Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki gün kaldı. Cumhurbaşkanlığına en yakın aday olan Tayyip Erdoğan yine utanç verici konuşmalar yapıyor, ne kadar milliyetçi olduğunu göstermek için bir huşu içinde “Türküm” diyor. Ulus-devlet ve tek millet anlayışının gereği bu ülkede sadece Türkler Cumhurbaşkanı olur demeye getiriyor. Bu da aslında sadece Türklerin birinci sınıf vatandaş olduğunu, diğerlerinin ise sözde birinci sınıf vatandaş olarak dillendirildiğini ortaya koymaktadır. 

Erdoğan Gürcü olduğunu kabul etmiyor. Ancak fiziki görüntüsü Gürcü olduğunu haykırıyor. Bilindiği gibi özellikle Artvin’de Müslüman Gürcüler yoğun olarak yaşamaktadır. Rize de zaten Artvin’in bitişiğidir. Kuşkusuz Müslüman Gürcülerin önemli bir bölümü asimile edilerek Türkleştirilmiştir. Ama bu, son yüzyılda olmuştur. Bu açıdan Erdoğan da dönme bir Gürcü’dür. Kuşkusuz kimlikler de bir bakımdan önemlidir. Ama genel insanlık değerleri açısından da çok önemli değildir. Ancak Erdoğan’ın ben Gürcü değilim, Türküm demesi önemle irdelenmelidir. Çünkü farklı kimliklerle anılmasını sanki kendisine hakaret edilmiş gibi algılamaktadır. Söyleminde sanki Gürcü bir cumhurbaşkanı olamaz gibi bir anlam vardır. Böylece ben Türküm, ama Selahattin Demirtaş Türk değil gibi bir tutumu ortaya koymuş olmaktadır. 

Erdoğan’ın dili ve üslubu zihniyetinin yansımasıdır. Zaten “Üslub-u beyan aynıyla insandır” derler. Erdoğan gerçekten de ırkçı faşist zihniyete sahiptir. Tek millet, tek vatan, tek dil, tek bayrak, hatta tek dil ve tek din derken bunu huşu içinde söylemesi karakterini göstermektedir. Dönmeler her zaman aslından daha fazla biz Türk’üz, Arap’ız, Alman’ız derler. Geçen gün Kemal Kılıçdaroğlu da bu tür ruh hali içinde olan birileri için kraldan çok kralcı diyordu. Ne yazık ki Kemal Kılıçdaroğlu da böyledir. Kürtleri imhaya uğratan, Dersim’de 37-38 katliamını gerçekleştiren ulusalcılar gibi ulus-devletçidir. Kılıçdaroğlu Başbakan ve çevresini eleştirirken söylediği doğruyu, kendine uygulamıyor. Çünkü kendini Kurmanç ya da Kirmançkî görmüyor; en hakiki Türk biziz diyebiliyor. 

Kendi kimliğini inkar edenlerin iktidar ve ana muhalefet olduğu Türkiye’de, Selahattin Demirtaş gibi Kürtlüğünü, dolayısıyla Dimilî olduğunu reddetmeyen bir cumhurbaşkanı adayı olması Türkiye açısından yeni bir dönem başlatacaktır. Eğer yüksek oy alır, ikinci tura kalırsa Türkiye o anda değişmiş olacaktır. Ortadoğu’nun en temel sorunu, farklı etnik ve inanç topluluklarına tahammül azlığıdır. Eskiden böyle değildi. Son iki yüzyılda milliyetçilikle mezhepçilik iç içe geçince bu toprakların ruhuna ters faşist bir karakter ortaya çıkmıştır. Eğer bu zihniyet Türkiye’de kırılırsa tüm Ortadoğu’da kırılır. Ne var ki şimdi bu zihniyet Erdoğan gibi ruh hali bozuk siyasetçilerle körüklenmektedir. Erdoğan zihniyeti, IŞİD zihniyetinin farklı yumuşatılmış bir versiyonudur. Türkiye deyip geçmemek lazım. Türkiye’deki her olumluluk ya da olumsuzluk Ortadoğu’ya katlanarak yansımaktadır. 

Selahattin Demirtaş, tüm halkların adayıdır; tüm Türkiye’nin adayıdır. Bu güzel bir şeydir. Tabii ki sadece Kürtlerin adayı olmayacaktır. Ya hiç aday olmayacaktı, ya da olduğunda tüm halkların, etnik ve dinsel toplulukların adayı olarak konuşacaktı. Bu nedenle bazılarının ‘Selahattin Demirtaş Kürtlerin adayı değildir’ sözleri provokatiftir, hatta alçakçadır. Eğer Erdoğan’ın “Ben Türklerin adayıyım” demesine öfkeleniyorsak, tüm Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olamayacağını söylüyorsak, o zaman Selahattin Demirtaş Kürt, Türk, Çerkez, Gürcü, Arap, Ermeni, Süryani, Êzîdî, Alevi ve farklı mezhepten Müslümanların adayı olacaktır. Doğrusu budur. Zaten Selahattin Demirtaş’ın ayrıcalığı ve üstün yanı da budur. 

Selahattin Demirtaş, yüksek oy alırsa hem Kürt sorununun çözümü, hem de Türkiye’nin demokratikleşmesi yakınlaşacaktır. Bir oy bir oydur. Selahattin Demirtaş’ın bir oy fazla almasının bile önemi çok büyüktür. Yüzde on beş ve üzeri oy alması bile Türkiye’de çok şey değiştirir. Selahattin Demirtaş yüzde on beş oy aldığında, Erdoğan’ın yüzde ellinin altı ya da üstünde aldığı oydan daha etkili sonuçlar ortaya çıkarır. HDP, AKP ve CHP’den daha etkili ve siyasal gelişmeleri belirleyen güç haline gelir. 

Bu açıdan her Kürt, her demokrat, her sosyalist Türkiye’nin özgür ve demokratik yaşama kavuşmasını isteyen her birey ve topluluk, AKP ve CHP’den rahatsız olan herkes sandığa gitmeli, mührünü Selahattin Demirtaş’ın resminin altına basmalıdır. Selahattin Demirtaş’ın resminin altında basılan her mühür Kürt sorununun çözümüne ve Türkiye’nin demokratikleşmesine verilmiş bir imza olacaktır. 

Kadınların Selahattin Demirtaş’a destek vermesi bile demokratik ve özgürlükçü bir aday olduğunu kanıtlamaktadır. Bu nedenle Selahattin Demirtaş’a verilmiş her oy, özgür ve demokratik yaşama, yani yeni Türkiye’ye verilmiş oy olacaktır. Yeni Türkiye, yeni Ortadoğu olacaktır. Bu da bugün kaos ve acıların yaşandığı Ortadoğu’da özgür yaşam vahası ve kutbu haline gelmek olacaktır. Selahattin Demirtaş’la tüm halklar, tüm Türkiye ve tüm Ortadoğu kazanacaktır.