Memlekette ne kadar gidişattan huzursuz insan varsa yeni bir muhalefet dili kurmak için yan yana gelmeli. Başka çaremiz yok, artık gerçekten yok.

Aslında fazla söze hacet yok. Fakat yine de bir çıkış arayalım. Memleket boydan boya hapishaneye dönmüşken kendimize en azından nefes alacak bir yer bakalım. Aslı Erdoğan ve hemen ardından Necmiye Alpay’la başlayan, Kürt hareketine destek veren kim varsa tek tek ensesine yapışıyorlar. En son Eğit-Sen’li öğretmenlerden yazar Murat Özyaşar da gözaltında. Onunla birlikte 145 kişi açığa alındı. İçlerinde edebiyat dünyasının yine pek kıymetli bir ismi Kemal Varol da var.
Bu isimler tesadüfen seçilmiyor elbette, yazdıklarında, yaptıklarında bir derdi dillendirmek var ve bu dert devletin kökünden kurutmaya çalıştığı Kürt politikasıyla yakından ilgili. Özgür Gündem’in kapatılmasıyla başlayan medyayı susturma taarruzu sayıları 25’i bulan, İMC Tv’yi de kapsayan bir kıyıma döndü. Tek millet, tek bayrak şiarının yanına tek adam da eklenince faşizmin en kızgın halkası bütün muhaliflerin boynuna dolandı. Akademisyen, gazeteci, öğretmen, yazar, yakında doktorlar, avukatlar okumuş-yazmış kim varsa yeni yapacakları hapishanelere tıkma niyetinde oldukları çok belli.
Böyle bir ortamda yeni bir muhalefet biçimi ve dili yaratılabilir mi? Hem evet hem hayır. Evet, çünkü küçük de olsa atılacak her adım artık çok önemli. Bu ister hapishaneye kart atmak olsun, isterse “ne olacak bu memleketin hali” diye ağlaya ağlaya yan masalara sarkan Kılıçdaroğlu’nun kapısını çalmak da. Kimin elinden ne geliyorsa yapmak, yapamayanların da kimseye çamur atmadan kendine bir çeki düzen vermesi gerekiyor. Hayır, çünkü yapılacak her şey devede kulak kalıyor ve bu durum bir kısır döngü olarak en önce sesini duyurmaya çalışanları yıldırıyor. Ardından elbette korku dağları bekliyor.
Kendi hısımlarından kurdukları ve adını FETÖ diye uydurdukları düzmece tezgah tıkır tıkır işlerken, HDP dahil irili ufaklı bütün örgütler, burdan nereye doğru yürüyeceklerini, kimlerle yan yana duracaklarını yeniden ve acilen gözden geçirmeli. Sen, ben, bizim oğlan kendimiz çalıp kendimiz söyledikçe bu karanlık hepimizi yutacak belli ki. Burdan iki satır yazmak, 140 karakterle sayıp sövmek yeni çağın muhalefet biçimi oldu; bu bir anlamda herkesi tembelleştirdi bir anlamda da Barış İçin Akademisyenler gibi oturduğun yerden bir “hareket” de yarattı.
Yine de bu kadar yetinmemeli, bir sonraki, bir sonraki adımı düşünmeli ve dayanışma ağını tez elden kurmalıyız. Bunun için memlekette ne kadar gidişattan huzursuz insan varsa yeni bir muhalefet dili kurmak için yan yana gelmeli. Başka çaremiz yok, artık gerçekten yok.