Tabii ki bu güzel ve cazip yani, bazı zorlukları ve engelleri görmemizi engeleyebilir. Her süreçte, her zaman diliminde Kürt Özgürlük Mücadelesinin motoru olan gerilla hareketinin şu an objektif olarak pasifleştirilmesi, onun yerini dolduracak aynı güçteki kurumların varlığını zorunlu kılar. Sürecin mottosu “silahsız siyaset”. O zaman siyaset kurumlarını bir bütün olarak sürece uygun çalışmalar yürütebilmesi, ya da yürüttüğü mücadele de başarıyı yakalayabilmesi, yeni bir yapılanmayı zorunlu kılar.
Eski yapı, eski yapılanmalar ve eski mentalite ile yeni (farklı) süreci başarı ile yürütmenin imkansızlığı, yönetim biliminde kanıtlanmıştır. Zaman zaman Kürt siyasetinin belirleyicilerinin yaptığı açıklamalarda bu sürecin ruhuna uygun örgütlenmelerden de bahsediliyor. Bu nedenle olsa gerek, yeniden yapılanma, yeni örgütlenme modelleri, demokratik mücadelede zihniyet ve örgütlenme değişikliği genel beklentiler.
Sivil kurumlardaki örgütlenmeler, her meslek ve sanat dalındaki merkezi yapılanmalar da bir hızlılık, böylesini bir uğraşın hedef olarak alındığının ip uçlarını veriyor. Ancak pratikteki yansıması hedeflenen ile uyumlu gözükmüyor. Bizzat işin içinde olanların bu uyumsuzluğu farketmesinin zorluğu bilinen bir gerçek.
Her ne kadar belirleyici olmasa bile, 18 Mayıs’ta Brüksel parlamentosunda yapılan Avrupa Kürdistanlı Gazeteciler Birliği’nin kuruluş çalışmalarını izlerken, toplumun en duyarlı ve yeniliğe en açık olan kesimi olması itibarı ile, yeniden yapılanmanın pratikte en açık ve en kolay ferkedileceği bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Kısa bir zaman dilimi içindeki gözlemim ki yeterli olduğunu düşünüyorum, yeniden yapılanma ve yeni sürecin ruhuna uygun bir örgütlenmenin ipuçlarını vermiyordu.
Kürt basının sürece uyum için yaptığı yeniden örgütlenme çabalarında kendini sürecin dışında görmesi bilinçli bir tercih de olabilir. Ancak ben öyle olmadığını düşünüyorum. Sanki yeni sürece hazırlıksız yakalandık, sürecin önünde ya da asgari yanında olunması gerekirken, sürece takılıp gidilecek gibi bir izlenim edinmek, pozitif beklentileri olanlar için bir uyumsuzluk. Medyanın yeni süreçteki rolünün önemini tartışmak bile absurd.
Tabii ki konferansta pozitif olan birçok şey vardı. Ancak bütün pozitflerin toplamı, kendini yenilemeyi hedef edinen bir Kürt medyasının işaretlerini vermiyordu. Önce, iğneyi kendimize batırmalıyız.
Eğer bu süreç kazanımları artırarak yeni bir ruh ve yeni bir mentalite ile yürütülemez ise, hepimiz kaybederiz. Özellikle sürece muhalif olanlar kendilerini bu kaybedişin dışında görmemelidirler. Hakaret ve küfür yerine eleştiri-özeleştiri kültürü geliştirebiliriz.
Her eleştirinin sürece pozitif bir katkı sunacağını temel alarak, herkesin bu çorbada tuzu olması gerektiğine inanarak, kaybedersek hepimizin kaybı olacağını bilinçte canlı tutarak, sürece katkı sunacak yeniden yapılanmayı Kürt toplumunun yeniden yapılanmasına paralel yürütmenin zorunluluğunu bilerek, her uzmanın sürece bilimsel çalışmalarını katarak, süreci kolaylaştıracak yaratıcı düşünceleri sistematikleştirerek, hem kendimizi birey olarak hem de toplumumuzu sürekli değiştirerek, yüzyıllık inkar politikasının yaratığı tahribatları rehabilite ederek, vb. süreci yürütmeliyiz.
“İnkarın inkarı ile yüzleşmek” yeni sürecin, yeni bir mentalitenin ve yeni bir ruhun mottosu olabilir.
Nasıl mı?.. Haftaya.
Yeni süreç, yeni mentalite, yeni ruh
Bilindiği gibi yeni bir süreçteyiz. Yeni sürecin en önemli özelliği mücadelede silahların şimdilik ya da temelli devre dışı bırakılmasıdır. Kısacası Kürt Özgürlük Hareketin de, bugüne kadar verdiği mücadelede, en önemli ve en etkin yeri kaplıyan gerilla hareketi, şimdilik geri plana itildi. Hemen görülen en pozitif yani, 9 Ocak’tan beri insanlarımızın öldürülmemiş ve ölmemiş olmasıdır. İnsanların ölmemesi sürecin en cazip yanı ve nekrofil olmayan herkesin desteklemesi gereken bir özelliği.