Harputun hikayesi
Roman iki bölümden oluşuyor. Okuyan hem kendini yazarla birlikte mekan, insan ve olaylarla bütünleştiriyor. Birlikte yolculuk etme, aynı masada oturma, sohbetlere konuk olma duygusu hiç kopmuyor. Birinci bölüm ''Harput'un hikayesi''ni anlatıyor. Konu Harput olsa da anlatılan memleket meselesidir. İnsanı kendi köküne döndüren hikayedir. Orada adeta yazar duruyor, tarih konuşuyor. Tarihin hakikati; hilesiz, çıkarsız, sade ve manevi bir etki yaratıyor. Hakikat bazen bir insan, bir insanın anlatımında, bazen bir köyün harabeye döndüğü görüntüsünde. Bir köyün trajedisi ve ah çekmesinin sesi beş bin köyün trajedisinin ifadesidir. Bu trajediyi yaşayanların dili lal olsa da bakışları ve iç çekişleri her şeyi anlatır.
Kadim geçmişin tanıkları yaşlılardır. Her yaşlı bir kütüphane gibidir. Tarihe tanıklık edenlerin çoğu mezara giderken kütüphanesiyle birlikte gidiyor, yani yaşadıklarıyla… Ubeydullah, romanın bir karakteri. Anlaşılan gerçek bir şahıs, tarihe tanıklık etmiş gerçek bir kişiliktir Ubeydullah. Bu ismi babası, hayranı olduğu Kürt isyan önderi olan Ubeydullah'ın adını vermiştir.
Kürt ahlakının zedelenmesinin temeli Yavuz'la İdris-i Bitlisi'nin işbirliği ile darbe almıştır. ''Kürtlerin Osmanlı tebaasına girmesiyle'' kendisi olmaktan çıkmanın başlangıcı olmuştur. Yazar sadece bir olayı anlatmakla yetinmiyor, etraflıca değerlendirmesi, onun yorum gücünü gösteriyor. Ermeni katliamını anlatırken o dönemin iç ve dış konjonktürünü nesnel bir biçimde aktarıyor. Osmanlı yıkılış sancıları çekerken can havliyle Anadolu halklarına kan kusturuyor. Bir sürek avı misali farklı etnik, kültürel yapılara yönelerek bu coğrafyada da insan bırakmıyor. Bu coğrafya insanlığın kalbinin attığı bir coğrafya iken insanlık katlediliyor. Muhabbetin, sevginin, saygının komşuluğun, dostluğun, çok sesliliğin, yeri olan türkülerin, kilamların, inançların senfoni sesi, yerini ölüm sessizliğine nasıl bırakıyor? Bilgeliğin kalemi buna rağmen silinmiyor. Yazar arayıp buluyor. ''Arayan bulur'' bir ihtiyardan bulur, bir harabe köy yıkıntılarından bulur, bir masa etrafında toplanan ortak bir ruhtan bulur, bir sahafçıdan bulur ve anlatır. Koçgiri ayaklanmasını ardından Şeyh Sait Ayaklanmasını, Dersim isyanını anlatır. Ardı arkası kesilmeyen Kürt isyanları çokça anlatılmıştır. Aziz Aydın Doğan tanıkların gözüyle, yüreğiyle, duyduklarıyla ve bildikleriyle objektif olarak aktarmıştır. İhanet Kürtlerin peşini hiç bırakmadığını ihanet sanki dün olduğu gibi bugün de kadermişcesine Kürdün gölgesi gibi onu takip etmiştir. Harput'un Kürt idamlarının nasıl ölüm merkezi olduğunu, dört yüz Kürdün Harput'ta idam edilişini anlatıyor.Dersim katliamında Türk basınının oynadığı rol ve kullandığı kavramlar bugün de aynı etikle sürüyor, aynı çirkin yaklaşım hala güdümlü basının vazgeçilmez yöntemidir. Fazla bir şey değişmemiştir.
Seyid Rıza gerçeği, o dönemdeki komplo ve ihanete yönelik söylemler bugün hala yankılanıyor. O ses, idam sehpasına giderken gösterdiği cesaret, Kürdün özgürlük düşkünü bir halk olduğuna inancını belirtiyor. Kürtleri tanıyor, çünkü kendini biliyor. Atatürk'ün yaklaşımı bu kitapta netlik kazanıyor. Alevilerin bir yanılgısını da giderebilecek bir anlatım. Seyid Rıza'nın idamı, bir gecede yaşını küçülterek yargılama ve idam edilişinin Atatürk'ten bağımsız olduğunu iddia etmek ne kadar doğru olur?
Ezilenlerin hikayesi
Zülküf'ün hikayesi ezilenlerin hikayesidir. Mertliğin, yiğitliğin ve gerçek vicdana sahip bir babayiğidin hikayesidir. Onun yaşamı komünal bir yaşam özlemidir. Ya da Zülküf'ün yaşamı halk içinde geçer ama nasıl efsaneleştiğini, ilişkilerini, arkadaşlık ettiği kişileri bütün detaylarıyla onunla birlikte yaşamışcasına nakış gibi örer. Fakir fukaranın babası zorbaların korkulu rüyası. Zülküf asaleten külhanbeyidir, bir baba bir kabadayıdır.
Hikaye özelde Elazığ'ı anlatır. Elazığ'ın şahsında Mezopotamya kültür hazinesini gözler önüne serer. İmparatorluktan sonra Cumhuriyetin kuruluşunun yarattığı umudu anlatıyor. Halkın dilinde halktan oluşan umudun nasıl bir kabusa dönüştüğünü anlatır. Devir devran değişir, beklentiler tersine dönüşür. Emek kutsallığı yerini diplomaya bırakır.
Kitap, klasik roman tarzını aşıyor, bilgi hazinesine dönüşüyor.
Marksizmden, Cumhuriyete, Kürdün trajedisinden Ermeni trajedisine, dostluğun güzelliğinden, ihanet ve kalleşliğin çirkinliğine, vefa ve ihanete… Gelenin gideni nasıl arattığına kadar. Kadının çilesi, çocukların geleceğine duyulan kaygı, Kürdün dürüstlüğü ve bir de inadı.Asker ocağının içyüzünü ise yalın bir sohbet diliyle akıcı bir şekilde anlatıyor. Kürdün inadı, askerliğin emir komuta zincirini tanımaz. Çınar ağacına, Palamut ağacı demişse bedeli ne olursa olsun nasıl inat ettiği kitabın gülünç bölümünü oluşturmaktadır. Gelenek bir gen gibidir, nerede olursa olsun sürer. Kürdün vazgeçemediği şey de onun geleneğidir. Cumhuriyet, kültürleri dağıtıcı ve dejenere etme Cumhuriyeti olmaya nasıl döndü?
Aziz Aydın Doğan'ın romanı, farklı bir zevk ve tat veriyor. Zenginliği manevi doyumluluk oluşturuyor. Bu kitapta, halkın özü var dili var onlar kendi duygu saflığıyla hilesiz net ve şiveleriyle konuşmuşlar. Eğer bir kitapta unutamayacağınız bir şeyler varsa bu kitap hakikatin sesiyle hitap etmiştir. Yiğıkili Zülküf, baştan sona bilgi dolu, unutulmayacak, hafızada kalacak sanatsal, edebi değeri yüksek bir resim gibi rengarenkliğiyle her dost ve arkadaşa anlatacağımız bir hazine değerinde.
NEVZAT ÇAPKIN/2 Nolu/T Tipi Kapalı Cezaevi/ İZMİR