Zindanlardaki açlık grevleri ölümlere yol açma noktasına gelmişken, Sayın Öcalan’ın çağrısıyla eylemlere son verilmişti. O günden beri İmralı ile görüşmelerin sürdüğü söylenmekteydi. Ahmet Türk ve Ayla Akat’ın İmralı’da Öcalan ile görüşmesiyle yeni bir süreç başlamış bulunuyor. Bu sürecin çözüm yolunda ne anlama geldiği gündemin başındaki konudur.

“Kürt sorunu”nun barışçı çözümü için şartlar aslında 1990’ların başında oluşmuştu. Bu durumu iki taraf da gördü ve ilk temaslar başladı. İlki 1993’te olmak üzere PKK birçok kez ateşkes ilan etti. Ne var ki halen arpa boyu yol alınabilmiş değil. Çünkü:
1- Aralarındaki tüm farklılıklara rağmen Kürt halkının geniş kesimleri stratejik olarak barışçı çözümden yanayken devlet içindeki her odak farklı taktik tavırlar koyuyordu. Birbirlerini tasfiye pahasına çözüm yolunu tıkıyorlardı. 1993 konsepti ilk ateşkes sürecini boşa çıkardı ve Özal’ı tasfiye ederek savaşı tırmandırdı. O günden beri devlet bütünlüklü olarak barışçı çözümden yana bir tavır koy-a-madı.
2- 2002 sonrasında AKP bir çözüm umudu vermeye çalıştı. Tek parti iktidarı olması ve çözüm dedikçe oylarının artması da olumlu faktörlerdi. Ama AKP bu olumlulukları çözüm yolunda değil, çözüm diyerek stratejik olarak tasfiye amacıyla kullandı. Çözüme zaten karşı olanların da desteğiyle bütün çözüm yolları tıkandı. Böylece son 10 yıl kaybedildi. 1993 konseptiyle on binlerce Kürt siyasetçi kaybedilmiş-katledilmişti. AKP devrinde on binlerce Kürt, çoluk-çocuk demeden zindanlara tıkıldı, yüzlercesi katledildi. AKP Hükümeti devletin geleneksel inkar-imha politikalarına geri döndü. Kürtleri bölüp parçalama oyunları-idamı geri getirme tehditleri ile çözüm yolunu tıkadı.
Aradan geçen süre içinde bölgedeki gelişmeler, Arap baharı sürecindeki hızlı değişimler ve Türkiye’ye bölgede verilen rol, Kürt sorununun çözümünü de karmaşıklaştırıyor. Bu karmaşık ve kaygan zeminde, geciktirildikçe büyüyen Kürt sorunu nasıl çözülecek? AKP geçmişteki gibi “Ben çözmek istiyorum ama başkaları engelliyor” bahanesinin ardına mı sığınacak yoksa gerçekten elini taşın altına koyacak mı?
Devlet ve AKP’nin medya aracılığıyla yansıttıkları hava pek güven vermiyor. Son görüşmeyi olumlu bulan herkes aynı zamanda bir ihtiyatlılık içinde bulunuyor. Yeni bir süreç başlayacaksa eski dil ve yöntemler de bir tarafa bırakılmalı ve çözümün dili-yöntemi egemen olmalıdır. Ne var ki AKP liderlerinin dillerinden hala kan ve zehir damlıyor. Hala Kürtlerin farklı kesimlerini birbirine karşı kışkırtma, İmralı-Qandil-BDP ayrımı yaparak tasfiye oyunlarına başvuruyorlar. Bunlar kuşku verici, şüpheli hareketlerdir. Eski yöntemlerle, eski taktiklerle yeni bir süreç yönetilemez, başarıya götürülemez.
Eğer gerçekten barışçı-demokratik ve kalıcı bir çözüm isteniyorsa tarafların kendi içinde bölünüp parçalanması değil ama çözümün ana hatlarında birleşmesi gerekir. Farz edelim ki AKP-devlet yöneticileri Kürt hareketini parçaladılar. O zaman kiminle barış yapacaklar? Bu daha on yıllarca sürecek yeni bir savaş sürecine yol açmaz mı? Yine CHP liderleri ucuz oyunlarla oyalanmak, sorunun parçası olmak yerine çözümün parçası olmalıdır. Yoksa onlar da tasfiye olmaktan kurtulamaz.
Barışçı çözüm sürecini çıkmaza sokan en önemli faktör ise karşılıklı güvensizliktir. Kürtler geçmişte yaşadıklarından dolayı devletin ve AKP’nin oyalama-tasfiye peşinde olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle sürece silah bırakmakla başlamak olanağı yoktur. Eğer sürecin başarıya ulaşması isteniyorsa karşılıklı ateşkes ilk adım olmak zorundadır. AKP liderlerinin “Devlet silah bırakır mı” diyerek sorunu çarpıtmaya son vermeleri gerekir. Söylenen devletin operasyonlara son vermesidir. Yoksa imha operasyonları sürdükçe savaşa devam demektir ki bu durumda kim, hangi çözümü konuşabilir?
Bu nedenle yeni bir sürecin başlaması için Öcalan üzerindeki tecride tamamen son verilmesi, askeri ve siyasi imha operasyonlarının durdurulması, siyasi tutsakların serbest bırakılması ilk ve acil adımlardır. Karşılıklı güven ortamını arttıran adımlar atıldıkça sorunların konuşulması ve müzakere süreci ilerleyebilir, yeni anayasa tartışmaları başlayabilir ve yeni bir ortak çerçeve oluşturulabilir.
Barışçı çözümün başarısı için en önemli nokta kimsenin başkasından himmet beklememesidir. Kimse var olan şartların olumsuzluğunu bahane ederek savaşa ve savaş kışkırtıcılığına teslim olmamalıdır. Hem var olan olumsuz şartları değiştirmek, hem de halkların özgürlük istemlerini ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde bir statüye kavuşturmak için kararlı bir mücadeleyi sürdürmek gerekiyor. Dünya ve bölge büyük değişimlere gebeyken Türkiye olduğu gibi kalabilir mi? Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.