31 Mart yerel seçimlerinde ortaya çıkan tablo muktedirler için hezimetin başlangıcı oldu. Seçim sonuçları birçok açıdan değerlendirildi ve halen de değerlendirilmeye devam ediliyor. Seçimlerin en önemli ve belirleyici aktörün Kürtler olduğu gerçeği teyit edilmiştir. Kürt düşmanlığı üzerinden yürütülen propagandanın, beka sorununa indirgemenin toplumda hiçbir karşılığının olmadığı da anlaşılmış oldu. Faşist blok, başkanlık sistemi ile iyiden iyiye dizginleri ele geçirmenin hesabını yapmışken yerel seçimlerin sonuçları faşist iktidarın hesaplarını bir nebze de olsa bozguna uğrattı. Kayım atanan belediyeleri teker teker kaybettiler. Önemli büyük şehir belediyeleri de kaybettiler. Seçimlerin sonuçları netleşmesine rağmen kaybedilen İstanbul büyük şehir belediyesini bir türü vermek istemediler. Kırk dereden su getirerek hukuksuz bir şekilde sudan bahaneler üretilerek seçimleri yenileme yoluna gittiler.

Yenilenen seçimde Tayyip Erdoğan 12 Haziran genel seçimlerinde olduğu gibi sahaya inecek ve yeniden kendi lehine çevirecekti. Yani “Efsane geri dönecekti”. Gel gör ki efsanenin geri döneceği yok. Kesin kaybedeceklerini çok iyi anladıkları için Erdoğan’ın sahaya inmesinin de artık faydasız olduğu gerçeğini anlamış oldular. Sonucu şimdiden kaybedilen seçimin malzemesi olmak istemediğinden dolayı Erdoğan sahaya inmedi. Sahaya insede inmesede kaybedecek olan Erdoğan’ın kendisidir. Bu seçimlerde Binali Yıldırım mayın tarlasına sürülmüş biridir. Özal döneminde Yıldırım Akbulut ne ifade ediyorsa Binali Yıldırım’da Erdoğan döneminde onu ifade ediyor. Aynı kumaştan örülmüş Erzincanlı iki Yıldırım’ın siyasi kaderi de benzerdir. Özellikle Binali Yıldırım Erdoğan’nın deyişi ile “düşük profilli” olmaktan öteye daha silik bir profil oldu.

Alevilerden oy devşirmek için kendi ismindeki Ali kelimesinden hareketle Alevilere ne kadar yakın olduğunu söylemektedir. Kürtlerin oyları için ise Diyarbakır’da Kürtçe konuşarak kendisini gülünç duruma düşürmesi bir yana Kürdistan kelimesini kullanarak büyük iş yaptığını sanıyor. Attan inip eşeğe binmiş halidir Binali. Yani başbakanlık, meclis başkanlığı, bakanlık ve şimdi ise sıradan bir milletvekili hali. Yıldırım Akbulut’a rahmet okutacak bir haldedir Binali. Bu sürece kurban edilecek en iyi kişilik elbette Binali’dir. Kendisine verilen rolü çok başarılı ve keyifle oynayan bir figürandır. Kaybedileceği kesinleşen bir seçimin adayı olmaktan mutluluk duyan bir siyasetçinin düştüğü hal işte Binali halidir.

Erdoğan sahaya inmiş olsaydı daha keyifli bir seçim olacaktı. Kaybedeceğini ve gardının düşeceğini bildiği için meydanlardan uzak durdu. Zaten dış kamuoyu ve özelikle de dış basın bu seçimlerde aday olan Binali Yıldırım’dan ziyade Erdoğan ve İmamoğlu arasında geçecek bir seçimin yorumları yapılıyor ve doğru olanda budur. Bu seçimleri iptal etmek için uydurdukları yalanlara YSK’yi de dahil ederek mazbatayı gasp ettiler. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi için gösterdikleri çabaya şimdi üzülüyorlardır. Çünkü daha beter bir duruma düşecekler. Yenilenen seçim iktidarda ve dolaysıyla faşist Cumhur ittifakında önemi bir gedik açacaktır. 31 Mart seçimlerinden önce yazdığım bir makalede iktidar cenahının kaybetmesi halinde Cumhur ittifakının bozulacağını ve bozulmasa bile bir erken seçimin kaçınılmaz olduğunu öngörmüştüm. Halen de o kanımı koruyorum. Yenilenen İstanbul seçimleri yenilgiyi daha da derinleştirecektir.

Erdoğan’a bu yenilgiyi tattıran hiç kuşkusuz Kürtlerdir. Kürtler demokrasiden yana tavır koymak, faşizmi geriletmek için son derece politik ve akılcı bir tercih yaparak önemli bir siyasi başarıya imza attılar. Türkiye demokrasisinin teminatı olduğunu gösterdiler. Kürtlere yanlış yaklaşım içine giren her kim oldursa olsun kaybetmeye mahkumdur. Erdoğan, Rojava başta olmak üzere dört parça Kürdistan’da, Mısır’daki, Japonya’daki Kürde müdahale edecek kadar kendisinden geçmiş paranoyak düzeyde bir düşmanlık histerisine kapılmıştır. Dağı taşı bombalayarak gerillaya dönük imha operasyonları yapmaktadır. Seçimler döneminde de Kürdistan diyerek kandırma taktiklerine baş vurup, Kürtlere yalvarırcasına oy dilenmektedir. Artık “Geçti borun pazarı sür eşeğini Niğde’ye” demenin zamanı gelmiştir. Faşist bloğa sadece seçimleri kaybettirmek yetmez onları iktidardan alaşağı etmeye odaklanmalıdır.

Demokrasi ortak paydasında buluşma esas alınırsa faşist iktidardan kurtulmanın şansı artacaktır. İstanbul seçimi belediye seçimi olmaktan çıkmıştır. Faşizm ile demokrasi arasında tercih yapılacak bir seçim olacaktır. Faşizmin kaybetmesi halinde Türkiye’nin ufku değişecektir. Ekonomik sorunlardan, saldırgan dış politika sorunlarından, bir bütün olarak yapısal sorunlarından kurtulmuş olacaktır. Savaşa endekslenmiş Kürt sorunu da dahil birçok alanda demokratik çözümün önü açılacaktır. Halkın feraseti demokrasiden yana olacağı muhakkaktır. Demokrasi kazanacaktır.