
Arjantin’de silahlı mücadele ikinci bölüm
1973, Arjantin’de tekrar seçim yılıdır. Önce Peronist Partiden R. A. Lastiri başkan seçilir. Devrimci İşçiler Partisi (PRT) seçimlerle pek ilgilenmez. Sadece Peron’un yeniden iktidara geldiği seçimde (23 Eylül 1973) kendisinin de içinde yer aldığı “Sosyalizm İçin Antiemperyalist Cephe” (FAS) adayı olan Gringo lakaplı Agustin Tosco’yu başkan adayı olarak destekler.
PRT’nin paralel mücadele yürüttüğü sol-Peronist Montoneros’un uğraşları sonucu Peron, ülkeye döner. Bu durum açıktan olmasa da hükümetle zımni bir ateşkes sürecini başlatır. Bu ateşkes, Peron’un ölümü (1 Temmuz 1974) ve TripleA‘nın (La Alianza Anticomunista Argentina, Antikomünist Arjantin Birliği) saldırılarını yoğunlaştırmasına kadar sürer. 75’te başka bir önemli adım daha atılır, hükümet tarafından. 1976’da darbeyle birlikte uygulanacak olan neoliberal ekonomik plan Rodrigoza ilan edilir. Fakat özellikle sendikalar tarafından büyük tepkiyle karşılanır.
Kontrgerilla gelişiyor
Triple A, yeni başkan Lastri’nin kontrolü altında ordunun yardımıyla organize edilir. Peron’un üçüncü kez seçilmesi sonrası da bu süreç devam eder. Triple A’nın organizatörü olan İçişleri Bakanı José López Rega, aynı zamanda Peron’un özel sekreteridir. Sık sık Peron ve eşiyle birlikte boy gösterir. Militan gücünü Peronizm’in sağ kanadı oluşturur. Gayrinizami harp doktrini çalışmaya başlar. Özellikle toplum tarafından tanınan sendikacılar, politikacılar, bilim insanları, aydın ve sanatçılara dönük suikastlar düzenlerler. Kaçırma, işkence, bombalama, günlük rutin etkinlikleri olur. Devlet tarafından şefkatle sarmalanırlar. Polis, Triple A’ya mensup kimseyi “yakalayamaz”.
Isabel Peron döneminde(1974-76) de TripleA’nın saldırıları darbeye kadar bütün şiddetiyle sürer. Tespit edilen 300 civarında saldırı gerçekleştirirler. Darbe öncesi bir kısmı TripleA’nın eseri olmak üzere ağırlığı polis ve askerin marifetiyle 4 bin kişi öldürülür. Bunlardan en ünlüsü Ezeiza Katliamı (20 Haziran 1973) olur. Havaalanı yakınlarında Peron’un sürgünden dönüşünü bekleyen kitleye dönük saldırı sonucu en az 13 ölü, yine en az 365 yaralı vardır. Kargaşa nedeniyle ölü ve yaralı sayıları kesin olarak tespit edilemez. Bu saldırıyı organize etmek için Peronistlerin kendi iç çekişmeleri kullanılır.
PRT’nin mücadelesi
Amaçlarına da ulaşırlar, saldırılar sonrası terörize olan toplum geri çekilmeye başlar. Devlet bu saldırılarla ilgisizmişçesine, el altından istihbarat, silah ve başka olanaklar da temin ederek kendisini asıl olarak darbe sürecine hazırlar. PRT ise açık hedef olmayan Triple A’nın yerine ülke genelinde orduyla amansız bir mücadeleye girişir. Operasyonlarından birinde ordunun silah fabrikasını soymaya kadar vardırırlar işi. Saldırıları iyi organize etmelerine rağmen zaman zaman büyük kayıplar vermekten de kurtulamazlar. Ağustos 1974’te, Catamarca eyaletinde yine bir silah fabrikasına yönelttikleri saldırıda 16 arkadaşlarını kaybederler, ayrıca yaralananlar da olur. Savaş giderek öncüyle devletin düellosuna dönüşmeye başlamıştır. Bu arada Tucumán eyaletindeki gerilla birliklerine dönük ordunun girişimleri başarıyla sonuçlanır. Kayıpların peşinden, gerilla birlikleri bölgeyi terk etmek zorunda kalır.
