Zaman zaman Cephe kavramını farklı farklı adlandırsam da, okurun da fark ettiği gibi, gerçekte, tanımlamalarda yeni kavramlar üretimi gibi bir çabaya girmedim, girmeyeceğim de. Her ne kadar içerik ile biçim arasındaki uyum zorunluluğu ilişkisinden haberim olsa da, aynı yasadan yola çıkarak bilirim ki: biçim, kendisini oluşturan içeriğin değişim hızına ayak uyduramaz ve giderek başlangıçta var olan uyum, bir süre sonra uyumsuzluğa dönüşür. Ve ikincisi, dilbiliminde anlam ve kelime ilişkisinden örneklemeye kalkınca, içerik biçimi belirlemekle birlikte, biçim içeriği her zaman bire bir yansıtamaz, zaman zaman içerik biçimin de tam ifade edemediği çok daha derin anlamlara sahiptir. Şarkıların sıkça dillendirdiği “seni sözcüklere sığdırmak mümkün değil” ya da “sözcükler, duygularımı anlatmaya yeterli değil” gibi sözler bu yetmezliğin ifadesidir.
Yazının bu girişini çok felsefi mi buldunuz? Hadi canım siz de! Ya felsefeyi yukarıdaki basit cümlelerle özdeşleştirecek kadar felsefe bilgisinden yoksunsunuz, ya da benim anlatma kapasitem yeterli değil. Ama bu paragraf, ilerde sürdüreceğim tartışmalar için aydınlatıcı olacaktır, emin olun.
“Önümüzdeki demokratik devrim adımı” diye başlayan konuşmasını, “Kürt özgürlük hareketi Anadolu-Mezopotamya topraklarında bir komünist devrimi hedeflemiyor; tam tersine sisteme payanda oluyor” diye sürdüren dost, belli ki sözünü ettiği topraklarda son kırk yıllık süreci yeterince izleyememişti. Ya da Demokratik Devrim’lerin çözmesi gereken (ulusal sorun ve feodalitenin çözülmesi, işçi sınıfının içerisinde özgürce örgütlenebileceği özgürlükçü demokrasinin kazanımı vb.) sorunların Kürt Özgürlük Hareketi’nin verdiği mücadele ile ulaştığı boyuttan haberdar değildir. Ama eminin “Kürt’ten sosyalist olmaz” gibi bir düşünceye sahip olanları da en azından “Kültürel Irkçılık” kapsamında değerlendirebilecek kadar bir düşünme yeteneğine sahiptir.
Anadolu topraklarının “en geri” halkı içinde feodalite sorununu, üstelik en zor yanı olan düşünsel boyutlarıyla da büyük oranda gerileten de; ulusal kimliklerin meşruiyetini devlete ve inkar toplumuna zorla kabul ettiren de; siyasal çözüm için verilen mücadeleye bütün halkları davet edip kaprissiz, kendini dayatmaksızın, önceliksiz katılım yollarını açan da Kürt Özgürlük Hareketi’dir.
Demokratik sorunun asli meselelerinin başında yer alan demokrasinin geliştirilmesi mücadelesi ise, kim ne derse desin, açıktır ki uzun yıllardır tek başına Kürt Özgürlük Hareketi’nin önderliğinde sürdürülmüş ve geliştirilmiştir. Kürt sorunu, çok uzun bir zamandan beri, “Kürt kimliğinin toplumsal meşruiyet kazanımı sorunu” olmaktan çıkmıştır. Kürt kimliği toplumsal meşruiyetini çoktandır sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada kabul ettirmiştir. Artık tek talep “Kürt ve diğer halkların, bütün ezilenlerin, bütün inanç gruplarının, bütün yaşam farklılıklarının özgür, eşit, adil, katılımcı bir demokratik toplumsal yaşamı birlikte inşa etme aşamasına” girilmiştir. Ve bu tanımın içeriğinin genişliğinden dolayı, bu aşamanın zaferi artık tek başına Kürt Özgürlük Hareketi’nin çözebileceği bir şey değildir. Zira Kürt Özgürlük Hareketi, gelinen momentte ve içinde bulunduğumuz konjonktürde kendi kaderlerini bağımsız ve tek başına tayin edebilecek bir güce ve olanağa zaten ulaşmıştır. Ama onlar, tam da komünistlerin söylediği gibi, bütün ezilenleri, bütün sömürülenleri, bütün dıştalananları, inkar edilenleri “ya hepimiz, ya hiçbirimiz” kucaklamasıyla Yeni Yaşam geleceğine birlikte yönelmekte ısrarlılar.
“Yeni Dönem ve Yeni Yaşam” bu temelde dikkatle kurgulanmalıdır. Önceki dönemlerde her gün onlarca can ile vicdanımıza yüklenen bedellerin anlamı doğru anlaşılmalı; “miras yedi” olarak davranmak yerine, sorumluluk duygumuzu geliştirerek yanıt vermeliyiz bu tarihe. Yeni dönem ilişkileri bu büyük özveri üzerine yaratılan bu olağandışı olanakların daha fazla kullanılacağı ilişkiler olacaktır. “Yeni Yaşam”, bu yeni ilişkileri doğru değerlendirilerek, günlük yaşamın her alanında, her an yeniden sorgulanarak kurgulanmalıdır. Türk toplumu ve Türkiye demokrasi hareketi, sosyalistler, aydınlar ve özgürlük yanlısı herkes bu vicdan hesaplaşmasını yapmalıdır, yapmak zorundadır. Aksi halde bir ahlak yoksunluğunun somut ifadesi olarak ortaya çıkan vicdan-cüzdan (çıkar) çatışması içerisine düşer ki, artık kesin olarak görülmüştür ki, bundan kaybedecek olan da kendinden başkası olamaz.
Yeni Dönem, doğudan parlayan güneşin ışıklarıyla batının da aydınlatılacağı bir dönem olacaktır.
Yeni dönem, yeni yaşam
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlarının, seçim öncesi düşüncelerimi değiştirmek gibi bir etkisi olmadı. Beklenen gerçekleşti: Kapitalist sömürü ve sömürgecilik üzerine inşa edilmiş Sistem Cephesi ile barış, özgürlük, emeğin kurtuluşu, halkların kardeşleşmesi, insanın insanlık olarak bütünleşmesi istemlerinin savaşçısı olan HDP ve bazı sosyalist çevrelerce oluşan Yeni Yaşam Cephesi mücadelesinde, ileriyi temsil eden, ileri olan, yani çözüm gücüne sahip olan Yeni Yaşam Cephesi kazandı.