Erdoğan Yenikapı’da, AKP’nin Türkiye’yi dizaynını ilan etti:

Türkiye’deki askeri bürokrasi sisteminin son kalesi Genelkurmay da içten işgal;

Askeri, bürokratik mekanizma tümüyle siyasi İslam tarafından zapt edildi.

Dikey bir Türkiye bileşkeni oluşturuldu.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’la devrilen masaya oturma fırsatı yakalamış oldu.

Muhtemelen ciddi bir pazarlık yapılmaktadır.

Erdoğan, kemalist askeri kadroların itibarını iade edebilir. 

Buna karşın Kılıçdaroğlu, Kürtlerin yakılan ülkesini tamamen unutma konusunda, Erdoğan’a taviz verdi.

Kürt vilayetlerinin devlet denetimiyle merkezileştirilmesi ve buna bağlı olarak gelecek felaketler konusunda, ketum bir Kılıçdaroğlu tablosu belirginleşiyor.

Bahçeli, Erdoğan’ın kolay lokmasıdır.

Erdoğan ırkçılık bazında, Bahçeli öğretisine sadık kaldığını ispatlamış bulunuyor.

Kutuplaşma yok artık.

Merkezi dikey bir Türkiye tablosu ortaya çıktı.

Ancak sadece Yenikapı "çare“ olmayacak; bunun da emareleri var.

Erdoğan, Türkiye’nin kadim ortağı Almanya’ya meydan okudu.

Almanya ise Türkiye’ye "evet“in altını çizdi.

Ve aynı zamanda Erdoğan’ın resminin oturduğu kareye koca bir çarpı koydu:

Steinmeier, Erdoğan’ın, Vize konusundaki tehditlerine rest çekti.

Çatışma spirali yükselmeye başladı…

Sonra, İtalya Erdoğan’ın evladına dokunmak için bir dava kurgusunun ilk işaretlerini verdi.

Erdoğan, İtalyan mafyasına işaret ederken, İtalyan yetkililer, Erdoğan’ın mafyavari bir hukukla, İtalya’ya ders veremeyeceğini not düştü.

Daha sonra, Avusturya Başbakanı, Erdoğan taraflarının kendisini ölümle tehdit ettiklerini açıkladı ki; normal diplomaside, bu bilgi gizli servislere havale edilirdi.

Sonra, Obama, Erdoğan ve rejiminin kalbini hedefleyen bir açıklamada bulunarak, Türkiye’nin Rojava sınırının özgürleşebileceğine işaret etti.

Böylece de büyük bir ihtimalle, tahammül sınırlarını zorlaya Erdoğan’ın ne Avrupa ve ne de Amerika’da tutunacağı dal kalmadı gibi.

Akrep olsaydı, yapacağını bilirdi.

Ancak bu beni insan ne yaptı.

Yenikapı’da, kendisine açılabilecek yedi kapıyı da kapatarak, sonunu getirebilecek büyük bir basirete imza atmış oldu.

Meclis’e idam kararı verilmesini dikte ettirdi.

Kendisini iktidara taşıyan, batılı emperyal güçlere çarptı.

Önemlisi, Sur ve Cizre’de yaptırdıkları, Erdoğan’ın Kürdistan’da, Yavuz Selim’den sonra hortlayan en etkili canavar katına yükseltti.

Her attığı adımda Erdoğan, annesinin naaşını 8 gün seyretmek mecburiyetinde kalan Oğul’un; 

Kızının cesedili buzdolabında saklayan annenin,

Cizre’de yakılarak katledilen onlarca sivilin yakınlarının bedduasının etki alanına mahkum olacak.

Bu Allah’ın ona bir lütfuna değil; Kürtler’in Xweda’sının kadim sabır ve metanetine dayanması güç bir adamın sonuna işaret ediyor.