7 Haziran seçimlerine sayılı günler kaldı. Partilerin seçim çalışmaları da hız kesmeden devam ediyor. Bu seçimleri geçmişte yapılan seçimlerden ayıran en önemli yön, kritik gelişmelere gebe olması. Kürdistan’da Ağrı’da başlayan ve Türkiye’nin değişik şehirlerinde HDP’ye karşı yürütülen provokasyonlar, Adana ve Mersin’deki HDP il binalarında yaşanan patlamalarla ülkenin tehlikeli bir virajda olduğu görülüyor. Bu nedenle HDP’ye oy vermeye ikna edeceğimiz tek bir insanın vereceği oy bile kendi değerinin katbekat üstünde değer kazanıyor.
7 Haziran seçimlerinde AKP’yi durduracak tek güç HDP’dir. HDP bu seçimde kilit konumunda. HDP’nin barajı aşıp meclise girmesi Türkiye halklarının yakın gelecekteki toplumsal ve siyasal atmosferini belirleyecek bir konumda. HDP 7 Haziran seçimlerinde 12 Eylül darbesinin bir ürünü olan yüzde 10 barajını aşarak meclise girerse, bagajında çok ağır sorunlarla geleceğe adım atacak.
Tüm bu sorunlar karşısında Kürt sorunun çözümünün sağlanması ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde en büyük umut olan HDP, diğer partilerden farklı stratejisi, siyaseti ve ilkeleriyle kalıcı barışın önünü açacak.
Bunun içindir ki HDP’nin Türkiye halkları üzerinde yaratmış olduğu olumlu havayı iyi değerlendirmek gerekir. Türkiye halklarını yıllardır mezhepsel ve ırksal çatışmaları üzerinden birbirine düşüren politikaların ve Kürtlerin özgürlük mücadelesini tehdit olarak görme önyargılarının kısmen kırıldığını görmekteyiz. 8 Haziran sabahı HDP’yi güçlü bir şekilde mecliste görmek istiyorsak, HDP’nin farkını daha iyi anlatmalıyız.
AKP’nin kendi iktidarının devamını sağlamak ve sağlamlaştırmak için HDP’nin Adana ve Mersin il binalarını bombaladı. Bununla da kalmadı; her zaman olduğu gibi gerçekleri manipüle etti, algı operasyonu yarattı ve kendini mağdur göstermeye çalıştı. Fakat bu çabalar beyhude. Artık AKP’nin bu yalanlarına en fanatik AKP’liler dışında kimse pek inanmıyor. Bu bombalama olayları AKP’nin saldırganlığının boyutunu, iktidar egosunu, çirkinliğini de deşifre etti. Ağrı, Adana ve Mersin’de seçim başarısı için icat ettiği “dahiyane yöntemler” ters tepti.
AKP, din olgusunu toplumu yönlendirmek amacıyla çokça kullanmaktadır. Seçim meydanlarında elde Kur’an ile toplumun dini duygularıyla oynuyor ve o kimliğiyle kendisini ön plana çıkarıyor. Yıllardır kendisini namuslu, dürüst, temiz inançlı insanlar topluluğu edasıyla pazarlamaya çalışıyor. Dini diğer partilere karşı bir saldırı aracı olarak kullanıyor. CHP’yi, Kılıçdaroğlu’na Alevi kimliği üzerinden saldırmakta HDP ve Kürtlere ise Zerdüştlük üzerinden ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırma söylemi üzerinden saldırmaktadır. AKP toplumun hükümeti seçimle değiştirme isteğini bile bir darbe olarak nitelendirmektedir. Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, iktidarları sallandıkça toplumdaki kutuplaşmayı derinleştiriyor, algı operasyonlarına devam ediyorlar.
HDP’ye karşı gerçekleştirilen bombalama eylemini DHKP-C’nin yaptığını, HDP, CHP, MHP, DHKP-C, Kandil ve paralel yapının ortak hareket ettiğini dillendirmektedirler. Aslında toplum Türkiye‘de ciddi anlamda bir bunalım ve arayış içerisinde. Türkiye siyasetinde MHP ve CHP’nin iktidar olma ve ülkenin sorunlarına köklü bir çözüme kavuşturma gibi bir gücü ve perspektifi yok. Her iki partide kısmen bir oy artışı yaşansa da AKP’ye alternatif bir siyaset anlayışını MHP’nin geliştiremeyeceğini biliyoruz. Fakat sosyal demokrat bir kimliğe sahip olduğu iddiasında olan CHP’nin ekonomi ağırlıklı bir politika dışında bir politikaya sahip olmadığını, ekonomik politikalarının da sermayenin istemleri doğrultusunda belirlendiği son dönemde açıkladığı AKP taklidi projelerle açık bir şekilde görülmüştür.
Seçime sayılı günler kala Türkiye’de demokrasiye inanan, Kürt sorununda köklü ve demokratik bir çözümden yana olan güçlerin AKP’nin bu kara propaganda yöntemlerini sokak sokak, ev ev dolaşarak topluma anlatması gerekiyor. AKP’nin çok da yeni olmayan, “Yeni Türkiye Projesi”ne ve CHP’nin ekonomi ağırlıklı “Yüzyılın Projesi”ne karşı, HDP’nin ortaya koyduğu Yeni Yaşam Projesi (baraj meselesi çok da abartılmadan), gençlik, kadın, eğitim, sağlık, ekonomik ve ekolojik boyutları da öne çıkarılarak kitlelere aktarılırsa yeryüzünde eşi benzeri olmayan yüzde 10 barajının çok çok üstünde bir oy alabileceği açıktır. Bu inanç ve duygularla 8 Haziran sabahı “Yeni Yaşama Merhaba!” için hep birlikte çalışalım!