Eskiden süreç denilince "Diyalog ve müzakere süreci" anlaşılıyordu. Buna kısaca "Çözüm süreci" de deniliyordu. 28 Şubat 2015, Dolmabahçe mutabakatına kadar her şeye rağmen çözüm umudu, artarak sürdü. Ancak Erdoğan'ın, filin zücaciye dükkanına girer gibi ortaya girmesiyle her şey tersine döndü. "Süreç yok, diyalog yok, masa yok, görüşme yok" diye rest çeken Erdoğan her şeyi silip süpürdü. Çözüm diyen Öcalan üzerinde tecrit uygulaması başlattı. Yeni bir inkar-imha sürecine yöneldi. Özellikle 7 Haziran seçimlerini kaybettikten sonra, yeni bir darbeyle meclisi-hükümeti devre dışı bırakarak yönetime el koydu. Darbeye karşı olan herkes haklı olarak darbenin şefi olan Erdoğan'ı hedef alıyor. Ama Erdoğan sadece kendi adına değil kendisini destekleyen tüm güçler adına darbe yapmıştır.
Dikkat edersek devletin ana gövdesi ve özellikle güvenlik bürokrasisi Erdoğan'ın arkasındadır. Siyasi planda ise Bahçeli'den Baykal'a, Perinçek'ten Hizbullahçılara kadar hepsi de Erdoğan'ın arkasında birleşmiştir. Yani hepsi de oradadır. Hepsinin de amacı aynıdır: Rojava Devrimini ezemeyen ve bu devrimin genişlemesinden korkan gerici-ırkçı güçler halkların özgürlük güçlerini tümden ezmek istemektedir. Bu amaçla da saldırıya en ileri cephede olan Kürdistan Özgürlük Hareketinden başlamışlardır. Geçmişten günümüze kadar özgürlük hareketine en üst düzeyde katılan şehirler birinci hedef olarak seçilmiştir. Dikkat edilirse ilk olarak hedef alınan Cizre, Nusaybin, İdil, Sur, Şırnak, Silvan 1990'lardan beri serhildanlarla gündemde olan, seçimlerde AKP'yi silip süpüren şehirlerdir. Erdoğan'ın intikam ve imha saldırıları da bu şehirlerden başlamıştır. Artık canlı yayınlarla yansıtılan saldırıların vahşetini ve buna karşı gösterilen kahramanca direnişi hepimiz biliyoruz.
Kim ne derse desin, artık yeni bir dönem açılmıştır.
Erdoğan çetesi Suruç ve Ankara katliamlarından bu yana her yeri savaş alanına çevirdi.
Erdoğan Evren'i, Erdoğan zulmü de Evren zulmünü aşmıştır. Sokağa çıkma yasakları, toplu kıyımlar, fail-i meçhuller konusunda Evren'i de aşmıştır. İdam cezasını geri getirmek, vatandaşlıktan çıkarmak gibi laflar etmektedir.
Erdoğan tarihten hiçbir ders almamışçasına "Ya teslim olun ya da imha olacaksınız" diyor. Kırk yıldır ezberlediğimiz "Son terörist yok olana kadar savaş sürecek" diyor. Bu amaçla her türlü vahşeti uyguluyor. Her türlü hak-hukuk ihlalini yapıyor. Halkın canına kastetmesi yetmiyor, halkı yerinden sürüp evini, barkını, malını da gasp etmek istiyor. Cenazeler paramparça çöplüklere atılıyor.
Olağanüstü bir dönem yaşıyoruz. Demokratik muhalefet en güçlü olduğu yerlerden başlanarak ezilmek isteniyor. Sur'daki, Cizre'deki, İdil'deki yıkım, katliam ve yerine TOKİ işgali, Maraş'ta Alevi köylerinin ortasına hepsinden daha büyük mülteci kampları inşaatıyla sürüyor.
Kimseler devlet zulmünü duymasın diye akademisyenler, hukukçular, gazeteciler zindanlara tıkılıyor, susturuluyor.
Erdoğan ve AKP çetesi hısızlıkların, soygunların ve katliamların hesabını vermekten kurtulmak için iktidarda kalmak zorunda ve bunun için her türlü katliamı yapabilir.
AKP devrinde yemlenen ve yeşerenler, Baykal, Bahçeli, Perinçek gibi devletin ayakta kalması için Erdoğan'ı destekleyen her kılıktan ırkçılar domuz topu gibi birleşmiş ve savaşta kararlı görünüyor.
Halklarımıza dayatılan ya teslimiyet ya da ölümdür.
Halklarımızın da "Ya özgürlük, ya özgürlük" ve "Berxwêdan Jiyane-Direnmek yaşamaktır" diyerek her alanda direnişi yükseltmesi gerekiyor.
İşçiler, emekçiler ve tüm ezilenlerin, demokratik ve özgürlükçü çözümden yana olan tüm halk güçlerinin de her alanda birleşmesi şarttır.
Teslimiyeti reddedenler, her alanda direnenler kazanacaktır. Yeni dönemde başkasına yaşam hakkı yoktur.