Sona doğru
Son büyük operasyonları 23 Aralık 1975’te Buenos Aires yakınlarındaki Monte Chingolo mevkiinde bulunan bir askeri üssü soyma girişimi olur. Bu eylemin asıl amacı yüklü miktarda elde edilecek silahlar sonrası ordunun darbeye cesaret edemeyeceği varsayımıdır. Fakat tuzağa düşerler. Operasyonu önceden haber alan ordu, gerillaların önemli bir kısmını gafil avlar. Bu çarpışmada 6 askere karşılık 62 gerilla yaşamını yitirir. 25 militan da yaralanmıştır.
24 Mart 1976 darbesi henüz gerçekleşmemişken devlet, Devrimci Halk Ordusu’na (ERP) dönük saldırılara da hız kazandırır. Sadece Cordoba eyaletinde bir hamlede 300 kadar militanı yok eder. Bir anlamda ERP, darbeden önce yenilmiştir. Ordunun işkence ve istihbarat çalışmalarına yeterince karşı koyamazlar. Santucho da 1976’nın 16 Temmuz’unda Buenos Aires’te Villa Martelli semtinde hasta yatağında onun izini süren bir ekibe yakalanır, orada arkadaşlarıyla birlikte çatışarak ölür. Ölmeden önce baskını yapan ekibin komutanını ağır yaralamayı başarır, o da hastanede can verecektir.
Bu tarihten sonra ERP’nin cuntanın başı Videla’ya dönük bir suikast girişimi olur ama başarısız olurlar. Santucho’nun ölümüyle birlikte genel bir dağılma başlar, artık örgüt yaşamını Montoneros grubunun yardımıyla sürdürür.
Montoneros
Arjantin’de 70’li yıllarda birçok silahlı örgüt bulunmakla birlikte PRT ve Montoneros’un dışındakiler daha çok operasyonel birlik olmanın ötesine pek geçememiş, politik ağırlığı yeterince olmayan gruplardır ve zamanla Montoneros’a dahil olurlar. Bu yüzden silahlı güçleri ERP ve Montoneros’la sınırlı değerlendirmeye çalışmak daha anlamlı olacaktır.
Montoneros, adını İspanyollara karşı bağımsızlık savaşında yer alan atlı çeteci gruplardan alır. İdeolojik olarak sol Peronist olarak nitelenirler. Ağırlıkla militanları orta sınıflardan gelir. İdeolojik kaynakları milliyetçilik, Katoliklik, bir taraftan da Özgürlük Teolojisi ve Marksizm’dir. Zamanla Peron’un dönüşünden sonra “Peron’a rağmen Peronculuk” yapmak zorunda kalmışlardır. Ana sloganları: Peron o muerte, venceremos! (Peron ya da ölüm, kazanacağız!)
Aramburu’nun öldürülmesi...
1970’te kır gerillası olarak başladıkları etkinliklerini kısa zamanda işçi sınıfının yoğunluğunun şehirde olduğunu düşünerek şehir gerillasına dönüştürürler. Adlarını ilk duyurdukları eylem, General P.E. Aramburu‘nun öldürülmesi eylemidir. Aramburu, Peron’u iktidardan uzaklaştıran 1955 darbesinin lideridir.
İlk yıllar temel politikalarını Peron’un ülkeye dönüşünü sağlamak üzerine kurarlar. Peronist partinin gençliği üzerinde etkilidirler. Militanların ağırlığı legal alanda Peronist partide faaliyet gösterir. Peronizm’e rakip gördükleri politikacı, gazeteci vb. kişilere suikastler düzenlerler. Peron’la da İspanya’ya arada üyelerinden bazılarını göndererek ilişkiyi sürdürürler.
11 Mart 1973 seçimlerinden Partido Justicialista‘nın (Peronist Parti) başını çektiği cephe galip çıkar, H. J. Cámpora başkan olur. Bu dönemde Montoneros, Peron’un ülkeye dönüşü için yüz binleri sokağa dökecek güçtedir ve Peron dönüp partisinin başına geçer.
