Almanya Gündemi

Birlik 90/Yeşiller partisi, bu hafta sonu Hannover’de kongresini yapacak. Ama kongreye bir hafta kala ülkenin temel gündemlerinden birine yükseldi. Hangi haber sitesine baksanız, mutlaka Yeşiller’le ilgili çeşit çeşit haber ve yorumlara rastlayabilirsiniz. Partinin bu denli gündemleşmesinin sebeplerine geleceğiz elbet, ama ondan önce tarihine kısa bir göz atalım.
Birlik 90/Yeşiller, Doğu ve Batı Almanya’dan iki ayrı hareketin birleşmesi sonucu doğmuş bir siyasal partidir. Yeşiller (‘Die Grünen’), 1970’li yıllarda Batı Almanya’da, ağırlıkta ekoloji, kadın, öğrenci, atom karşıtları ve barış gruplarından oluşan geniş bir yelpazenin ortaya çıkardığı bir hareketti. İlk etapta, listeler şeklinde seçimlere katıldığı yerel alanla sınırlı alan Yeşiller, 1980 yılına gelindiğinde partileşti. Düzen partilerine ve geleneksel siyaset tarzına karşı şekillenen Yeşiller, o dönemde özellikle sol aktivistlerin önemli bir çekim merkezi haline geldi ve zamanla eyalet meclislerine girmeyi başardı. 1983’te ise doğrudan seçilen 27 milletvekili ile Bonn’daki Federal Meclisi’ne girdi. Meclis’e girmesiyle birlikte parti içinde ‘iktidara ortak mı olmalı, muhalefette mi kalmalı?’ tartışması da başlamış oldu.
Birlik 90 (‘Bündnis 90’) ise, Doğu’daki Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin (DDR) son yılında kurulmuş bir listeydi. 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın fonksiyonunu kaybetmesinin ardından yapılan son DDR seçimleri olan 18 Mart 1990 seçimlerinde yarışmak için Demokrasi Şimdi, Barış ve İnsan Hakları İnisiyatifi ile Yeni Forum adlı oluşumlar, Birlik 90 çatısı altında birleşti. Oyların yüzde 2.9’unu alarak 12 milletvekili çıkarabilen Birlik 90, 14 Mayıs 1993’te Yeşiller’le birleşti.
1994 seçimlerinde oyların yüzde 7.9’unu alarak 49 milletvekili ile Federal Meclis’e giren Birlik 90/Yeşiller, 4 yıl sonra ise SPD ile birlikte iktidar oldu. İki dönem üstüste sosyaldemokratlarla birlikte hükümeti oluşturan Yeşiller, 2005’ten beri ise ‘muhalefet’te.
Duvarın yıkılışı ve Almanya’nın birleşmesi döneminde, Yeşiller’in içinde ciddi iç tartışmalar yaşandı. Parti yönünü yeniden belirlerken, merkeze doğru kayan yeni çizgiyi benimsemeyen çok sayıda solcu Yeşiller’den ayrıldı. Radikal kanadın kaygıları, sonraki yıllarda haklılığını ıspatlayacaktı. Zira iktidar karşıtı bir hareket olarak oluşan Yeşiller, kendi iktidar dönemlerinde Kosova ve Afganistan savaşlarına ‘Evet’ diyerek asker yollayabildi.
Önümüzdeki yıl seçimlere gidilecek. Siyasi partiler, şu sıralar başkanlık adaylarını belirliyor. Birlik 90/Yeşiller de, bu hafta sonu Hannover’de yapılacak parti kongresinde eşbaşkanlarını seçecek. Ancak bu yıl ilk olarak, genel seçimlerde partiyi temsil edecek esas iki aday üyeler tarafından belirlendi. Yaklaşık 60 bin üyeden yüzde 62’inin katılımıyla belirleyen iki isimden birinin Jürgen Trittin olmasına kesin gözle bakılıyordu. Diğer ismin ise ya Eşbaşkanı Claudia Roth ya da Meclis Grup Başkanı Renate Künast olması beklenirken, Pazar günü açıklanan sonuç herkesi şaşırttı: Federal Meclis Başkan Yardımcısı olan, Protestan Kilisesi kökenli, merkez kanadın temsilcilerinden Katrin Göring-Eckardt, tabanın tercih ettiği aday oldu. Parti yönetimini şaşırtan bu sonuç karşısında Claudia Roth, eşbaşkanlığa adaylığını çekmeyi düşündü ancak yönetim tarafından bundan vazgeçirildi. Şimdi gözler, hafta sonu yapılacak kongreden çıkacak sonuçta.
Ama şimdiden tabanın Katrin Göring-Eckardt tercihi nedeniyle 2013’teki seçimlerden CDU-Yeşiller koalisyonunun çıkabileceği ihtimali yoğunca tartışılıyor. Yeşiller’le yeniden iktidar olmayı amaçlayan SPD, Katrin Göring-Eckardt faktörü nedeniyle ciddi kaygılara düşmüş olmalı ki, tercih ettiği hükümet ortağını safını belirlemeye çağırdı. Yeşiller her ne kadar CDU ile koalisyon kurmayı amaçlamadıklarını ama CDU’nun seçmenlerini çekmek istediklerini vurgulasa da, Siyah-Yeşil koalisyon hiç de gerçekdışı bir opsiyon değil. Yeşiller’in tercihi bu değil kuşkusuz. Ama 2013’te ortaya çıkacak konstelasyonlar böyle bir durumu pekala yaratabilir.
Yeşiller yönetimi şu an ‘sol’ profillerini korumanın derdinde. Oysa bu profilin içi çoktan boşaldı. Partinin teoride savunduğu değerler ile pratik politikası arasındaki uçurum oldukça derin. Zira bugün mevcut hükümete karşı yaptığı muhalefetin dayandığı zeminin büyük bir kısmını, SPD ile hükümet yıllarında kendi yarattı. Neoliberal uygulamaların önünü açan Agenda 2010, sadece bir örnek.
Dolayısıyla ‘Yeşiller ne kadar Siyah?’ sorusu, çok yerinde bir sorudur. Yeşil cila dökülüyor. Ya yeniden köklerine dönecek – ki bu çok düşük bir ihtimal – ya da sadece ismen Yeşil olmaya devam edecek.