Cemre düşer, derelerden sular coşkunca akar, yağışlar çoğalır, rüzgar sabırsızlıkla bekleyen tomurcukları okşar ve bahara gideriz. Bahar yağmurları toprak ananın verimine verim katar. Uzun upuzun karlı kara kışı geride bırakırken, yüzümüzü ve ömrümüzü bahara dönerken, yeniden doğuşun ve dirilişin emsalsiz temsilcisi Önder Apo’dan hiç haber alamazken yeni bir doğum gününü daha yaşadık.

Yeniden doğuşa en anlamlı ve en kutsal cevabı ‘bu tecrit insanlığa ve halklara karşı uygulanan en ahlak dışı yöntemdir’ diyen ve bedenini dirhem dirhem erimeye veren, anlamın ve hissin büyük öncüleri açlık direnişi kahramanları cevap vermiştir. Bedenlerimiz “yaşamak direnmektir, direnmek yaşamaktır” der. Baharın doayı yeniden yeertmesi gibi, yeerttiler umutlarımızı yıldızlara göç edenler. Ölümün adını ‘bahar’ koyanlara ‘çağın direnişçileri’, yaşamın adını ise ‘Özgür Önderlik’ koydular.

Newroz atelerinin sıcaklıı yürekleri ısıtmaya, umutları yeertmeye baladı. Çaın direnii, tarihin kutsal topraklarında tüm dünyaya inancın, haklılıın ve iradenin gücünü gösterdi. Kara kışı aydınlık bahara dönüştüren kardelendir onlar. Kardelen; beyaz, zarif ve incecik bedenine rağmen, adeta öfkeyle geçer beyaz örtüyü. Kavuşmak, buluşmak için aşkın kollarına, aşkın sıcaklığına… Zaten bunun için değil midir? Büyük ve çetin mücadeleler, başkaldırmalar… Kutsallığın içinde erime aşkı içindir nice savaşlar. Kardeleninin inadı, karı delip Güneşle buluşmak. airin u sözlerini hatırlattılar bize;

“Dövüenler de var bu havalarda

El, ayak buz kesmi,

yürek cehennem

Ümit, öfkeli ve mahsun

Ümit sapına kadar namuslu

Dalara çekilmi

Kar altındadır”

biter, bahar gelir, karlar erir. Karlar altındaki ümitlerimiz yeerir, kelebekler özgürce kanat çırpar. Yamurlar yaar kentlere, kırlara ve dalara. Yıkar, temizler karamsar sokakları. Aır bulutlar hafifler, daılır ve ııldar masmavi gökyüzü. Güne ısıtır topraımızı, gülümser direnen yiitlere. Ve direnmek nedir, örenir dünya. Direniş, kendi doğuşunu ve özgürlüğünü Önderlikte tüm hücrelerine kadar hissetmektir.

Amara’da bin yıllık uyanış

Ölüm, acı, işkence ve gözyaşıyla eş olan doğum sancılarını yaşadı Üveyş ana. O yıl kıtlığa karşı bolluk kol geziyordu Amara’da. Bereketli bir yıl. Bulut, yağmur ve güneş üçlüsü arasındaki harmoni ekinleri büyütüyor ve otlar boy atıyor. Her çeşit bitki yeşeriyor, tepeler zümrüt yeşiline dönüşüyor.

Bahar aylarının bereketi var ama o yıl, yani Önderliğin doğduğu 1949 Nisan’ında, her yer ve her şey bereket misali. Tüm vadilerden akan sular başka sulara kavuşuyor, kurumuş pınarlar patlıyor, sular fışkırıyor.

Sular, sularla buluşarak Fırat’a akıyor. Hırçın, heybetli, deli dolu Fırat. Toprağın adeta yağmuru yuttuğu, doymadığı bir bahar, tıpkı bu nisan ayı gibi… Gök gürlemeleri, çakan şimşekler ve şiddetli esen rüzgarlardan sonra uyumu daha da güzelleştiren yeni bir oluşum. Önderliğin doğumu tüm Kürtler ve halklar için zor ve sancılı oldu. Bereketin böylesi oluk oluk aktığı bir tarihte gerçekleşti. Doğanın ve evrenin zenginliği, adaleti, uyumu ve çeşitliliği Önderlikle buluştu. Önderlik mazlum halklar için, bahar bereketi gibi yağdı Ortadoğu coğrafyasına, iklim değişti tıpkı bu bahar gibi… Önderliğin doğumu, kutsallığın tanımıdır. Esaretten kurtuluşu da bizler için özgürlüğün tanımı olacaktır. Çünkü, Önderlik özgürlüktür.

