Hasan Altun (Oğlu): Annem, çocuklarının Kürt Özgürlük Mücadelesi'ne katılmasıyla birlikte kendini bu mücadelenin içinde buldu. Mücadeleye bağlandı ve gerçekten kendini bu uğurda feda etti. Biz de annemin bu inançlı yolunun ne kadar doğru olduğunu anladık ve bu yola baş koyduk. Annem bizim için bir taneydi; aslında sadece bizim için değil tüm Kürdistanlılar için öyle olduğuna inanıyorum. Çok aydın görüşlü biriydi. Kürtlerin durumunu çok iyi bilen ve anlayan biriydi. Çok güzel değerlendirmeleri vardı. Çok çektiği için bu yükün ağırlığını da iyi biliyordu. Vefatını duyduğumda çok kötü oldum. Onun olduğu odaya gidemiyorum, yüreğim kaldırmıyor. Fazla da konuşamıyorum. Tüm halkımızın başı sağolsun.


Zeynep Poyraz (35 yıllık arkadaşı): Hatice Ana'yla, 12 Eylül döneminde çocuklarımızı ziyarete giderken tanıştık. O günden bugüne hem yol arkadaşı hem dava arkadaşı oldum. O benim kızım Dicle Rahşan'ı çok seviyordu. Hatta benden çok denilecek kadar... Dicle hep onun yanındaydı. Bize geldiğinde bile kızlar hep onunla ilgilenirdi, "O bizim nenemizdir" diyerek. Değerli bir insandı. Devrimi kendi özünde pekiştiren bir insandı. Çocuklarına sahip çıkan bir anaydı. Bir gün olsun çocuklarının yolundan ayrılmadı. Hatta bir araya geldiğimizde ve ben ağladığımda bana, "Ağlama, bize güç gerek ki bunların davasını devam ettirebilelim" derdi. Yiğit bir kadındı. Çilekeş bir anaydı; ama acısını hiçbir zaman dışa vurmadı. Hep bu mücadelenin takipçisi oldu, direneni oldu. Hatice Ana büyük bir kayıp. Tüm ailenin ve hepimizin başı sağolsun.


Nurdoğan Aydoğan (Hatice Ana'nın torunu, gazeteci): Nenem Kürt Özgürlük Hareketi'nin grup aşamasından itibaren bu harekete ve bu halka hizmet etmeye başladı. İlk günden itibaren hem kendi evinin kapılarını açtı hem de mücadelenin her aşamasında aktif olarak katıldı. Özellikle 12 Eylül ve sonrasında okuma yazma bilmemesine rağmen, hiç evinden çıkmayan bir kadın olmasına rağmen neredeyse Türkiye ve Kürdistan'daki bütün cezaevlerini kapı kapı dolaştı. 12 Eylül'de Diyarbakır Zindanı'na ilerlemiş yaşına rağmen neredeyse her hafta gidiyordu. Esat Oktay'a kafa tutacak kadar direngendi.
Bu mücadele uğruna çocukları, torunları şehit düştü. Ama o mücadeleyi hiçbir zaman bırakmadı. Sürekli takipçisi oldu. Hiçbir gün de, oğlu şehit düştüğünde bile, tek bir damla gözyaşı dökmedi. Sürekli diyordu ki, "Düşmanları sevindirmemek için bir damla gözyaşı dökmeyeceğim." Yarın da nenemin cenaze merasimi olacak. Tüm gelenlerin bu esası dikkate alarak yaklaşmasını rica ediyorum. Yas tutmak yerine mücadelesine bağlılığın gereği olarak davaya sahip çıkacağız. Nenem, "Kürdistan'ın özgürlüğünü görmeden ölmem" diyordu. Bu temelde de Kürdistan'ın özgürlüğü için çalışarak onun anısına, mirasına sahip çıkmalıyız.

Ferda Çetin (Gazeteci, yazar): Hatice Ana'yı uzun uzadıya anlatmaktan ziyade şunlar söylenebilir: Kürdistan sevgisi, yurtseverlik, devrimci mücadele ve inanç, Kürt Özgürlük Hareketi'ne bağlılık doluydu. Kendi deneyimleriyle inşa ettiği bir inancı vardı. Dolayısıyla da sadece çocuklarının, torunlarının partide, mücadele içinde olmasından kaynaklı bir bağlılık değildi bu. Ondan öncesini de biliyoruz.
Mücadelenin doğruluğuna inancı o kadar güçlü temellere bağlıydı ki, cezaevlerinde sadece kendi çocuklarını ziyaret etmiyordu. Bu belirgin bir özelliğiydi. Farklı cezaevlerinden, akrabası olmayan tutsaklarla da görüşüyordu. Onların ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyordu.
Hatice Ana, sömürgeciliği, Türk devletini, onun geçmişten bugüne kadarki politikalarını kendi deneyimleri, birikimleriyle çok iyi analiz eden, tahlil edebilen ve buna karşı bir duruş, bir mücadele kişiliği yaratan bir kadındı. Hem kendi pozisyonundan hem desteklediği mücadeleden dolayı en küçük bir pişmanlık, kırılma, yalpalama, tereddüt geçirmedi. Kararlılık, inanç ve inadı, yaşamının ve kişiliğinin temel özellikleri oldu.

Mehmet Demir: Hatice Ana PKK'nin grup döneminden günümüze kadar mücadelenin her safhasında yer aldı. Diyarbakır ve Antep zindanlarının en zifiri karanlık dönemlerinde düşmana inat hiçbir zaman geri adım atmamış ve o direniş geleneğiyle bugünlere kadar gelmiş. Bence Hatice Ana, kendisine layık bir gün seçti. 14 Temmuz Direnişi gününü, çok bilerek seçti sanki. Şehadeti de o dönemin ruhuna bağlı olarak gerçekleşti. Bence bu tesadüf değildi; özü oydu, duruşu oydu. Mücadelenin başından günümüze kadar yaklaşımı hep böyle olmuştu. Üzerinde "Başkan'a özgürlük" yazan tişörtüyle 7 yıldır yaşayan bir anadan bahsediyoruz.



EVÎN AKSOY/KÖLN