‘Şehir Senin’ sloganıyla seçimlere hazırlanan HDP, 2014 Yerel Seçim Bildirgesi’nde ise demokrasinin kazanılmasının yerelden başlanacağı vurgusu yaptı.

“Demokrasinin kazanılması yerelden başlar” diyerek yerinden yönetim ve doğrudan demokrasi hedefleri ile yerel seçimlere hazırlanan Halkların Demokratik Partisi (HDP), etkin ve demokratik yerel yönetim anlayışları ve öz yönetimle “kentleri özgürleştirme” iddiasında. Partinin 2014 Yerel Seçim Bildirgesi’nde ise demokrasinin kazanılmasının yerelden başlanacağı belirtilerek, mahallelerden merkeze toplumla birlikte mücadele programı hazırlandı.
Türkiye’de yerel yönetim anlayışına yeni bir soluk getirmesi beklenen HDP, 59 ilde yerel seçimlere hazırlanıyor. Yerel yönetimleri demokrasinin ve barışın tesisi için en önemli alalardan birisi olarak tanımlayan HDP, yerel mücadelelerin demokratikleşmesi ve yerellerde yaşayanların kendilerini yönetebileceği bir sistemin inşası için seçimlere “Şehir Senin” sloganıyla giriyor. HDP’nin 2014 Yerel Seçim Bildirgesi’nde ise demokrasinin kazanılmasının yerelden başlanacağı belirtilerek, mahallelerden merkeze toplumla birlikte mücadele programı hedefi belirlendi. “Yerinden yönetim ve doğrudan demokrasi”, “Özerk yerel yönetimler”, “Etkin ve demokratik yerel yönetim”, “Yerel yönetim hedefleri”, “Cinsiyet eşitlikçi ve kadın özgürlükçü yaklaşım” ve “Şehir senin, seçim senin” başlıklarından oluşan bildirgede partinin yerel yönetim anlayışı aktarılıyor.

Hedef, halkların doğrudan yerel yönetime katılımı

Türkiye’de yerel yönetimlerin, o yerellerde yaşayanların iradesinin yok sayılarak merkezileştirildiği tespiti yapılan bildirgede, buna alternatif olarak yerellerde yaşayanların kendi iradelerini, yönetim mekanizmalarına katacağı bir yönetim yapısı oluşturulması üzerinde duruldu. Bu tespit üzerinden HDP’nin hakların doğrudan yönetime katılmasını sağlayacak bir yerel yönetim hedefinin olduğu ifade edilen bildirgede, “Merkezle yerel arasındaki ilişkiyi, yerinden yerinden yönetimin güçlendirilmesi yönünde geliştirmek, yerel yönetimi toplumsal ihtiyaçlar temelinde geliştirmek, yerel kaynakların adil ve etkin kullanımını sağlamak, yerellerdeki dil, kültür, inanç, ihtiyaç farklılıklarını gözeten çoğulcu yaklaşımlar geliştirmek ve farklı grupların birbirleriyle ilişkilenmesini ve müzakeresini desteklemek, yerel hafızayı canlı tutmak, doğayı, suyu, ormanı, dereleri, meraları, sahilleri, tarım alanlarını, su ekosistemini korumak; bunların sermaye değerlendirme alanı olarak kullanımı ve suyun metalaştırılmasını önlemek” gibi yerel yönetim hedefleri sıralandı.

‘Kendimizi de kentimizi de biz yöneteceğiz’

HDP’nin “yerel mücadeleleri siyasi alanda daha görünür kılacak ve dayandıkları düşünceleri, politika ve birikimi yerel iktidara taşıyacak demokratik halk seçeneği” olarak tanımlandığı bildirgede, partinin yerel yönetimleri tüm sistem partilerinden farklı bir yaklaşımla ele aldığı ve yerel yönetimleri “farklı inançlara, anadillere, kültürlere ve kimliklere sahip olan halklara, işçilere, emekçilere, yoksullara, engellilere çocuklara, kadınlara, LGBTİ’lere, gençlere eşit ve özgür yaşayacakları zeminler” olarak tanımladığı belirtildi.
HDP’nin “kendimizi de kentimizi de biz yöneteceğiz” şiarıyla yeni bir yol açmakta kararlı olduğu belirtilen bildirgede, demokrasinin kazanılmasının yerelden başlayacağı hatırlatılarak, hakların kendini yönetmesinin de güçlü demokratik özerk yerel yönetimlerle mümkün olduğu vurgulandı. Bildirgede, “HDP için yerel yönetimler, yaşamı ilgilendiren kararların doğrudan demokrasi ile alınacağı ve uygulanacağı öz yönetimlerdir” ifadelerine yer verildi.

