İki gün önce gazeteler, aynı başlıkla, içeriği ve dili bakımından ilginç bir haber geçiyordu. Almanya ve Türkiye arasında baş gösteren İncirlik krizine ilişkin haber, "Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, İncirlik’e alternatif yer bakmak için Ürdün’e gitti” diyordu.

"Yer” denilen başka bir halkın toprağı, "yer bakmaya” giden ise parasını bastığı an, istediği "arsa”yı satın alacak gücün sahibiydi. "Alternatif”ler ise, ulus-devlet sopası ile kendi toplumlarının başına bela kesilen, ama dışarıda emperyal sistemin nesnesi haline gelen Türkiye ve Ürdün idi.

Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile birlikte, soğuk savaş döneminin denge sistemi de yıkılmış oldu. Fakat bu yıkım, emperyalist sistemin ve sömürgeciliğin de yıkıldığı; dünyanın yeni bir barış, adalet ve özgürlükler dönemine geçtiği anlamına gelmiyor.

Postmodern sömürgecilik, küreselleşme adı ile yeniden ve daha kapsamlı bir dönüş yaptı. Emperyalist sistem kendisini yenileyerek, refahı ve zenginlikleri değil ama globalizm adı altında, sömürüyü yeryüzünün tümüne yeniden pay ediyor.

Irak, Suriye, Libya ve Yemen’deki savaşlar da bu planın parçasıdır, Almanya Savunma Bakanı’nın İncirlik’e alternatif "yer bakmak” için Ürdün’e ziyareti de.

Ortadoğu uzmanı Robert Fisk’in, geçen hafta, The İndependent’e yazdığı makale, sadece devletlerin değil, Batı dünyasının Doğu’yu ve Doğu halklarını nasıl nesneleştirdiğinin açık bir örneğidir. Beyefendi şöyle der; "Kürtler terk edilmesi gerekene kadar ABD için ‘güvenli’ müttefiktir.”

Amerika'nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Jonathan Cohen, Washington’daki Ortadoğu Ensititüsü’nün 19 Mayıs’ta düzenlediği panelde, Robert Fisk’i teyit eder nitelikte konuştu. YPG’ye hiçbir söz vermediklerini belirten Cohen:

"Amerika ile Türkiye arasındaki ilişkiler geniş ve derin, Suriye Demokratik Güçleri’ni Rakka için kullanmak ile ilgili anlaşmazlık taktiksel bir konu. Bunun, Türkiye’ye yönelik güvenlik taahhüdümüz de stratejik değişikliğe etkisi olmayacaktır. Taktiksel alanlarda anlaşmazlıklarımız var ama Türkiye ile her zaman yoğun ve çeşitli ilişkimiz oldu ve bu devam edecek. Amerika YPG’yi savaş alanı ortağı olarak görüyor, çünkü Suriye’nin o bölgesinde tek güçler, Rakka’yı kurtarabilecek kapasitedeler, onlarla ilişkimiz geçici, harekete dayalı ve taktiksel" dedi.

Joneathan Cohen’in söyledikleri hakikatın bütününü anlatmasa da önemli bir gerçeği ifade ediyor. İngiliz devlet adamı Lord Palmerston’a mal edilen, "İngiltere’nin ebedi dostları ve ebedi düşmanları yoktur, çıkarları vardır" sözü başta ABD olmak üzere, tüm emperyalist devletler için hala geçerlidir. Dolayısıyla ne Türkiye ne Kürtler ne İran ABD’nin ebedi ve stratejik dostu, ne de ebedi düşmanıdır. 

Kürdistan’ın dört parçasında, Kürtlerin büyük bedeller ve büyük fedakarlıklarla yürüttükleri özgürlük mücadelesi, esas olarak topraklarını sömürgecilerden kurtarma ve nesneleştirilmeye karşı benlik kazanma, özne olma ve iradeleşme savaşıdır. 

Bu amaç için özgür irade ile gelişen ilişkiler, ittifaklar ve işbirliği meşrudur. Fakat bu ilişkiler, yüz yıldır her türlü zulüm ve zorbalığı yapan ve günümüzde güçten düşen çelimsiz egemenden kurutulup, daha besili ve daha güçlü başka egemenlere yamanmayı zorunlu kılmaz. 

Bu bakımdan Suriye ve Irak’ta ABD’nin Kürtlerle ittifakı ve askeri işbirliği ne abartılmalı, ne de ABD’ye "kurtarıcı” ve "garantör” rolleri biçilmelidir. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Jonathan Cohen Kürtlerle geçici ittifak kurduklarını ve şimdilik onları kullandıklarını söylemektedir.

Kürtler açısından da Türkiye, İran ve Suriye gibi rejimlere karşı ABD, bugün için kullanışlı ve geçici bir partnerdir. Kürt halkının esas ve stratejik ittifakı ise devletlerle değil, halklarla olacaktır.

 KNK Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Selahattin Soro’nun belirttiği gibi, "Kürtler birilerinin ne kurbanı ne de azap askeri olacak.”