Nasıl değişti öğrenci? Ne demek ‘kapı eşiğinde beklemek’ açıklar mısınız?
Metin YEÐİN: Neoliberalizm o kadar çok şeyi değiştirdi ki. Çalışma saatleri, güvencesizlik, özelleştirme ve hatta şimdi kenti yıkıyor neoliberal bir kent inşa ediyor. Tabi bu hep çift yönlü bir şey seferinde yeniden kendini inşa ediyor. İşte bütün bu değişimlerden daha doğrusu yıkımlardan da öğrenci de nasibini aldı. Bana göre başka bir kategoride tanımlanmalı artık. Öğrenci ne yapıyor derseniz ‘kapı eşiğinde bekliyor.’ Artık. Koca bir bekleme odası bana göre Üniversiteler, yüksek okullar, master, doktora ve ne biliyim sertifika programları, bir biri üstüne sınavlar hepsi öncelikle bir duygu olarak bir ‘kapı eşiğinde bekleme’ duygusu. Bir türlü dahil olunamıyor oyuna. Diş hekimi odalarında beklerken sıkıntıdan okunan tarihi geçmiş dergiler gibi ha bire eğitimin bir başka merhalesinde oyalanıp duranlar, kütlesi ortaya çıktı. Kütle kelimesi ağzımdan kaçmadı bilinçli olarak kullanıyorum. Birbirine geçmiş ama birbiri ile ilişkisiz manasında. Eh tabi neoliberlizme dahil olmak iyi bir şey mi dersen o anlamda demiyorum. Neoliberalizme zaten dahil ‘öğrenci’ ama bir türlü bende oynuyorum diyemiyor ve böyle giderse uzun süre de oynayamayacak.
Bu politik bir aktör olarak rol almıyor manasında mı?
Yok yok oraya daha gelmeden. Öncelikle öğrenci olmaktan kurtulamıyor bir türlü. Neoliberalizm ile üretim dışına düşen o kadar çok alan var ki buraya dahil olabilecek olanlar, klasik eğitimde bu nedenle yetiştiriliyor olanlar bu alanlar daraldığından o kadar az emiliyor ki herkes işsiz olarak görünmektense öğrenci olarak görünüp koca bekleme odasında kendisini rahat hissediyor…
Bu dünyanın bütün ülkelerinde benzer mi gelişti?
Evet tabiî ki. …Yine Brezilya da Metro çıkışlarında yüzlerce ayaklı ilan karşılar sizi. İnternet bir real, cafe 0.50 real…Yüzlerce insan çalışır! Burada. Bazısının elinde çanlar, palyaçolar… Buradan biri görecek internetin saati bir real olan bir yere gidecek, orası para kazanacak, onlara ödeyecek. Bütün bunlar hayatımızı, elimizden sürekli uçup giden zamanımızı çalmaktan başka bir şey değil mi? Hayat mı bu bekleme odalarında tarihi geçmiş dersleri okumak?
Böyle bir şey olabileceğini düşüne biliyor musunuz?
Neden olmasın? Bekleme odaları sıkıcıdır ve pencereleri, kapıları kırılmaya çok müsaittir. Yunanistan da isyanın dinamiği öğrencilerdir. Her kesimi birbirine bağlayan üniversite öğrenci hareketleridir. Tabiki bu Avrupa’nın tek özelleşmemiş üniversitesine sahip olduğundan ve Faşist cuntayı kovanların Politeknik üniversitesi olduğundandr. Bizde ki gibi cunta kenara çekilip resim yapmadı Kovuldu Yunanistan’da. Ancak Şili de dünyanın en kanlı, en uzun diktatörlüğünün birinin yaşandığı Şili de öğrenciler yine ayakta ve tam bizimkine benzeyen bir duruma isyan ediyor. Siz Şili de devlet üniversitesinde mesela hukuk okuyorsanız, her ay, en az 1000 dolar ödemek zorundasınız ve bunu 12 ay ödemek durumundasınız. Hem de Devlet üniversitesinde. Orada 1973 yılında,Pinochet diktatörlüğü ile başladı neoliberalizm bizden çok daha önce. Bunun için çok şükür ki insan fizik kurallarına tabi değildir. Bir taraftan itilince her zaman öbür tarafa gitmez ve öğrencilik hala insanın kısmen de olsa düşünebilme zamanına sahip olabildiği yerlerdir. Ben size sormalıyım sıkılmadınız mı bekleme odalarından?”
Ve bugün gösterdi ki gerçekten sıkılmışlar…Ne güzel şey isyan.
Yeni isyan-yeni öğrenci
Türkiye’de ve Brezilya’da isyan eden kimler? İsyanlardan iki hafta önce Spot dergisi için Bekir Avcı benle bir röportaj yapmıştı. Bu sorunun önemli bir yönünü karşıladığı için burada bir kısmını vermek istedim.