etrafında toplamayı ve mobilize etmeyi nasıl başarmıştır PKK? Kürdistan’daki geleneksel dini oluşumları (tarikat, cemaat vb.) kesin bir şekilde reddeden PKK’nin İslamiyet’le ilişkisi nasıl bir muhtevaya sahiptir? PKK, İslamiyet’le ilişkisinde ne türden ölçütler belirlemiştir? Bu ölçütlerin mevcut İslam anlayışlarından farkları nelerdir?
Kürt Siyasal Hareketi, geçmişte Kemalist devlet ideolojisine bugünse AKP hükümetinin tasarrufundaki din söylemine karşı kendi din anlayışını yaratmaya çalışmıştır. Aslında laiklik temelinde örgütlendiğini belirten Kemalist devlet ideolojisi de İslami referansları olan AKP hükümeti de, Kürt meselesi özelinde din mevzusuna benzer bir niyetle yaklaşmış, yani Kürt Siyasal Hareketi’nin zayıflatılması adına İslamiyet araçsallaştırılmıştır. Kürt Siyasal Hareketi de egemen güçlerin din siyasetine karşı kendi din tasavvurunu geliştirmiştir. Gerilim de tam olarak burada açığa çıkmaktadır zaten. Ortada tek bir din vardır ama taraflar arasında iki farklı yorum bulunmaktadır. Kürt Siyasal Hareketi’ne göre, egemen sınıfların elinde bir baskı ve sömürü aracı olarak kullanılan İslamiyet, dinin “sağcı”1 ve dolayısıyla sahte yorumudur. Bu “sağcı” yorum kesin bir dille mahkûm edilmiştir. Kürt Siyasal Hareketi’ne göre, demokratik toplumun inşası için bu “sağcı” yoruma karşı, “İslam’ın devrimci özüne,”2 yani “adilliğine” uygun olarak “sol” bir yaklaşımın hüküm sürmesi gerekmektedir.
Kürt Siyasal Hareketi din fenomeninin “ibadet” veçhesine değil, kültürel, toplumsal ve siyasal veçhelerine odaklanmaktadır. Dinin kültürel, toplumsal ve siyasal veçhelerini hesaba katarak demokratikleşme adına kimi imkânları çekip çıkarmaya; sözgelimi İslamiyet’in temel kurucu kavramlarından biri olan “adalet” kavramını “eşitlik” kavramıyla ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Bu tutum, aynı zamanda seküler güçlerle teolojik oluşumlar arasındaki aktüel çatışma dinamiklerinden sıyrılmanın da bir yöntemidir. Kürt Siyasal Hareketi etnik, mezhepsel ve dinsel çatışmalar içinde yer almamaya özen göstermektedir. Bunun yerine İslamiyet’in demokrasiyle ilişkilendirilebilecek “kültürel değerlerine” vurgu yapmaktadır. Kürt Siyasal Hareketi, İslamiyet’in kültürel değerlerinin, gerek AKP gibi Türk sağının temsilcileri tarafından gerekse Türkiye Kürdistan’ında siyaset sürdüren HÜDA-PAR gibi İslamcı Kürt partileri tarafından kullanılmaması gerektiğini belirmektedir. Bununla birlikte, PKK’ye göre, Ortadoğu’yu kasıp kavuran IŞID gibi köktenci siyasal İslami yapıların istismarına karşı da İslamiyet’in “kültürel değerlerine” sahip çıkılmalıdır. Kürt Siyasal Hareketi, İslamiyet’e “doğru yaklaşımı” özetle şu şekilde ifade etmektedir:
“İslamiyet’in kültürel ve demokratik yanı politik toplumun ve demokratik sosyalizmin değerleri haline getirilse, o zaman bu tür sapkın güçler [IŞID vb.] daha çabuk etkisizleştirilir. İslamiyet’e doğru yaklaşım, onun kültürel ve demokratik değerlerini demokrasinin ve sosyalizmin değerleri haline getirmektir.” 3
Kürt Siyasal Hareketi, kendi bulunduğu yerden tarif etmeye çalıştığı bu İslamiyet anlayışını “demokratik İslam” olarak kavramsallaştırmaktadır. Kürt Siyasal Hareketi, toplumun örgütlenmesinde vahyi merkez alan “din” ile tamamen dünyevi odaklara referansta bulunan “demokrasi” arasındaki gerilimin çözümünü nasıl gerçekleştireceği kanaatindedir? Siyaseten bu mümkün müdür? Demokrasi ve İslamiyet bir araya gelebilir kavramlar mıdır? Dinin sol-seküler bir söylem dağarcığından hareketle yapılan yorumunun fiili bir kuvvet haline gelmesi hakikaten olası mıdır? “Demokratik İslam” hedefinin İslamiyet ve demokrasi arasındaki çatışmalı ilişkiye bir alternatif olma şansı var mıdır?
