Hoş geldin yeni OHAL! Yeniden 90’lar. Al filmi sar yeni baştan. Bu kafalar asla değişmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti devletinin zihniyeti asla değişmeyecek. Yeni OHAL’in ilk uygulamaları, TBMM’deki şiddet sahneleri ile başladı. Kadın parlamenterlere yönelik aşağılayıcı davranışlarla…

''Güvenlik paketi ya çıkacak ya çıkacak'' diyorlar.

Çıkacağına inanıyorum.

Güvenlik paketi çıkacak ama ne yazık ki, sonuçta Başkan Erdoğan ve Başbakan Davudoğlu’nun da sonunda bu güvenlik paketinin kurbanı olacağına inanıyorum.

Aynı Cemaatın başına gelen gibi.

"Kontrolü almaya az kaldı” diyorlardı.

Yandaşlarının, ellerindeki yetkiyi kötüye kullanarak çiğnedikleri, ihlal ettikleri  temel hak ve özgürlüklere bugün kendileri muhtaç vaziyetteler.

Bu kafayla aynı şey AKP iktidarının da başına gelecek.

Şuraya yazıyorum.

Hepimiz göreceğiz.

1990 yılında ANAP iktidarı, olağanüstü SS kararnamelerini çıkardı. Muhalif yayın yapmak neredeyse imkansız hale gelmişti.

1991 yılında ise, ANAP Hükümeti giderayak, ülkeye Terörle Mücadele Kanunu'nu hediye etti. Adalet sistemi ayrımcılığı kurumsallaştırarak, asıl o zaman çöktü. 12 Eylül rejimi, sivil kılık altında iyice perçinlendi. 

AKP iktidarı da aynı 1991 DYP-SHP koalisyon hükümeti gibi, deklare ettikleri ve bundan dolayı oy aldıkları demokratikleşme ve 12 Eylül rejimini sonlandırma programına ihanet etti.

Döndük dolaştık aynı noktaya geldik.

Yine 90’lardaki olağanüstü yetkiler… Valilere sıkıyönetim yetkisi… Yani sivil sıkı yönetim…

Polise sınırsız operasyon olanağı, poliste tutma zamanı da genişleterek…

Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın bu paketin 12 Eylül rejimine dönüş anlamı taşıdığını belirtmesi önemli. Günay şöyle devam ediyor: "Güvenlik paketinde hiç kimsenin katiyen evet diyemeyeceği bir takım yargı kararları olmaksızın infaza dönüşen düzenlemeler var. Bu tamamen hükümetin kendine olan güvensizliğini ifade ettiği bir paket.”

Ertuğrul Günay, 12 Eylül cuntası tarafından "Devrimci Yol” bağlantısı iddiası ile hapsedilmiş bir politikacı. AKP’nin ise, demokratik reformları destekleyen kanadı içinde yer aldı. Kültür Bakanı olması, evrensel kültür mirasına sahip çıkılması ve korunması bakımından çok hayırlı oldu. Hiç olmazsa 10 yıl kazanmış olduk. Bence Hasan Ali Yücel’den bu yana en başarılı kültür bakanı idi. Bu bakımdan onun son güvenlik paketi hakkında yaptığı değerlendirme son derece önemli.

Bu filmi biz, 90’ların başında da izlemiştik.

İnsanlar eskiden faili meçhullere kurban giderdi.

Genç ölümleri yeniden olağanlaştırılıyor.

Bugün ise, tek değişiklik faillerin artık ortada olması ve elini kolunu sallayarak serbestçe dolaşması… Sorumlularının korunma altına alınması, geçmişte olduğu gibi.

Sistem gittikçe daha bir "korku cumhuriyeti”ne dönüşüyor.

Yıllar önce, Irak’taki Saddam rejimi için kullanılan bir terimdi "Korku Cumhuriyeti”. Iraklı muhalif yazar Kenan Makaya tarafından 1989 yılında, Körfez savaşından önce yayınlanan bu çalışma, kişi kültüne dayalı rejimlerin çözümlemesini en iyi yapan kitaplardan biridir. (Keşke 1998 yılında yapılan güncellenmiş basımı, Türkçe'ye çevrilse. Çünkü Ortadoğu siyasetindeki kişi kültünü algılamada yapılmış en iyi çalışmalardan biri.)

Saddam, Kuveyt’i işgal kararı aldığında, diplomatik temasları sonucu, ABD’nin bu işgali onayladığı inancındaydı.

İran’a karşı 10 yıl savaşırken, her türlü silahı Batı'dan edinebilmişti, Halepçe’de kullandığı kitlesel imhayı hedef alan kimyevi silahlar da dahil. 

Ama kendine tanınan sınırı aşıp Kuveyt’e daldığında artık dünyanın erk merkezlerinde, "artık suyunun ısındığı” düşünülüyordu.

Ve gereği yapıldı. Ama Ortadoğu bir kan denizine dönüştü.

Umarım, bu korku ve linç ortamında, Anadolu coğrafyası aynı kaderi paylaşmaz.

1990’ların sonu gibi ortalığı yine üniversiteleri, Trabzon’dan, İzmir’e, İzmit’e linç girişimleri kapladı.

Barış sürecinde oluşturulan uyuyan hücreler, milisya ağır ağır başını kaldırıyor.

Türkiye’yi Yugoslavya’ya, Irak ve Suriye’ye dönüştürmek istiyorsanız, bu politikalarınıza devam edin beyfendiler.

Ama altından ağır kalkarsınız.