Peron’un ‘ihaneti’
Peron’un hükümranlık dönemi ve sonrası, Montoneros için tam bir hayal kırıklığıdır. Peron fırsat buldukça onları aşağıladığı gibi (Bir keresinde “aptallar” diyerek miting alanından kovmaya kadar vardırır.) Triple A’yı Montoneros’a karşı kullanmaya başlar. 1975’te Isabel Peron hükümeti, Montoneros’u illegal ilan eder. Yasadışı ilan edilmenin arkasından Montoneros, ERP ile birlikte çalışmaya başlar, arada bazı tanınmış iş insanlarını öldürür. Ayrıca Juan ve Jorge Born kardeşleri kaçırarak Arjantin tarihinin en yüksek fidyesi olan 60 milyon dolar alırlar. İllegal ilan edilme sonrası Montoneros, onlarca etkili eyleme imza atar.
ERP, Tucumán’dan çekildikten sonra bu sefer Montoneros’un birkaç yüz militanı buralardaki ormanlık araziye yerleşir. Fakat onlar da uzun zaman tutunamazlar. Arada havalanında asker taşıyan bir uçağa bombalı saldırı düzenlerler.
Montoneros’un yenilgisi
Cunta sonrası insanlar kaybedilmeye başlanmıştır. Buna karşılık Montoneros, orduya karşı bombalı saldırılara girişir. Bu saldırıların bir kısmı intihar eylemleridir. Birinde bir grup askere karşı bomba yüklü kamyon kullanırlar. Aynı zamanda Buenos Aires’in çevre yollarını denetim altına alarak polisleri etkisiz hale getirmeye çalışırlar. Sadece cuntanın ilk aylarında 70 kadar polisi öldürürler. Bu arada devletin saldırıları daha da sistematikleşmeye başlar, solcu ve demokrat bulabildikleri herkesi yok etmeye yönelirler. Montoneros’un yanıtı da sertleşerek savaşı tırmandırma yoluna gitmek olur. Yüzlerce polis ve asker bombaların hedefi olur. Cuntanın başı Videla’ya da suikast düzenlemeyi ihmal etmezler ama o kurtulur. 78’de Arjantin’de düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonası süresince bir kampanya yaparlar, şampiyonayı polislere ve askerlere dar ederler. Bombalı ve roketatarlı saldırılar birbirini kovalar. Aynı zamanda uluslararası bir teşhir fırsatı olarak kullanmak isterler bu süreyi. Montoneros, şampiyona sonrası Sosyalist Enternasyonal’in önde gelen isimleriyle buluşmayı da başarır.
Fakat Montoneros’un çabaları, devlet terörünü yenme konusunda yetersiz kalır. Giderek istihbarat ve işkenceler sonucu örgüt militanlarının kaybedilme hızı artar. Önder kadroların çoğu öldürülür. 79 sonlarına doğru devlete yeterince karşılık veremediklerini görürler. Bunun üzerine kalan militanlar, başta Meksika olmak üzere deyim yerindeyse dünyanın her bir tarafına dağılır. 5 bin kadar militanlarının darbe sürecinde yok edildiği sanılmaktadır. Bunların arasında ünlü yazarlardan Rodolfo Walsh ve Hector Oesterheld‘de yer alır.
Arjantin’in ‘Cumartesi Anneleri’
Arjantin’de darbe süreci, başta Plaza de Mayo Anneleri ile simgeleşen kayıp yakınları ve dönemin tek sendikası CGT içinde solcu işçilerin direnişi (Bu grup sonraları daha solda olan CTA’yı oluşturacaktır), Malvinas yenilgisi, uluslararası konjonktürün daha fazla elvermemesi gibi nedenlerle 1983 sonunda yumuşak bir geçişle sona erer. 30 bin kişinin kaybedildiği bu yıllar dilde dahi değişiklik yapar. Desaparición sözcüğünün kullanım biçimi, cunta öncesi “gözden kaybolma” gibi bir anlamda daha çok kullanılırken, diktatörlüğün başı Videla’nın açıklamalarıyla birlikte “kaybedilmek” anlamında kullanılmaya başlanır. Daha sonraki yıllarda cunta dönemi suçlarının bir kısmı yargılansa da af ve geçiştirmeci politik yaklaşımlar sayesinde gerçek anlamda cezalandırılmazlar.
Geçmişe dönük eksikleriyle birlikte ciddi anlamda hesaplaşma 2001 krizi sonrası Kirchner hükümetleriyle başlar, bugün de sürmekte. Cuntanın asker kanadında birçok mahkumiyet kararı olmasına rağmen cuntanın destekleyicileri arasında olan kilise ve iş çevreleri henüz böyle bir süreçle muhatap olmadılar. (Not: 2011 sonrası yargılamalar sürdü, bazı iş adamları mahkum oldu ama bu sınırlı olmanın ötesine geçemedi. Hatta şimdiki Papa Francis’in cuntacılarla işbirliği ve arkadaşlarını ihbar etmesi tartışma konusu olmakla birlikte bu, Kilise’ye karşı bir davaya dönüşmedi.)