Kürdistan Halkları Önderi Öcalan, kendi doumunu üç ayrı aamada ele alıı, yine aynı gerçeklikle balantılı; "Beenmediim anamın douruuyla, ciddiyetine hiç inanmadıım modernitenin dourma çabalarına karı, tüm öldürmelerden sonra kendi kendimi üçüncü kez douruumu çok ciddiye alıyor ve holanıyordum" diyerek ifade etti. Daha çocukken Üvey Ana’yı “Beni dourmakla ne kadar acıya yol açtıını biliyor musun?” diye sorgulayan Rêber Öcalan, özgürlük mücadelesinde de bu sorgulayıcılıı esas aldı. Önderlik her zaman doğuşunun fiziksel yönünden ziyade, sosyolojik boyutuna dikkat çekti. Rêber Apo’ya göre; bir ana-babadan dünyaya gelmek fiziksel bir doğuştur ancak, asıl önemli olan sosyolojik doğuştur. Önderlik hiçbir zaman analık ve babalık olgusunu, onun ruhsal ve psikolojik boyutunu göz ardı etmedi, bunu önemli oranda sosyolojik bir kavram-olgu olarak ele aldı.

Rêber Öcalan’ın dili, anayı ve ana etrafında gelien toplumsallıı en büyük deer olarak gören, derin bir zihniyetin dilidir. O’nun yaam felsefesinde, Üvey Ana’yı ele alıla, anavatanı, toplumsallıı, halkı, kadını akı, dostluu ve yoldaı ele alı arasında müthi paralellikler vardır. Üvey Ana ile ilikisi ne ise, tüm bu deerlerle ilikisi öyledir. Hepsinin realitesiyle ilkesel düzeyde kavga verir. Anada, kadında, akta, anavatanda, toplumsallıkta ve dostlukta reddettii özelliklerle yaamaz. Hepsinin kaybettii özü aramaya, yaratmaya ve alternatif arkadalıklarla, toplumsallıklarla yeniden yaratmaya ömrünü adar. Anayı, ana olmaktan çıkaran özelliklere; evlatlarının anaya, anavatana, dostlua ve aka yabancılamalarına karı duyarlıdır ve bununla amansız bir mücadele yürütür. İşte bu yüzden 4 Nisan halklar ve kadınlar için; bireysel kimliğini, varoluşunu özgürlükçü temelde yeniden ele alıp, anlamlandırma günüdür. Öz gücümüzle yeni doğuşları gerçekleştirmenin inanç, umut ve kararlılığını yenileme günüdür.

Çölde bir vaha misali oldu PKK

Her şeyin üzerinin betonlandığı, ölü toprağın serpiştirildiği, yaprağın kıpırdamadığı, güneşin yasta olduğu Kürdistan’da Önderlik bir tohum oldu ve PKK olarak aktı zamana…

Zamanın en kudretli, en kutsal, en güzel akışıydı doğunun şafağında parlayan ışıltı. Önderlik ölü ve öldürülen Kürdü, PKK hakikati ile buluşturdu. ‘Kürt yok, kendisine Türküm diyen Kürt vardır’ denilen bir zamanda dirilişi, direniş felsefesinin öğretisiyle pekiştirerek, olmaz denileni başardı. Korkuya cesaret, kaygıya güven, ürkekliğe güç, karamsarlığa umut oldu Önderlik. ‘Kürdistan sömürgedir’ belirlemesi Önderliğin yüreğini, bedenini titretti ve o gün den sonra tüm Kürtler bu gerçeklik üzerinde titredi, PKK’lileşti.