Kadın özgürlükçü yaklaşım

Önüne “yerel demokrasi”, “ekolojik denge” “toplumsal kamu hizmeti”, “cinsiyet eşitlikçi ve kadın özgürlükçü yaklaşım” hedeflerini koyan HDP, seçim bildirgesinde “yerel demokrasi” başlığı altında yerel yönetimlerde ve halk meclislerinde tüm bireylerin eşit hakka sahip olması gerektiğini, seçilmiş yöneticilerin hiçbir ayrıcalığa sahip olmadığı ve sorunların özgürce tartışılarak kararlarda ortaklaşılması gerektiğine” de yer verdi. Partinin yerel yönetim anlayışının temsili demokrasiyi aşan doğrudan demokrasiye dayanan bir anlayış olduğu vurgulanan bildirgede, toplumsal yaşam ve yönetimin tüm aşamalarında zengin yönetimlerin geliştirilmesi ve katılımcılığın güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Ekolojik belediyecilik ve yenilenebilir enerji...

Bildirgede “ekolojik denge” başlığı altında sunulan hedefte ise suyu, toprağı ve bir bütün dünyayı kirleten süreçlerin, kapitalizmin aşırı tüketim ve çarpık kentleşme politikları ile ortaya çıktığı belirtilerek, kentsel planlama süreçlerinden tarihi mekanların açığa çıkartılıp korunmasına, kültür sanat çalışmalarından istihdam politikalarına, geri dönüşüm süreçlerinden tarımsal üretim biçimlerine ve enerji politikalarına kadar kırsal ve kentsel toplumsal yaşamı ilgilendiren bütün aşamaların, yerel yönetimlerin ekolojik yaklaşımının birer parçası olduğu belirtildi.
Bu yaklaşım etrafında HDP’nin ekolojik temelli yerel yönetim anlayışının ise toplumun kendisini, çevresini ve doğayı tahrip etme sürecini tam tersine çevirme mücadelesi olduğu ve halkın kullanım değerini, üretimlerin esası olarak belirleyerek, yerindenlik ilkesini önemsediği kaydedildi. Savunulan bu yaklaşımda yine “HDP çarpık gelişmiş şehirlerin ranta dayanan, evsizleştirilen, ötekileştiren ‘kentsel dönüşüm’ mantığını reddeder. Yerel yönetimleri insan kadar, tarihsel varlıklara, bitkiye, hayvana, suya, toprağa, havaya, kültürel mirasa ve tarihe karşı da sorumlu görür. Nükleer ve termik santrallere, HES’lere, kaya gazı üretimine, doğayı sermaye birikimine sokacak tüm enerji politikalarına karşı yenilenebilir enerji anlayışının geliştirilmesini savunur” ifadeleriyle bildirgede yer aldı.

Kent hakkı ve su ücretsiz olmalı

HDP’nin “kent hizmetleri ve kamu hizmetleri” başlığı altında ortaya koyduğu hedefleri arasında da oldukça dikkat çekici ayrıntılar yer alıyor. Kamu hizmetinin yerel yönetim anlayışı içinde yerelde, katılımcı demokrasinin tüm unsurlarınca belirlenerek, toplumun en temel ihtiyaçlarından başlanarak üretilmesi ve dağıtılması gerektiği temeli üzerinden insanı yalnızlaştıran hizmet alımı ve kullanımına karşı çıkılarak, hizmet üretimi ve tüketimi “kent hakkı” içerisinde tanımlandı ve ortaklaşması amaçlandı. Bu çerçevede su hakkının ticarileştirilemeyeceği, kar amaçlı bir fiyatlandırmaya tabi tutulamayacağı ve su hakkının temel ihtiyaç kadarının ücretsiz olmasının hedeflendiği de belirtildi.