İş çevrelerinin cuntaya desteğinin salt fikri olmasının ötesinde fiili olarak bu süreçlerde rol oynadıkları bilinen gerçekler arasında. Örneğin dönemin Ford fabrikası, patronlarının izniyle ve başta kendi işçilerine yönelik olmak üzere, başka insanlara da işkence yapılan bir merkez olarak kullanılmış. Ford bu süreçte bir yandan da üretime devam etmeyi aynı zamanda işkencecilerin ihtiyaçlarını da karşılamayı üstleniyor. Polislerin de bu süreçte yeterince yargıyla tanıştıklarından söz edilemez. 2006’da kendi aleyhlerinde tanıklık yapmak isteyen Jorge Julio López‘in kaybedilme örneğinde olduğu üzere.
Solun geçmiş değerlendirmeleri
Sola gelince, sadece Arjantin devrimci hareketleri değil, Güney’deki diğer silahlı örgütlerin hemen hiçbiri 80’li yıllarda, yenilgi sonrası geçmişe dönük sistematik bir değerlendirmeye girmezler/giremezler. Bunun çeşitli nedenleri olabilir: Önder kadroların çoğunun yok edilmesi, cezaevi süreçlerinden arta kalan insanların önemli ölçüde yılgınlığa kapılmış olması... Devlet terörü yıllarının solu ve halkı aynı zamanda ideolojik olarak yendiğini ise söylemekte sanırım yanlış olmaz. Ayrıca PRT Politbüro Üyesi Luis Matini örneğinde olduğu gibi politikaya devam edenlerin çoğunun da artık başka sol-politik gruplarla yollarına devam etmesi de nedenler arasında yer alabilir. Hatta sağ partilere geçenlerin de olduğu değerlendirmeler içinde yer alıyor. Montoneros’un bir numarası Mario Firmenich bu daha sağda yer alan örneklerden biri olur.
PRT saflarından kalanlar, genelde yenilgiyi şöyle ya da böyle izah edip yeniden yola düşmenin uğraşına girerken, eski Montoneros üyelerinde benzer bir eğilim görülmez. Cezaevlerinde büyük ölçüde yenilginin daha da onlar için katmerlendiğinden söz edilebilir. Bunda düşülen ideolojik boşluk belirleyici rol oynar. Şöyle ki bütün gelecek beklentisini Peron’un dönüşü üzerine kuran hareket, adeta onun ihanetiyle karşılaşmıştır. Sonradan geliştirdikleri aşağıdan Peronizm‘in de bu konuda bir yararı olmaz. Demokrasiye geçişle birlikte Montonerolardan bir kısmı Peronist Parti (PJ) ile yollarına devam ederler. Menem döneminde özellikle yolsuzluk işlerine bulaşırlar. 2001 krizi/kalkışması sonrası oluşan hükümet (Kirchner) içinde fiilen yer alırlar. Bugün de eski kimliklerini alenen dile getirmemekle birlikte eski Montoneros ve PRT üyelerinden bazıları, hükümette önemli yerler işgal etmekte.
Arada, hazır Ernesto Laclau da “Gerçek sol Kirchnerizmdir” (2 Ekim 2011-Pagina 12) diyerek mevcut hükümeti kutsamışken, bir anlamda bugün Montoneros’un en azından fikren iktidarda olduğunu söylemek yanıltıcı olmaz. Keza bazıları fiilen de orada; İnsan Hakları Genel Sekreteri L.E. Duhalde, Güvenlik Bakanı N. Garre ve Montoneroların önder kadrolarından olan Vaca Narvaja gibi...
Kısaca darbe karşısında diğer partilerin tutumuna da değinelim. Peronist Parti’nin sağ kanadı bizzat cuntanın organizatörleri arasındadır. Sağı temsil eden Radikal Parti ise cunta geldiğinde sokakta kutlamalar organize etmekle meşgul olur. Komünist Parti ise geleneğini değiştirmez, cuntacılar arasından ittifak yapılabilecek bir kesim arar. Bu tavırları onları biraz da SSCB’nin “Aman Arjantinli askerleri ABD’ye itmeyelim” halisane siyaseti nedeniyle de cuntacıların hışmından biraz da olsa korur. En azından bankaları (credicoop) dimdik ayaktadır ve hala yaşamaya devam ediyor. Troçkist partilere gelince onlar sınıfın geri çekilme ritmine uyarlar.