Önderlik, PKK olarak doğdu ve ikinci doğuşunu böyle tanımladı. Varlığımız ve özgürlüğümüz Önderlikle hakikatine kavuştu, Önderlikle anlamlaştı. İkinci doğuşla hepimiz yeniden doğduk. Yeniden yaşama gözlerimizi açtık, insanlık değerleri için, özgürlük için mücadele etmenin bilincine vardık. Önderlik, PKK hakikati ile yeni toplumu ve toplumsallığı yarattı. Yol arkadaşları şahsında özgür toplum ve özgür kadını, bireyi yarattı. Bu yol öyle bir yol ki, yoldaşlığın en yücesi, en kutsalı yaratıldı. Reber Apo’nun felsefesine ve öğretisine bağlılık, bir direniş abidesi olan Leyla Güven’i yarattı. Leyla Güven, ‘PKK halktır halk burada’ gerçeğinin en somut ifadesidir. Nasır Yağız, kadın yoldaşlığının amaçla ilişkisinin en somut bileşkesidir. Önderlik, kölelik çukurunda debelenen ve bir çıkış yolunu arayan özgür kadını yarattı. Rêber Apo; ‘‘lk güçlü otoritenin kadın üzerinde kurulması rastlantı deildir. Kadın organik toplumun gücü ve sözcüsüdür. O aılmadan, ataerkillik zafer kazanamaz. Daha ötesine devlet kurumuna geçilemez. Ana-kadın gücünün aılması stratejik bir anlama sahiptir” der. Rêber Apo’nun yaadıkça daha çok derinletii ve sürekli kadınlarla, toplumla paylaı temel hakikatlerden biri de budur. Bu nedenle ana, onun gözünde aynı zamanda haksızlıkların, sömürgeletirilmenin, katledililerin ve tüm kötülüklerin ilk kurbanıydı. Evlatlarının katledilii, onun katlediliiyle balamıtı. Ona yaatılanlar ne kadar anlamlandırılır ve salam çözümlenirse, toplumsal öykümüz de o denli netleecekti. Bu nedenle Rêber Apo’nun ana-kadını okuma, tahlil etme ve onda biriken deerleri canlandırıp, güncelleme, toplumsallatırma farkındalıı, bilinci ve mücadelesi çok güçlüdür. Anaların ve oullarının/kızlarının O’nun etrafında bunca kilitlenmesinin temel bir sebebide budur. Analık hakkı kadar özgür oul ve kızların diyalektiini gelitirmek, doal toplumu yaratmı

olan ilk toplumsal çekirdei, Ortadou ve Kürdistan topraklarına ekip yeniden yeertmek, onun en güzel hayallerinden biridir. Bu hayalin gerçek olması için amansız savaıyor, bunu herkese anlatmak için sınırsız emek harcıyor. Bu nedenle komplolara, ihanetlere uradı. O, Ortadou ve Kürdistan anasını kurtarmadan hiçbir ananın, olun/kızın özgür olamayacaının bilgeliine sahip. Ana tanrıçanın katlediliiyle, bu toprakların zalim babaların ve hain/nankör oulların, köleletirilmi kızların elinde inlediini bildii için; ana eksenli bakmaktan, düünmekten ve çalımaktan asla vazgeçmedi.

Üçüncü Dünya Savaşına bir alternatiftir

İnsanın varlığı, üretkenliği ile anlam kazanır. Üretkenlik; kişinin kendisini, ilişkilerini ve toplumsallığını büyütmesidir. Kapitalist güçler sürekli kaos ve kriz yaratarak kendini güçlendirirken, Önderlik paradigması da her an çözüm üreterek alternatif oluyor. Esas olarak dünya savaşları da bu iki temel üzerinden gelişiyor. Önderlik, üçüncü doğuşla büyük bir zihniyet devrimini gerçekleştirdi. Yani zihni olarak İmralı tecridi ve soykırımını çoktan aştı, şimdi sıra fiziki olarak İmralı esaretini bitirmenin zamanı. Gecikti bile. Doğuşu fiziki gelişmenin ötesine taşıran Önderliğimiz, kendisini her an yeniden zihni olarak büyüttü ve geliştirdi. Üçüncü doğuşa yetkince cevap olmanın yolu, doğuşun zihni formlarını büyük bir sorumlulukla yerine getirmekle olur. Bu doğuşların anası olan İmralı esaretine son vermek, hem büyük bir borç, hem de büyük bir insanlık görevidir. İktidarcı-erkek egemenlikçi zihniyete son vererek iktidarsız, sömürüsüz, egemensiz, kölesiz yetkin bir siyaset tarzı ve gerilla mücadelesiyle örgütlenmek; kurumsallaşmak ve bulunduğumuz her yerde Rêber Apo’nun mücadele tarzı ve zafer tarzıyla katılmak, üçüncü doğuşun zafere ulaşmasını kaçınılmaz kılacaktır. Kendimizi bu doğuş esaslarıyla yeniden yaratmalı ve yeniden doğurmalıyız.

Zaman, yeni douların zamanıdır. Zaman, özgür douların zamanıdır. Zaman, Rêber Apo’nun üçüncü douu ile zaferi yaratmanın zamanıdır.