Çoğaltılabilecek bu gibi soruları cevaplamak için elbette pratik alana bakmak gerekmektedir. Kürt Siyasal Hareketi’nin özellikle son yıllarda gerçekleştirdiği birtakım eylemler, hak ettiği eleştirel ilgiyi görmemiştir. Kürt Siyasal Hareketi’nin dinin toplumsal, kültürel ve siyasal veçhelerini dönüştürmeye yönelik olarak attığı kimi kritik eylemler gerek Türkiye’nin sol çevrelerinde gerekse muhafazakâr çevrelerde tepkiyle karşılanmıştır. “Sivil Cuma” eylemleri bunların başında gelmektedir. Müslümanlar açısından önemli bir ibadet günü olan Cuma Namazı devletin tahsis ettiği camilerde değil de sokakta kılınmış, namaz esnasında Kürtçe hutbeler okunmuş, hutbelerde Kürt meselesi de dahil olmak üzere toplumsal ve siyasal sorunlara değinilmiştir. “Sivil Cuma” eylemleri, siyasal İslam’ın darü’l harp ve darü’l İslam ayrımının dışında kalınarak ve seküler bir amaç doğrulusunda (dinin sivilleşmesi amacıyla) gerçekleştirilmiştir. 4
9-10 Mayıs 2014’te Diyarbakır’da örgütlenen “Demokratik İslam Kongresi” de, Kürt Siyasal Hareketi’nin attığı bir diğer önemli adımdır. Pek çok siyasetçi ve yerel dini kanaat önderi (mele’ler, seyitler vb.) Kongre’de bir araya gelmiş ve demokratik toplumun örgütlenmesinin önündeki engeller hakkında tartışma yürütmüşlerdir. Kongre’nin “Sonuç” bildirgesinde, İslam’daki “ümmet” kavramının “çok kimlikli, çok dilli ve çok inançlı bir anlama sahip,” 5 olduğu üzerinde durulmuş, din üzerindeki devlet denetiminin kaldırılması, ibadet de dahil olmak üzere dinin sivilleşmesi gerektiği öne sürülmüştür. Gerek Sivil Cuma gibi eylemler gerekse Demokratik İslam Kongresi gibi geniş katılımlı etkinlikler aracılığıyla, Kürt Siyasal Hareketi tarafından, demokrasinin kurucu öznesi olan demos ile Müslüman toplumun kurucu öznesi olan “ümmet” kavramı arasında bir yakınlık kurulmaya çalışılıyor denebilir mi? Kuşkusuz, Kürt Siyasal Hareketi’nin kendi politik gövdesinde farklı inançlardan insanları (Ezidileri, Süryanileri, Ermenileri) ve farklı mezheplerden inananları (Alevileri, Sünnileri vb.) çoğulcu ve eşitlikçi bir yaklaşımla barındırmaya çalışması, mevcut ötekileştirici ve dışlayıcı dini yaklaşımlara nazaran daha demokratik bir içeriğe sahiptir.
Ateş çemberinde ‘Demokratik İslam’ esprisi
Paris’teki baskın, siyasal İslam’ın bardağı taşıran son damlalarından biriydi adeta. Seküler güçler teolojik olan karşısında şaşkın, hatta panik halinde. Neoliberal devletler, siyasal İslam karşısında güvenlik siyasetlerini yoğunlaştırmaktan yana tavır alıyorlar. Giderek daha bir yakıcı vaziyet alan sorunun nedenlerinden ziyade sonuçlarıyla meşgul oluyorlar aslında. Kültürel sahada ise İslamiyet’e karşı yoğun anlamlar ve imgeler seferber ediliyor. Ortaçağ artığı klişe ve önyargılar, sözgelimi “canilik”, “barbarlık”, “canavarlık” gibi imge ve imajlar tekil bir vakanın sınırlarını aşarak kuşatıcı ve genelleyici bir düzleme kayıyor.
Tek Tanrılı dinler belli bir şiddeti ihtiva eder. Ne var ki, İslamiyet bahsinde din ve şiddet arasındaki bağlar siyasal değil, çoğu zaman kültürel saiklere istinaden tartışılıyor. Demek mesele siyasal olmaktan ziyade ahlaki reaksiyonlara bürünerek anlamlandırılıyor. Farklı kültürel kodlara sahip toplumlar ahlaki kıstaslar doğrultusunda kutuplaştırılıyor; taraflar nefret ve hınç duygularına teslim olmuş haldeler. Siyasal İslam’ın dümen suyundaki entelektüellerse mutat refleksler dışında kayda değer söylemler üretmiyor, üretemiyorlar. Yekpare bir “Batı” tasavvurunu hedef tahtasına oturtmakla yetiniyorlar. Savunmacı bir pozisyona çekilerek, mevcut düşmanlık ve nefret dolaşımından paylarına düşeni alıyor ve bu dolaşımın sürgit kılınması için söylem üretiminde bulunuyorlar.
