Hayatın kapısında ters dönmüş bir kaplumbağanın talihidir Roboskî!

Viran edilmiş kentlerin ahiret gününde ağlayan çocukları ya da...
Aslında en çok da bir halkın makûs talihinin 21. yüzyılda da değişmeyen katliam  yüzü, Roboskî...
Hala ağlayan anneler, yalan söyleyen koca koca “adam”lar ve çene hizasını geçmiş utanmazlık; Roboskî...
Yine de umut adına kocaman bir şey, gözyaşlarının dört koldan, Qamişlo, Amed, Hewlêr ve Ûrmiye’den Roboskî’ye akması ya da ateşin sadece  otuz dört ocağa değil, ülkenin orta yerine düşmesi... Ağıtların hep bir ağızdan çekilmesi...
Otuz dört ölüm ve koca bir umut... Otuz dört ölüm ama şiddetli bir nefret değil, gördü herkes trafik kazası geçiren askerlerin yardımına koşan Roboskîli anneleri... Dünyanın gözleri önünde askerini kucaklayan Başbakan yardımcısını da...
Saatler sonra bir yıl daha eksilteceğiz ömrümüzden, ömrümüze yığınca acı kattığımız bir yıl... “28 Aralık 2011, saat 21: 37”yi, hesabı verilene kadar, hep birlikte tekrar yaşayacağımız bir yıla “isteksiz ve buruk” bir merhaba, diyeceğiz saatler sonra...
Hayata dair, iyi ve güzel’e dair umutlarımız diri ama yorgun bir şekilde yeni bir yılın hengamesine karışacağız saatler sonra... Kimimiz içeride, kimimiz dışarıda, kimimiz “uzaklar”da, kimimiz de sürgünde, ülke hasretiyle... İyisi şu ki, hep birlikte -tek yürekte- girmek yeni bir yıla, umutları bileyerek...
Birbirimizi unutmayarak hiç... Hatılayıp, hatırladığını hissettirerek; mesela içerideki arkadaşlara mektup yazarak... Siz içerideki bir arkadaşa mektup yazdınız mı?