Dakika başı insan aklını ve vicdanını sarsan o kadar çok şey yaşanıyor ki bu ülkede, toplu bir intiharın eşiğine gelinmiş gibi! AKP’lileşen devlet ya da devletleşen AKP, son yüzyılın en korkunç insanlık suçlarını bir coğrafyaya yaydıkça yayıyor. Kendisi dışındaki her düşünceyi, halkı, mezhepi yok sayan ve onlarla mücadele etmek adı altında tam bir imhayı dayatan korkunç bir konsept hızından hiçbir şey kaybetmeden devam ediyor. 

Kürdistan'da yaşanan sivil katliamlar ve buna karşı faillerin cezasız kalması, Haziran ayından bu yana yaşamın rutin parçası olurken, ele geçirdiği medya, insan ahlakının çoktan dışına çıkmış yalan-yanlış haber vererek "batı yakasını" zehirliyor. Kürt halkının evlatlarının cesetleri kaldırım taşlarında günlerce bekletilirken, onların öldürüldüğü saatlerde TV’ler utanmadan evlilik programları yapabiliyor! Eğlence programları yapılabiliyor! Bir ülkede yaşayanlar eğer sevinçte-tasada-hüzünde bölünmüşlerse onlar zaten artık bölünmüş demektir. 

Daha dün, Cizre’de yaralı ve ölüleri almaya gidenlerin üzerine ateş açılıyor; bir binaya geçtikten sonra dahi kurşun yağmuruna tutuluyorlar; gerçek bir katliam denemesi yapılırken polislerin sırtından ağır yaraladığı İMC kameramanı için devletin "kamuoyunu yalan haberle zehirleme ajansı" AA, utanmadan "sözde kameraman olduğu belirtilen…" diye bahsedebiliyor! Bu nasıl bir ahlaksızlık, nasıl bir ikiyüzlülük, nasıl bir utanmazlık halidir! Birgün herşey bittiğinde, tarihin karanlık sayfalarına geçenlerin başında, gerçekleri ters yüz eden, devletin katliamlarını gizleyen, böylelikle Kürt halkına yönelik en korkunç insanlık suçlarının ortağı haline gelen bu çamur medyası yer alacak! AKP milletvekilleri iş bitirmeler, ihale kovalayıcısı durumundayken, onlar mı yoksa Cizre’de binlerce kurşun altında, bir yaralı daha kan kaybından yaşamını yitirmesin diye kendi yaşamını ortaya koyan Faysal Sarıyıldız mı halkın temsilcisidir; bunu da tarih kaydetmekte… 

Devletin öldürdüğü bebekler, kadınlar, çocuklar, yaşlılarla ilgili yalan haberler yapan basın, bu suçları işleyen faillerden daha suçsuz değildir. Halkın doğru haber alma hakkını zehirleyenler, bir gün mutlaka yaptıkları bu yalan haberlerden dolayı yargılanacaklardır…

Yeni Türkiye neresi midir? Tüm yaşamını akademiye, bilime, okumaya adamış akademisyenleri hedef tahtasına koyan, her türlü hakareti yapan Cumhurbaşkanının, ortalama eğitim durumları ilkokul olan muhtarlarla birlikte, bu akademisyenlere söylenmedik lafın bırakılmadığı ülkedir!

Barıştan, insanı yaşatmaktan yana olan akademisyenlere en ağza alınmadık hakaretlerin yapıldığı ülkedir! Bunu yaparken de, AKP’nin yerel işbirlikçisi olan, 1 Kasım seçimlerinde Urfa, Bingöl gibi birçok ilde seçmeni sandığı yaklaştırmayıp tüm köy/mahalle adına silahla-tehditle tek başına oy kullanan muhtarlarla ha bire toplantı yapıldığı ülkedir! 100 yıllık cumhuriyet tarihiyle yaşıt olan Kürt sorununun çözümünü buzdolabına kaldıran, masaları deviren AKP aklının, bu sorunla ilgişli tek bir akademisyenle 10 dakika dahi görüşme yapmayıp; muhtarlarla 19 defa toplantı yaptığı ülkeye denir Yeni Türkiye!

Bu ülkedeki siyasi cinayetlerin adım adım nasıl örüldüğünü; Kürt iş insanlarından, Apê Musa’lardan, gazetecilerden, Hrant Dink’ten, Tahir Elçi’den biliyoruz.. Şimdi de daha adi yöntemlere çağrıların yapıldığı; 3. Sınıf mafya kalıntılarının barış bildirisini imzalayan akademisyenler niçin "kanlarını oluk oluk akıtıp, akan kanlarıyla duş alacağız" dediği bir ülkedir! O mafya kalıntıları ki, 1 Kasım seçimlerinin startını, Cumhurbaşkanına destek adı altında Rize’de yapmış birileridir!! 

Katilsiniz.

Hırsızsınız.

Yalancısınız.

Acımasızsınız.

Kendinizden başkasına yaşam hakkı tanımıyorsunuz.

Bir şey daha var; son yaklaştığı için bu kadar öfke kusuyor; bu kadar vahşette sınır tanımıyor, ağzınızdan öfke ve hakaret eksik olmuyor..

Bizler, o "son" geldiğinde olanca rahatlığımızla karşılayacağız..Ya siz?

Elinize, üstünüze, başınıza bulaşmış bu kadar çocuk kanı varken bakalım siz ne yapacaksınız?