Bu yazıda ağırlıklı olarak Mart ayıyla inşaatı bir süredir durdurulan ve Irak sınırına çok yakın kurulan 11 ‘güvenlik barajına’ dikkat çekmek istenilmektedir. Bu ‘güvenlik’ tanımı TC’de sular konusunda yetkiyi taşıyan Devlet Su İşleri’nin (DSİ) 2007 yılı faaliyet raporunun 142. sayfasında geçen şu cümleye dayanılarak alınmıştır: “2007 yılında yatırım programına etüt-proje kapsamında sınır güvenliği sebebiyle alınan Su Şişirme Bentleri adı altında 11 adet barajın kati proje yapımı ihale edilmiş.” Burada anlaşılıyor ki TC Irak Cumhuriyeti sınırına yakın bu barajları sadece askeri amaçlı HPG gerillalarına karşı kurmaktadır.
Bu barajların resmi olarak herhangi bir ekonomik amaçları yoktur (bir kısmına projenin ilerlemiş aşamasında sözde elektrik üretimi amacı da eklenmiştir). Bölgede inşa edilen veya planlanan diğer barajlar (HES’ler dahil) da halk ve kurumlar tarafından eleştirilse de, resmi olarak sadece sosyo-ekonomik hedefler (enerji, sulama, içme suyu vs.) güdüyorlar.
Güvenlik barajlarından yedisi Şirnêx (Xezil ve Roboskî nehirleri üzerinde, biri Roboskî köyünü kısmen su altında bırakacaktır) ve dördü Colemêrg (iki ayrı alanda ikişer tane) illerinde kurulmaktadır. Barajlar genelde 35 ile 80 metre yüksekliğinde ve 5-15 km uzunluğunda baraj gölleri oluşturmak üzere planlanmışlar.
Güvenlik barajların doğrudan birinci amacı, gölleri oluştururak PKK savaşcıların sınırı geçmesini belli bölgelerde engellemesi. Yine Baraj göllerin su altında bıraktığı bölgenin, PKK tarafından saklanmak, korunmak ve malzeme depolanması için kullanılamaz hale getirilmesi.
Bu projelerin askeri hedefleri aşacak şekilde düşünüldüğünde, bu 11 projenin engebelli ve muhalif olan bu bölgede yaşayan insanları daha iyi kontrol etmek ve yine onların devamla asimilasyonunu hedeflendiği görülmektedir. TC’nin kuruluşundan bu yana bu bölgedeki halkın kontrolü hep zor olmuştur. Sınır geçişleri çeşitli sebeplerden dolayı kolay olmuştur.
Bu barajlar hakkında Kürdistan’daki kamuoyu 2008 yılında haberdar olması ihalelerle geldi. Ateş kaçırır gibi ve neredeyse hiç bir fizibilite çalışması yapılmadan ve yine ÇED uygulanmayarak (açıktan yasalar ihlal ediliyor) projeler hayata geçirilmek isteniyor. Dikkat çekilirse 2007 yılında TC ile PKK arasında çatışmaların yeniden hissedilir şekilde artmaya başladığı dönemdir.
Şirnêx’de ilk üç barajın (Silopi, Şırnak, Uludere barajları) gövde inşaatı 2012 yazında bitti ve su tutulmaya başlandı. O bölgede yaşayanlar diğer barajlarda görmedikleri kadar doğa üzerinde korkunç bir yıkım gerçekleştiğini aktarıyorlar. Temmuz 2012’de Şirnêx ve Çolemêrg’de PKK ile TSK arasında şiddetlenen silahlı çatışmalardan dolayı Şirnêx’te geri kalan dört barajın inşaatları durma noktasına gelmiş, Çolemêrg’deki dört barajın faaliyetleri tamamen durmuştur.
Şimdi ‘yeni süreç’ ile TC devleti HPG’nin saldırmayacağını düşünerek bu geri kalan sekiz barajı bir an önce bitirmek istiyor. Bu fırsatçı yaklaşımı toplum içinde haklı olarak kaygılara neden olmaktadır. TC gerçekten bir adil barışa gelecek mi? Kürt tarafı buna yüzde 50 şans verdi. TC’nin samimiyetsiz davranışı şunu göstermektedir: Bir devlet askeri amaçlı kendi sınırına barajlar kurup doğa ve insan üzerinde büyük yıkım getiriyorsa, bu devletin düşünce ve planlamasında sürekli çatışma vardır. Bu korkutucu bir durumdur. Başta Şirnêx ve Çolemêrg olmak üzere buna karşı durup mücadele gerekir ki son haftalardaki protestolar çok doğru. Bu yıkım projelerini durduracak tek güç halkın kitlesel şekilde müdahele etmesidir.
Yeni süreçte baraj inşaatları
Newroz ile Kürt Özgürlük Hareketi tarafından ilan edilen ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa’ süreç sonucu bazı kaygılı gelişmeler de ortaya çıkmaktadır. Kürtlerin eleştirdiği noktalardan biri ateşkes ilan edilip HPG gerillaların TC sınırların dışına çıkması sonrası Türk devletinin karakol, baraj gibi askeri ve sömürü projelerine Kuzey Kürdistan’da yüklenmesidir. Son iki haftada Lice’de TSK güçlerince halkın üzerine doğrudan ateş açılması sonucu daha çok inşaası başlayan, tekrar devam eden veya hızlandırılan karakol inşaatları ön plandadır.