Son 5 yıldır her tarafı kana bulayan insanlık düşmanı IŞİD üyeliğiyle tutuklu yargılananlar Kocaeli Cezaevinden firar ediyor. Ülkenin Adalet Bakanı: "…5 IŞİD’linin cezaevinden kaçması firar değildir!"

Ülkede yolsuzluk almış başını gidiyorken, Bilim ve Teknoloji Bakanı: "ufak tefek hırsızlıklara yolsuzluk diyorlar!" Adam haklı, götüreceksen ayakkabı kutularını, kasaları, valizleri tıka basa doldurarak götüreceksin. 

Ensar Vakfı’nın, İmam Hatip Liselileri Derneğinin evlerinde onlarca çocuk istismar ediliyor. Aileden Sorumlu Kadın Bakan: "Bir kereden birşey çıkmaz, Vakfın çok büyük hizmetleri olmuştur!" Öyle ya, onlarca çocuğun yıllarca tecavüze uğraması, eğer Vakıf kendilerinin ise ve yerli/milli ise, önem taşımıyor!

Alan Kurdî’nin ve binlerce çocuk mültecinin cesetlerinin kıyılarına vurduğu bir ülke burası. Mülteci çocukların lokanta vitrinine baktı diye öldüresiye dövüldüğü, sokaklarda uyuduğu, insanlık dışı koşullarda çalıştırıldığı, kız çocuklarının hiç tanımadıkları dedeleri yaşındakilere verilerek kuma yapıldığı bu ülkede AFAD kampında yaşanan çocuk istismarı vakası için de bir kereden birşey olmaz diyecekler mi?

Nizip’deki AFAD kampının kapıları bugüne kadar tek bir insan hakları, kadın veya çocuk örgütüne açık olmazken, geçtiğimiz günlerde Başbakan’dan tutalım, yardımcılarına, bakanlara, büyükşehir belediye başkanına varana değin; Angela Merkel’le ziyaretlere şahit oldu. Neymiş kamp muhteşemmiş, her türlü olanak varmış. Tabi ya, Türkiye, imzacısı olduğu her ulusalüstü sözleşmeyi ihlalle meşhur olmuş bir devlet. Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi (Lanzarote Sözleşmesi) çocuk istismarına karşı önleme, tespit, takip ve kontrol mekanizmalarına uymayı emrederken, kampta devlet tarafından görevlendirilmiş biri, nasıl oluyor da onlarca çocuğa cinsel saldırıda bulunabiliyor? Bunlar olurken kampın yöneticileri uyuyorlar mıydı? 

AB-Türkiye arasındaki Geri Kabul Anlaşması’nda 6 milyar Euro’luk yardım, Türkiye’nin AB üyeliği müzakerelerinin canlandırılması ve Türkiye vatandaşlarına vizesiz seyahat olasılığı önerilirken, "Türkiye’nin sığınmacılar için güvenli ülke olma" koşuluna dayandırılmamış mıydı? Hal böyleyken, geçtiğimiz günlerde Suriye sınırından Türkiye sınırına geçmek isteyen çocukların da bulunduğu bir grubun askerlerce ateşli silah ve darp suretiyle öldürüldüklerini gösteren görüntülere karşın yetkililer cevap verme tenezzülünde bulunacak mı? İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), elindeki video görüntüleriyle bu vahşeti paylaşırken Merkel ve Merkel gibileri ne düşündü acaba? Dahası da var, Cumhurbaşkanından Başbakan yardımcılarına herkes "artık parayı verecekseniz verin, sabrımızı zorlamayın" derken; Burhan Kuzu gibi AKP milletvekilleri "parayı vermezseniz mültecileri geri göndeririz" şeklindeki tweetleri, hiç utanmadan, yüzleri dahi kızarmadan atabiliyor..

Son olarak BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zey Raad El Hüseyin, Cizre’de 100’den fazla kişinin bodrumlarda diri diri yakılarak öldürüldüğünü söyledi. "Elimizde raporlar var" dedi. Gerçi bu insanlar öldükten sonra bunları söylemesi onu ne kadar sorumluluktan kurtarır o da ayrı bir soru, çünkü o insanlar bodrumlarda yakılırken Birleşmiş Milletler’e de başvuru yapılmıştı. 

Sokağa çıkma yasakları adı altında yaşanan vahşet, yaralıların ve cesetlerin alınmasına izin verilmeyen sokaklarda özel harpçi bir polisin klip çekmesi, o klipte 100 yılık İttihatçı politikaların (Ermeni ve Kürt halklarına dönük) hortlatılması, hepsi milli ve yerli politikalar. 

Kürt siyasetçilerin içeri alınması, Mecliste linç edilmesi, Dört Ayaklı Minare önünde katledilen Baro Başkanının dosyasının  "faili meçhul" yapılması, hepsi milli ve yerli..

Mezarlıkların yakılması, cenazelere işkence edilmesi, kadın bedenlerini çıplak teşhiri, halkın mülkiyet hakkına "acele el konulması" da yerli ve mili…

Hukukun ve Anayasanın tanınmaması, rejimin fiilen değiştirilmesi, partili Cumhurbaşkanı da öyle..

Türklük adına Türk olmayan herkese karşı gerçekleşen bu milli ve yerli kıyamcı politikalar korkunç suçları kapsamakta. Suçluların suç hanesi kabarırken, mazlumların direnişi onları ayakta tutmakta. Hep birlikte göreceğiz universal insani değerler mi, ittihatçı-kıyamcı yerli ve milli olanlar mı kazanacak! Tabi ki direnenler kazanacak!