EVRİM KEPENEK

JINNEWS/İSTANBUL

"Sûr’un kimliği tamamen yıkılıyor. İktidar yeni bir kimlik ve tarih inşa etmeye çalışıyor. Bu yeni inşa edilen kimlik ve tarihin içinde Kürtler yok. Yitirdiklerimize, tarihe, insanlığa karşı bir sorumluluğumuz var. l Yeter ki ısrarlı bir biçimde itirazımızı yükseltmeye devam edelim. Her bir itirazımız faşizmde bir çatlak açacak. Sonra o çatlaklar büyüyecek, birleşecek ve belki bir gün birlikte kıracaklar bu sistemi!"

Yasak döneminde Sûr’da yaşananlara ilişkin hala birçok şeyin konuşulmadığını ve “O Sesler” kitabıyla duyulmayan bu sesi okuyucuyla buluşturmak istediğini belirten gazeteci-yazar Nurcan Baysal, “İktidar yeni bir kimlik ve tarih inşa etmeye çalışıyor. Bu yeni kimlik ve tarihin içinde ise Kürtler yok” dedi.

Dünyanın en uzun sokağa çıkma yasağının yaşandığı Amed’in Sûr ilçesinde öz-yönetim direnişleri döneminde yaşananları dipnot yayınlarından çıkan “O Ses” adlı kitabıyla okuyucuyla buluşturan gazeteci-yazar Nurcan Baysal, yaşananların tek bir bakış açısıyla kamuoyuna sunulduğunu söyledi. Nurcan, “Bu kitapla insanları yakıcı bir savaşın ortasındaki bir şehirde ‘görünmeyeni görmek’, ‘görünmeyeni’ yeniden düşünmek ya da ‘görüneni’ farklı açılardan görmeye davet etmek istedim” diyor.

‘Bir şehir bombalanırken okullardaki çocuklar ne yapar?’

Bombardıman altında yaşamın nasıl devam ettiğini anlamak ve anlatmak istediğini kaydeden Baysal, “Çünkü o dönemde yaşananları tek bir bakış açısından görme eğilimi hala çok yüksek. Oysa hayat öyle siyah-beyaz bir şey değil. Bir şehir bombalanırken okullardaki çocuklar ne yapar? Hastanelerde durum nedir? Ev kadınları, imamlar, işçiler, öğretmenler ne yapmaktadır? Farklı kesimler bu dehşeti nasıl yaşar? Bunları anlamak için kitap boyunca zengin, yoksul mahallelerde, okullarda, hastanelerde, pazarda, korunaklı sitelerde, Sûriçi’nde, Sûr dışında kitap boyunca dolaştım. Farklı sosyo-ekonomik gruplardan gelen insanlarla görüşerek, farklı hakikatler arasında görünmeyeni görmeye çalıştım. Bu kitapla insanları yakıcı bir savaşın ortasındaki bir şehirde ‘görünmeyeni görmek’, ‘görünmeyeni’ yeniden düşünmek ya da ‘görüneni’ farklı açılardan görmeye davet etmek istedim” diye belirtti.

Büyük bir aile gibidir Sûr

Sûr’un Amedliler için ev anlamına geldiğini söyleyen Baysal, bunu da “Her Amedli Sûr’dan çıkmadır. Koca bir aile gibidir Sûr” diye belirtti. Sûr’u komşuluk ilişkilerinin farklı yaşandığı, herkesin birbirinin çocuğuna göz kulak olduğu büyük bir aile olarak tanımlayan Nurcan Baysal’ın da çocukken en sevdiği şey Sûr’un dar kuçelerinde kaybolmakmış.

İnşa edilen yeni kimlik ve tarih!

“Sûr’un dar kuçeleri bizler için devasa oyun alanı gibiydi” diyerek o anları anlatan Nurcan, şöyle devam etti: “Son 3 yılda, çatışmalardan sonra Sûr’un 6 mahallesi yıkıldı, 1 mahalle Alipaşa ise ‘kentsel dönüşüm’ adı altında yıkıldı. Bu yıkımla paralel bitmeyen bir ‘inşa’ söz konusu. 3 yıldır her taraf inşaat, hiçbir şeye benzemeyen ucube yapılar yapılıyor. Sûr’un yüzlerce yıllık güzelim bazalt taşları kaldırılıp, yollara kötü görünümlü taşlar döşeniyor. Sûr’un kimliği tamamen yıkılıyor. İktidar yeni bir kimlik ve tarih inşa etmeye çalışıyor. Bu yeni inşa edilen kimlik ve tarihin içinde Kürtler yok.”

‘Sûr’a ilişkin birçok şey hala konuşulmadı’

Baysal’ın göre, insanlar Sûr’da yaşananları Amedliler’den dinlemek istiyor hatta Amedlilerin kendileri farklı kesimlerin bu dehşeti nasıl yaşadıklarını öğrenmek istiyor. Çünkü O’na göre, Amedliler de o dönem birbirini duymadı. “Kitabın imza günlerine katılan Amedlilerden, Sûr’da yaşananları konuşmaya ne kadar çok ihtiyaçları olduğunu da gördüm” diyen Baysal, “Çünkü Sûr’da yaşananlara ilişkin birçok şey hala konuşulamadı“ ifadelerini kullandı.

İnsanlığa karşı sorumluyuz

Bu dönemde yazmanın çok zor ama öte yandan çok kıymetli olduğunu söyleyen Baysal konuşmasını şöyle sürdürüyor:

“Her gün onlarca insan hakları ihlali yaşanıyor, onlarca insanın evine ateş düşüyor. Yaşamlar son buluyor, kentler yıkılıyor, cenazeler yerde kalıyor. Korkunç zulümlere tanıklık ediyoruz. Yazan insanlar olarak sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Yitirdiklerimize karşı, tarihe, insanlığa karşı bir sorumluluğumuz var. Önümüzde çok iyi bir gelecek yok. Bundan sonra daha planlı, daha ince düşünülerek, hatalardan ders çıkararak ve çok daha fazla çalışarak mücadeleyi yürütmek lazım. Açık ve örtük bir şiddet döneminden geçiyoruz. Muhtemelen bu şiddet daha da büyüyecek. Hatta okulu, üniversitesi, medyası, hukuku ile inşa edilecek. Çoğunluğun bunu destekliyor olması, milyonların da buna karşı itirazlarını yükselteceği gerçeğini değiştirmez. Yeter ki ısrarlı bir biçimde itirazımızı yükseltmeye devam edelim. Her bir itirazımız faşizmde bir çatlak açacak. Sonra o çatlaklar büyüyecek, birleşecek ve belki bir gün birlikte kıracaklar bu sistemi. Haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliklere itiraz etmeye, çatlakları büyütmeye devam.”