Mêrdîn’in Nisêbîn ilçesinde dünyaya gelen Serhat Ertuna, ilk albümü Lamekan’da yarattığı yeni tarz ile Kürt müziğinin yeni rengi oldu.  Sanat hayatını DSM (Diyarbakır Sanat Merkezi), DFKSM (Dicle Firat Kültür ve Sanat Merkezi), MKM (Mezopotamya Kültür Merkezi) ve Diyarbakır Şehir Tiyatrosunda yürüttüğü oyunculukla sürdüren  sanatçı Serhat Ertuna, sürgünde yaşadığı İsviçre’de Kürtçenin Kirmancî, Kirmanckî ve Soranî lehçeleriyle hazırladığı ilk albümü Lamekan ile  Kürt müzik dünyasındaki yerini aldı. Sanatçı yaşadığı yersiz ve yurtsuzluğundan doğru, Kürtlerin yurtsuzluk hallerini albümündeki parçalarında aktarıyor. Mir Multimedia Müzik tarafından 2014 Newroz’unda Avrupa’da yayınlanan ilk solo albüm bu kez Türkiye ve Kürdistan’da KOM müzik tarafından yayınlandı. Ertuna ile albümünü, sanatçının sorumluluklarını konuştuk. 


Lamekan albümünüzde neyi vurgulamak istediniz?

Lamekan Ortadoğunun bazı dillerinde; mesela Arapça, Farsça ve Kürtçe’de yersiz, yurtsuz, mekansız demek. Ben İsviçre’de sürgündeyim ve ülkemden uzak olduğum için bu kelime özelde beni vurguluyor. Genel olarak Lamekan’ı Kürt toplumunun yersizlik yurtsuzluğunu vurgulayan bir sözcük olduğu için seçtim. Aynı zamanda albümün repertuvarını da Lamekan sözcüğü üzerine kurdum. Her şarkıda yersizliğin, yurtsuzluğun farklı halleri anlatılıyor. Mesela Narîn bir kadının sürgününü anlatıyor. Yine Bajar adlı parça bir başka açıdan sürgünü anlatıyor. Bu parçaya yaptığım klip de çok yakında yayınlanacak. Bu benim kendi başıma, kendi kameramla çektiğim 3’üncü klibim olacak.  


Uzun yıllar tiyatroda oyunculuk yaptınız. Bunun dışında neler yapıyorsunuz? Yeni albüm çalışmanız var mı?

Tiyatrodan önce gitar çalıyordum. Ardından tiyatro çalışmalarda oyunculuk dışında eğitmen olarak devam ettim. Tiyatro, müzikal ve danslı bir çok projede yer aldım. Fotoğrafçılık ile ilgileniyorum ve bunun eğitimini de alıyorum. Zamanımın çoğu da fotoğraf çekmekle geçiyor.  İkinci albümümün çalışmalarına başladım. İlk albümde ağırlıklı olarak dışarıdan aldığım söz, müzik ve bestelerden oluşan bir repertuvar hazırlamıştım. İkinci albümde kendi bestelerime ağırlık vermek istiyorum. 


Sanatçının toplumsal sorumlulukları hakkında düşünceleriniz nedir?

Sanat duyarlılık gerektirir. Özellikle bizim gibi yasakçı, yok sayan bir sistemin içinden gelenler için daha da büyük bir hassasiyet taşıyor, taşımak zorunda. Sanatçı dünyada olup bitene sırtını çevirirse, yaptığı sanat olamaz zaten. Sanat duygudur. Duygunun sanatsal dışa vurumudur.  Yüzyıllar boyu sanat hep var olan ideolojiye, egemen olan sisteme ve yönetici sınıflara ters düşmüştür. 

Sanatçılar, imgelerle düşünen, imgeleri somutlaştırmak için yeteneklerini kullanan “öncü” bir birlik görevini üstlenmişlerdir.

Mevcut yönetim ile benzer düşünmeye başladığı andan itibaren, sanatsal yaratıcılığı yok olmaya mahkumdur. Basit bir nedenden dolayı aynı düşünmeye başlamıştır. Artık imgeler yoktur, hayal dünyası kısıtlanmıştır, mevcut pozisyonunu yitirmemek için yaratıcılığından ödün vermek zorunda kalmıştır. Dikkat edin, dünyanın neresinde bir haksızlık, dolandırıcılık, sahtekarlık, insan haklarına aykırılık varsa, orada bir sanatçı kümelenmesi oluşur. Sanatçı, çoğunluğun bizlere biçtiği doğruya göre değil de evrensel doğruya göre duruşunu belirlemeli. Çoğunluk her zaman doğrudur anlayışı problemlidir. 

2. Dünya Savaşındaki Nazilerin çoğunluğu gibi bir örneğimiz var. Mesela Türkiye’de bu çarpık gidişatı sorgulayan elbetteki hatırı sayılır muhalif sanatçılar var ama, maalesef büyük bir çoğunluğu olup bitene sırtını çevirmiş, daha çok popülizm ve daha çok para peşindeler. 


Peki bunlar sanatın neresinde duruyorlar?

Bence bunlar popülizmin getirdiği egoizm ve maddiyatın getirdiği çıkarcılık üzerine kendilerini kurguluyorlar. Bu haliyle toplumu kullanıyorlar ve sistemin bir piyonu olarak toplumu uyuşturuyorlar. Sistem bunları kullanıyor, bunlar da toplumu!

Böyle bir kirlenmişlik içinde tabi ki hem sanatınla hem de yapabileceklerini başka olanaklar üzerinden “Sosyal Medya” gibi alternatiflerle toplumun içerisinde saf tutmalısın. Sen o toplumun bir parçasısın. Bana göre bu sanatçının duruşunu olumlu etkiler. Kendini yaşananlardan, yaşanmışlardan soyutlayamazsın. Gündemi takip etmek zorundayız. Çünkü o gündemin bir parçasıyız. Ayrıca bu duruş sanatçının sanatını daha da derinleştiriyor, yaşatıyor. 

Picasso, Paul Klee, Pablo Neruda, Charlie Chaplin, Vitor Jara, Marlene Dietrich gibi örneklere bakın, hep varlar ve hep olacaklar. Diğerleri ise unutulmaya mahkumlar! Geleceğin magazinine gömülecekler. Sanat toplumlar için umuttur. 


DÎLAN BİÇER/FRANKFURT