ERP
Darbe öncesi ERP neredeyse yenilmiştir. Darbe öncesinden başlayan bir süreçle, sonraki birkaç yıl Montoneros’un mali ve lojistik desteğiyle ayakta kalırlar. Politbürodan kalan tek kişi Luis Mattini önderliğinde 6. ve son kongrelerini İtalya’da Mayıs 1978’de toplarlar. İlk başta kongrenin ülkeden uzakta yapılışı sorun olur. Arjantin’le ya da geçmişlerinden “uzaklaşma” gibi bir anlam taşır. Kongrede yapılan tartışmaların seyri de biraz bu doğrultuyu izler.
İlk tartışılan şeyler, durumu anlamaya yöneliktir. Kimse, “Geçmişte yapılanlar yanlış“ demez. Öncelikle ülkede sağ, hapishanedeki ya da öldürülmüş olan militanların bir dökümü yapılır. Kongrenin ilerleyen sürecinde, devletin şiddeti karşısında ezilen PRT mensuplarından geriye kalanların ne olduğunu anlamakta zorlandıkları, yenilginin ve ölümlerin yarattığı zeminin birbirine karşı güvensiz, suçlayıcı bir atmosfer ürettiği görülür.
Bu kongrede PRT ikiye bölünür. Bir kanat Gorriaran Merlo önderliğinde Nikaragua’ya gider. Kendilerince “zayıf halka” orasıdır. Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN) içinde özellikle ölüm mangalarına karşı etkili olurlar. Bu ekip Nikaragua Devrimi’nde grup olarak yaşamını sürdürmeyi başarır. 1980’de de Nikaragua’dan kaçan diktatör A. Somoza’yı Paraguay’da bu grup ortadan kaldırır.
Geri dönüş: MTP
80’li yılların ortasında bu grup Arjantin’e dönerek Movimiento Todos por la Patria (MTP) adı altında tekrar örgütlenir. Geçmişe dönük silahlı mücadelenin yeterince etkin örgütlenemediği düşüncesindedirler. Mücadeleyi daha geniş bir cephede görece “millici” bir anlayışla yeniden ele alırlar. MTP, 1989’da Buenos Aires yakınlarında bulunan Tablada Kışlası’nı işgal eder, 39 kişi yaşamını kaybeder. Gerekçe, Menem’in hazırlık yaptığı sayılan yeni bir darbeyi önlemektir. O dönem Alfonsin iktidardır. Bu hareket solun geneli tarafından provokasyon olarak yorumlanır ya da anlaşılmaz bulunur. Aynı zamanda bu eylem, Arjantin açısından silahlı mücadelenin sonunu ilan edecektir. İşgal hareketi, toplumdan hiçbir olumlu tepkiyle karşılanmaz, silahlı mücadelenin meşruiyet zemini artık erimiştir. Aksine, “Yine eski günlere mi dönüyoruz” sendromu baş gösterir.
Burada darbe süreci öncesi kaotik ortam algısı yaratılarak tedirgin edilen, tarafsızlaştırılan ya da darbe yanlısı yapılan (darbe sonrası orta sınıflardan çeşitli kesimlerin sokaklarda kutlama yaptığı rivayet edilir) kitlelerde “umutsuzluğun” paralelinde artık herhangi bir zorlamaya da tepki gelişmiştir. Umudun terk edilişi, genel anlamda ideolojik bir yenilgi çerçevesine oturtulabilir. Kitleler şiddetle ilgili maziyi geride bırakmak ister. Politiklik düzeyi genelde sorunlu ve sınırlı olacaktır; ta ki 2001 krizi bu dengeleri alt üst edene kadar...
G. Merlo, daha sonraki politik yaşamına siyasal mücadelenin barışçıl biçimleriyle devam eder. 2003’te hapishane sonrası yayınlanan anılarında artık silahlı mücadele fikrinden tamamen uzaklaşmıştır. 2006’da Partido Para El Trabajo y Desarollo adlı yeni bir partinin kurucusu olur. Temel politikaları Uruguay’daki Frente Amplio benzeri bir cephe oluşturarak yoksulların birliğini yaratmayı hedeflemek olur. Aynı zamanda neoliberalizme karşı olmayı Güney Amerika’nın entegrasyonu politikasını merkeze oturturlar.