İslamiyet karşısında siyasal bir tıkanmanın söz konusu olduğu tartışma götürmez. Siyasal İslam bir dizi toplumsal ve siyasal gerilime kaynaklık etmektedir. Kürt Siyasal Hareketi’nin “demokratik İslam” kavrayışı, işte bu eşikte daha bir anlam kazanmaktadır. İslamiyet özelinde din düşmanlığına savrulmadan, herhangi bir inanç topluluğunu topyekûn mahkûm etmeden, dini ve etnik çatışmaların ardındaki iktidar ilişkilerini anlamaya çalışmak ve bunlara karşı siyaset geliştirmek. Kürt Siyasal Hareketi’nin İslamiyet’in toplumsal ve “kültürel değerlerini” ön plana çıkaran, bu değerleri demokrasinin ve sosyalizmin değerleriyle yan yana koyan siyasal tutumu, içinden geçmekte olduğumuz sancılı döneme yeni imkânlar sunabilir mi? “Demokratik İslam” hedefi, gerek liberal siyaset teorisine gerekse devlet tarafından araçsallaştırılan siyasal İslami ideolojiye bir alternatif olarak değerlendirilebilir mi?
Kürt Siyasal Hareketi’nin din ve gelenekle ilişkisi “pragmatist bir ilişki” 6 olarak değerlendirilebiliyor. Pragmatizm hep negatif anlamlara mı sahiptir? Din meselesinde inancı araçsallaştırmamak kaydıyla, pozitif bir pragmatizm anlayışı mümkün olamaz mı? Devletlerin müdahalelerinin olmadığı ya da en aza çekildiği, bunun yerine toplumun kendi ihtiyaçları doğrultusunda örgütlenmiş dinsel bir yaşam tasavvurunu düşünmek fazla mı ütopiktir? Kürt Siyasal Hareketi, din meselesine yaklaşırken “‘sosyalizm eşittir İslam’, ya da ‘İslam sosyalizmi’” 7 ayrımına girmemeye gayret göstermişti. Peki ya bugün? İslamiyet’le ilişkisinde demokrasinin –demokratik sosyalizmin-, yani seküler değerlerin bağımsız varoluşunu nasıl sağlayacağını düşünmektedir? Birbirleriyle tezatlık içinde olan söylem ve dil âlemlerinin kavram ve değerlerini nasıl uyumlu hale getirecektir? Elbette aktüel gelişmelere sıkı sıkıya bağlı olan bu sorular, önümüzdeki yıllarda reel siyasete damgasını vuracağa benziyor…
DERVİŞ AYDIN AKKOÇ / Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnsan Hakları Kürsüsü'nde yüksek lisansını yapan Akkoç, zaman zaman Birikim dergisinde makaleler yazıyor. Birçok kitabın editör ve redaktörlüğünü de üstlenen yazarın İletişim Yayınları'ndan çıkan Turgut Uyar'ın Çocuklarıyız ve Sol İlahiyat kitaplarında ise "derleyen" olarak imzası bulunuyor. Yazarın Şansal Dikmen’le yaptığı nehir söyleşi ise Ayrıntı Yayınları’ndan yayımlandı.
DİPNOTLAR:
1 : Abdullah Öcalan, Din Sorununa Devrimci Yaklaşım, Weşanén Serxwebun 48, üçüncü baskı 2008, s. 29-30. HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da, AKP’nin “kendine özgü bir din yarattığını,” belirtir ve ardından ekler: “bunun adı İslamiyet değil.” Demirtaş’a göre, İslamiyet “bir arada, eşit, kardeşçe ve özgürce yaşamanın temelleri” arasında olmalıdır, aksi takdirde din olmaktan çıkar. Radikal gazetesi, 11.01.2015.
2 : Abdullah Öcalan, a.g.e., s. 32.
3 : Mustafa Karasu, “Ortadoğu’da Yaşanan Büyük Kaoslar Apoculuğun ve PKK’liliğin Büyük Kazanmasını Sağlayacak Tarihi Fırsatları Ortaya Çıkarmıştır,” Özgür Halk, Eylül 2014, sayı: 2, say. 5-15.
4 : Ayhan Bilgen, “Sivil Cumaların Bozduğu Ezber,” Sol İlahiyat içinde, der: Kâzım Özdoğan / Derviş Aydın Akkoç, İstanbul: Birikim Yayınları, 2013, s. 261-268.
5 : Milliyet gazetesi, 11 Mayıs 2014.
6 : Cemil Gündoğan, “Geleneğin Değersizleşmesi: Kürt Hareketinin 1970’lerde Gelenekselle İlişkisi Üzerine,” Türkiye Siyasetinde Kürtler: Direniş, Hak Arayışı, Katılım içinde, der: Büşra Ersanlı, Günay Göksu Özdoğan, Nesrin Uçarlar, İstanbul: İletişim, 2012, s. 93-151.
7 : Abdullah Öcalan, Din Sorununa Devrimci Yaklaşım, Weşanén Serxwebun 48, üçüncü baskı 2008, s. 12.