Kürt meselesinde hükümetin takındığı tutum, devam eden tutuklamalar, Abdullah Öcalan’dan bir yılı aşkın zamandır haber alınamıyor olması ve can yakan olayların kısırdöngüye dönüşmüş olması karşısında, tıkanmayı aşmak ve AKP’nin baskı politikalarını, ikiyüzlü uygulamalarını boşa çıkarmak için Kürt siyasetinde yeni politikalara, söylemlere ve etkili bir tutuma ihtiyaç acil olarak kendisini duyuruyor…  
Nitekim; BDP’nin yerel çalışmalarını zorluk noktasından imkansızlık noktasına taşıyan son tutuklamalar karşısında BDP adına yapılan açıklamada; “bu bir siyasi operasyondur”, …adalet..” gibi son derece yumuşak ve tekrar içeren kavramlar kullanıldı. Tepkilerin yerellerde Kürt halkının da desteği ile bu söylemleri aştığı aşikar ise de medyanın sansürü dikkate alındığında, BDP’nin siyasi tutumunun meclis faaliyetleri yahut Parti genel başkanlığı açıklamaları ile sınırlı olarak kamuoyuna yansıdığı gerçeği ve buradan bakınca bir özgüven eksikliği mi gelişiyor sorusunu akıllara düşürdüğünü görmeden geçmemeli.
Kimseye de haksızlık edilmemeli elbet, bu gün lütfen dışarıda tuttuğu milletvekillerini ve parti üst kadrosunu ayırırsak cezaevinde olmayan bir seçilmiş yönetici neredeyse kalmadı. BDP’li olmak tutuklanmak için yetiyor da artıyor. Hele aktif siyaset içindeyseniz bu durumda tutuklama müzekkeresini kendiniz imzalamışsınız dense yeridir. Pek çok milletvekilinin çok yoğun emek sarf ettiklerini de biliyoruz.
Ancak mesele kimin nasıl, ne kadar çalıştığını aşmış durumda. Mesele iktidarın tutumu karşısında etkili, sağlam yeni politika, tutum ve söylemler geliştirilmesi ihtiyacı.
Örneğin; Kürtçe’nin beşinci sınıftan itibaren seçmeli ders olarak okutulacak olması karşısında basına yansıtılan bazı açıklamalar, (yetmez ama evet.. bu sorunu AKP çözer..) AKP’nin Kürt halkı için de sahte bir umuda dönüşmesine yol açabilecek nitelikte.
Kaldı ki, Erdoğan bir yandan dilindeki zehri akıtmaya devam ederken, Kürt meselesinde CHP ile el ele vermiş durumda. Ve MHP’nin karşı çıkışları, yahut BDP’nin itirazlarını yok sayarak yola devam kararlılığında. Nitekim, iktidar ve ana muhalefet partisi uzlaştıktan sonra toplumsal mutabakat sağlanmış demektir açıklaması ile bunu tescilledi.
Yapmak istediğini biliyoruz. Kürt meselesini Kürtleri dışarıda bırakarak, örgütlülüklerini, değerlerini, taleplerini gözardı ederek biçimlendirmek istiyor. Bu sürecin sonunda kendi değerlerine yabancılaştırılmış, yalnızlaştırılmış, kolay yönetilebilir bir Kürt varlığı yaratmak istiyor. Ve bunun için Kürtçe TV ile açtığı yoldan, Kürtçe seçmeli ders ile ilerliyor. Ardından yerel yönetimlerin güçlendirileceğini de fısıldıyor. Halkın siyasetine, siyasetçisine uzaklaşmasını, umudunu kendisine bağlamasını istiyor.
Sadaka kültürünü şimdi Kürtlere uyguluyor yani. Kürt halkının temel haklarından uygun bulduğunu, istediği kadar, önlerine kemik atar gibi veriyor. Ana dilini seçmeli ders olarak buyuruyor örneğin.
Halk her zaman olduğu gibi üzerine düşeni yapmaya hazır. Ancak halkın kafasının sahte umutlarla karartılmaması ve değerlerine, geleceğine umudunu koruyabilmesi için, AKP’nin totaliter anlayış ve tarzla geliştirdiği, ikiyüzlü politikalar karşısında güçlü, etkili siyasal söylemlere, Kürt halkını AKP’nin tuzağından kurtaracak yeni politikalara ihtiyaç var.