Türkiye’de gündem sürekli değişiyor. Çözüm süreci, iş kazaları, cezaevleri, Alevi mitingi, 12 Eylül hukuku gibi gerçek sorunlar apaçık ortada dururken, başbakan yapay sorunlarla kamuoyunu oyalıyor. En yakın çalışma arkadaşlarından bile habersiz bir şey atıyor ortaya. Kendi medyası da gündem belirliyor, kamuoyu oluşturuyor, tartıştırıyor. Amacı, kendi menfaatleri için toplumun bölünmesini sağlamak. Halkın tercihleri yerine kendi tercihlerini halka dayatmak. Din eksenli muhafazakarlığı yaşama geçirmek. Bunları ilmek ilmek örerek muhafazakar bir düzen değil, "şeriat" düzeni kurmak. Aslında kuruldu bile, işin tekniğini düzenliyor sadece. Bakmayın siz "muhafazakar demokrat"ım dediğine; basbayağı "şeriatçı".

Anımsayalım, "biz, dindar ve kindar gençlik yetiştireceğiz" diye bas bas bağırıyordu. Başörtüsü, kürtaj ve işte ilk uygulama; evlere baskın verip, "kızlı erkekli" yaşayıp yaşamadıklarına bakmak. Valiler hazır ve nazır bekliyor. Hükümetin valisi, "Sayın Başbakanımızın talimatları doğrultusunda gerekli çalışmalar tabii ki yapılıyor" diyor. Hukuk da emrinde, "hakimlere gerekli talimat verdim" dememiş miydi bir keresinde? Polis, asker de tamam zaten, gelsin özlediği düzen. Ee oyların yarısını aldı nasılsa. Diğer yarısını da almaya uygun ortamlar hazırlıyor seçim öncesi.
İktidar, bir yandan barış, demokrasi, açılım paket gibi  şeylerle o çokça diline doladığı "milleti" oyalayıp, inkar ve imha politikaları ile tekçi devletin değirmenine su taşıyor, toplumsal farklılıklar arasına çoktandır duvarlar örüyordu zaten, ama yetinmedi, öğrencilerin, kadınların, gençlerin özgürlüklerinin önüne de duvarlar ördü. Şimdi de "yurttaşların güvenliği"  bahane edilerek "utanç duvarı" örmeye devam ediyor.
Sınırların ortadan kalktığı, para-mal akışının sınır tanımadığı, seyahat özgürlüğünün nerdeyse sınırsız olduğu bir dünyada Nusaybin ile Qamişlo arasına duvar örmek ilkel bir durum, utanılacak bir durum.
Sömürgeci devletlerin ayırdığı, akrabaların ayrı köy, şehir, kasabalarda yaşamak zorunda bırakıldığı gerçeği ortada iken, yeni duvarlar örmek isteyen hükümetin amacı; hiç kuşkusuz Kürtlerin arasını açmak, mayınları korumak anlamını taşıyor. Rojava’yı düşman görmeyi adet haline getiren AKP Hükümeti, oradaki gelişmeler karşısında duvar örmeyi seçiyor. Aklımızın bir köşesinde canlılığını koruyan Başbakan’ın "Arjantin’de de olsa Kürt devleti kurulmasına karşıyım" sözleri... Rojava’da ortaya çıkan devrimci dönüşümü yaşayan halkların kendilerini yenecek güce sahip olmaları karşısındaki rahatsızlığı, korkuları.. Evet Rojava’daki gelişmeler onları rahatsız ediyor, korkutuyor. Korksunlar, çünkü, vicdanımız ve gözlerimiz ve de yüreklerimiz duvara karşı duracak hep.