Tekrar PRT’nin son kongresine dönecek olursak, geride kalan ana grup, Arjantin’e dönüp mücadeleyi yine silahlı temelde fakat daha çok örgütlenmeye ağırlık veren bir tarzda organize etmek ister. Bu tasarı daha önce sınırı geçmeye çalışırken yakalanan ve öldürülen bir sürü Montoneros olması nedeniyle yatar.
90’lara doğru...
Sonrası, sürgün ve dağınıklığın hakim olduğu yıllardır. Cuntadan çıkış süreciyle birlikte çoğu tekrar ülkesine döner. L. Mattini’nin içinde yer aldığı bir grup, KP’nin özeleştiri vermesi üzerine KP’ye katılır. Bu kişiler tarafından geçmiş ve silahlı mücadele yanlış bulunmaz. Ama o günün koşullarında artık gereksizleşmiştir. Çünkü mevcut iktidar, devlet, şiddete başvurmaz. Daha geniş ittifak ve oluşumlarla solun legal alanda birlikte davranması gerektiğini düşünürler. Bu tutum aynı zamanda geçmişe dönük bir eleştiriyi de içinde barındırır. Solun içindeki rekabetçi anlayışlar ve stratejik tercihler nedeniyle cuntaya karşı bir arada duramayışın özeleştirisi olarak görülecektir, bu kesimler tarafından. Sovyetler’deki çözülmenin (henüz 1988-89 civarıdır) paralelinde artık yeni fikirler tanımlamanın zorunluluğunu da ifade ederler.
Yine de geçmişe dönük eleştirinin odaklaştığı temel motif, bugün de dile getirilen mücadelenin militarizasyonu ya da “fokoculuğun” PRT’nin ana hattı haline gelmesidir. PRT baştan beri fokocu çizgiyle kendine bir sınır çekmek ister. Fakat 70’li yılların başlangıcında başarıdan başarıya koşan askeri operasyonlar onları bu doğrultuda fazlasıyla motive eder ve her seferinde daha büyük eylemlere imza atmak isterler. Başta işçi sınıfı içerisinde olmak üzere çeşitli alanlarda örgütlenmelerine rağmen bu çalışmaları hep tali alana iterler. Fabrikada etkin olan işçi, zamanla profesyonel militana dönüşecek; işyerinde çalışmaya devam etse bile işyeri mücadelesiyle daha az ilgilenmeye başlayacaktır. Grand Buenos Aires civarında yaklaşık 400 fabrikada PRT çoğunluktadır. Fakat bu “büyüklük” cunta karşısında yine de yetersiz kalır. Öte yandan yine işçi sınıfı içinde örgütlü olan Peronizm’e karşı görece kaygısızlık, dostane ilişkilere sahip oldukları Montoneros’tan etkilenen çalışan kesimlere yönelik örgütleme çabalarının önüne geçer. Buna örgütlenme faaliyetinin ülkenin bütününe yayılamaması lokal kalması eleştirileri de eklenir.
Ayrıca 1973 seçimleri sürecinde içinde yer aldıkları cephe (FAS) aday çıkarmasına rağmen legal alanda gösterdikleri etkisiz tutumları da toplumda destek kaybına yol açar. Buna bir de orta sınıflara dönük örgütlenme çabalarının yetersizliği, görece ehemniyetsiz bulunması eklenir. Montonerolar entelektüel kesim içinde geniş bir desteğe sahiptir. Fakat bu durum, PRT için çok sınırlıdır. Kendisi de PRT’li bir sanatçı olan Graciella Carnavale’nin söylediği kadarıyla PRT yaklaşımı esas olarak bu konuda yanlış bir rol oynar. Fikren öyle olmasa da fiilen sanatçıları da militan olmaya zorlar. Elbette ki bunu göze alabilenlerin sayısı az olur. Hemen hemen etkileri Rosario’da bulunan G. Carnavale’nin de içinde bulunduğu El Grupo de Artistas de Vanguardia‘nın (GAV) ötesine geçmez.
YARIN:
* Güney Amerika’da silahlı mücadele bilançosu
* Ekim 2011 sonrası
AYKAN SEVER