Öğrencilere ve emekçilere ücretsiz ulaşım

Şehir için toplu ulaşım hakkının da tüm diğer haklar gibi karşılanması gereken bir hak olduğu dile getirilen bildirgede, HDP’nin öğrencilere ve emekçilere ücretsiz, yurttaşlara daha ucuz bir ulaşım sistemini hayata geçirmeyi hedeflediği kaydedildi. Yine barınma hakkının da en temel insan hakkı olduğu ifade edilirken, yoksullar için ücretsiz yada ucuz konut yapımı için sosyal projelerin hayata geçirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Eğitim hizmetinin de yerel yönetimlerde olmasının savunulduğu ve yerel yönetimlerde herkese anadilde, parasız ve demokratik eğitim gibi hedeflerin yanı sıra parasız anadilde sağlık hizmeti, yoksullukla mücadele, istihdam, şiddetsiz spor ve kitle sporlarının teşviki de hedefler arasında yer aldı.
Bildirgede ayrıca dejavantajlı gruplara (emekliler, yaşlılar, engelliler, çocuklar) öncelikler verileceği, yerel yönetimlerde gençlik ve LGBTİ temsiliyetinin sağlanmasını da “kent hizmetleri ve kamu hizmetleri” başlığı altındaki hedeflerden.

Eşbaşkanlık sistemi ve toplumun özgürleşmesi

HDP’nin yerel seçim bildirgesinde öne çıkan başlıklardan bir tanesi de “yerel yönetimlerde cinsiyet eşitlikçi ve özgürlükçü yaklaşım” başlığı. Bu yıl BDP ile bir ilki gerçekleştirerek kadın kotası uygulamasını da aşan eşbaşkanlık sistemi ile yerel seçimlere hazırlanan HDP, “kadının özgürleşmesi toplumun özgürleşmesi” şiarıyla, kadının sosyal, siyasal, ekonomik yaşama katılımının ve temsiliyetinin gelişmesinin bütün toplumun ve siyasetin demokratikleşmesinin koşulu olarak tanımlıyor. Bildirgede HDP’nin yerel yönetimlerde temsilcilerden birisinin kadın olduğu eş başkanlık sistemini uygulayacağı, tüm yerel yönetim organlarında eşit sayıda kadın aday gösterilmesini sağlayacağı, özgürlükçü kadın muhtar adayları destekleyeceği belirtildi.
Bildirgede HDP’nin cinsiyet eşitliği için uygulayacağı bazı temel politikalar ise şu şekilde sıraladı: “8 Mart kadın emekçiler için ücretli tatil ve ücretsiz ulaşım günü olacak. TİS’lerde kadına şiddete yaptırım içeren hükümler olacak. İstihdamda yüzde 50 kadın kotası uygulanacak. Özgün kadın bütçesi oluşturulacak.Kent tasarımında kadınların ihtiyaçlarına duyarlı planlama esaslarına uyulacak.Kadınların sırtına yıkılmış ev işlerinin toplumsallaşması hedefiyle kreşler, yaşlı ve hasta bakımevleri, ucuz yemek merkezleri ve çamaşırhaneler açılacak.” 


DİHA/İSTANBUL



‘Kürt coğrafyasındaki belediyeler örnek’

Türkiye’de yerel seçimlere hazırlanan partiler arasında BDP ve HDP “ekolojik belediyecilik” anlayışına seçim beyannamelerinde özel başlık ayıran iki parti olarak dikkat çekiyor. İki partinin bu anlayışı özel olarak hedef belirlemesi ise yaşam alanı savunucularının takdirini topluyor. Su Hakkı Kampanyası‘ndan Nuran Yüce, ekolojik belediyecilik anlayışının yaşanabilir kentler için olmazsa olamaz olduğunu belirterek, Kürt siyasi hareketinin ekolojik anlayışının olumlu bir yanışıma yarattığını söyledi.
Türkiye’de yerel seçimlere hazırlanan partiler arasında Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) “ekolojik belediyecilik” anlayışına seçim beyannamelerinde özel başlık ayıran iki parti olarak diğer partilerden farklı bir politikayı hedefliyorlar. Yaşam alanı savunucularından da olumlu tepkiler alan “ekolojik belediyecilik” anlayışını ve ekolojik belediyeciliğin nasıl hayata geçirilebileceğini Su Hakkı Kampanyası’ndan yaşam alanı savunucuları Akgün İlhan ve Nuran Yüce değerlendirdi. İlhan, ekolojik belediyecilik için sunulacak hizmetler planlanırken, sermayenin ve hükümetin yetkililerinin değil, insanın ve doğanın çıkarlarının esas alınması gerektiğini ifade etti. Yüce ise batı illerindeki yerel yönetimlerle Kürt coğrafyasındaki yerel yönetimleri kıyaslayarak, Kürt coğrafyasında ekolojik belediyecilik anlayışının oturtulmaya çalışıldığını gördüğünü ve bunun Kürt siyasi hareketinin olumlu yansıması olduğunu söyledi. İstanbul için de uyarı da bulunan Yüce, İstanbul’un yaşanılabilir bir kent olması için, başta 3.köprü ve “Kanal İstanbul” projeleri olmak üzere, dev inşaat projelerinin durdurulması çağrısı yaptı.

‘Sorunlar yerelde aşılır’
Su Hakkı Kampanyası’ndan yaşam alanı savunucusu Akgün İlhan, ekolojik bir belediyecilik anlayışından söz etmenin ilk koşulunun sermaye ve hükümet yetkililerinin çıkarları için değil, insan ve doğa çıkarları için hizmet üretmek olduğunu söyledi. Bunun bir örneğinin bazı belediyelerin hayata geçirdiği temel ihtiyaç kapsamında su hizmetinin ücretsiz dağıtılması olduğunu söyledi. Yerellerde yürütülen projelere merkezden karar verilmesinin büyük bir hata olduğunu ifade eden Akgün, yerellerin sorunlarının ancak yerellerin inisiyatifi ve iradesi ile aşılabileceğini belirterek, “Ankara’daki bürokratların sorunları çözmesi beklenemez” dedi.
Doğayı en çok tahrip eden HES ve nükleer santrallerin yapımına karşı da yerellerin tepkisi önemli olacağını söyledi. Yerinden yönetimin güçlenmesinin aynı zamanda demokratik yönetimin güçlenmesi olduğunu kaydeden İlhan, demokratik katılımcılık açısından yerel yönetimin güçlendirilmesinin önemli olduğuna söyledi. İlhan, “Birileri geliyor sizin yaşam alanlarınızda sizin adınıza kararlar alıyor sizin haberiniz bile olmuyor. HES, nükleer kararları hepsi antidemokratik” dedi.

‘Su toprakla buluşmalı’

Su Hakkı Kampanyası’ndan Nurhan Yüce de, yaşanılabilir bir kent için öncelikli olarak, ekolojik ve insani boyutun ayrılmaz olduğuna dikkat çekti. Yüce, “Bundan kastımız ne olabilir? Bir yerde insanın rahat ve konforlu olması gerekiyor. Konfordan kastımız hız değil lüks değil, yavaşlık ve sakinlik. Ulaşım açısından bir kentin bir ucundan diğerine rahatlıkla gidebilmen gerekiyor, bisiklete binebilmen gerekiyor, toplu ulaşım araçlarının konforlu olması gerekiyor” diye konuştu. Yüce, ekolojik bir yerel yönetim anlayışı olsaydı, İstanbul’un bugün yaşanmaz bir kent haline dönüşmeyeceğini söyledi.
İstanbul’da yeşil alanların olmadığına, suyun toprakla buluşmadığına dikkat çeken Yüce, “İstanbul, bir sürü şeye hasret. İstanbul’un özelliği şu ki büyümesi için de merkezi olarak ciddi olarak çaba sarf edilen bir kent. Kanal İstanbul projesi, 3. havaalanı projesi, yeni yerleşim projesi bunların hepsi, İstanbul’un çapını daha da büyütmek üzere kurgulanan projeler. İstanbul zaten büyük bir şehir. Bütün su kaynakları ve orman varlıklarını zaten yutan bir kent. Siz bunu daha da büyütmeye çalışıyorsunuz. Bu açıdan birçok sorunu birden yaşıyor” dedi. Yüce çözümün, İstanbul’un için radikal bir değişimden geçtiğini söyledi, “Bunun için hemen bu projelerden vazgeçilmesi gerekiyor. Harekete geçilmeli” dedi.

Kürdistan’dan önemli yansımalar
Batı illerindeki yerel yönetimlerle Kürt coğrafyasındaki yerel yönetimleri ve yerel yönetim anlayışlarını kıyaslayan Yüce, Kürt coğrafyasında yerel yönetimlerde ekolojik bir belediyecilik anlayışının uygulanmaya çalışıldığını ve bunun da önemli olduğunu söyledi. Yüce, “Kürt hareketi uzun zamandan beri kadın konusunda olsun ekoloji konusunda olsun önemli yansımalara neden oluyor. Lokal olarak bu dönüşümler elbette önemli ama çok ciddi bir dönüşüme ihtiyaç var” dedi.