İmralı’da tecrit kırılıp görüşmeler başladıktan sonra Türkiye’deki siyasi ortama deyim yerinde ise bir yaşam öpücüğü konduruldu. AKP ve MHP, Türkiye’yi faşizm ve Kürtlere karşı savaş kıskacına almıştı. Halkın düşünme ve aydınların konuşma, örgütlenme ortamını kurutmuştu. Varsa yoksa savaş, kim hükümeti eleştirse linçe uğruyor ve hapishaneyi, mahkemeyi boyluyordu. Türkiye tarihinin cezaevi doluluk rekoru kırılmıştı. Gelmiş geçmiş bütün cumhurbaşkanları içinde halkıyla en çok davalı olma rekoru da Erdoğan’a aitti.

Önder Apo böyle tıkanmış siyasi gidişata yol aldırmak ve çözüm kapılarını aralamak için adımlar atmaya başladı. Yıllarca tecride alınmış ve en büyük düşman ilan edilmiş birisi olarak devleti ve hükümeti daha fazla zora sokmak yerine bütün Türkiye’yi düze çıkaracak, normalleşmenin taşlarını döşeyecek öneriler sundu. Savaş ve çatışma yerine yumuşak gücü kullanalım, dedi. Yani akıl, kültür ve siyaset yoluyla sorunlarımızı çözelim, dedi.

Önder Apo Dolmabahçe mutabakatı sürecini de hazırlamıştı. Son bir adım olarak hükümet gözlemci heyetini İmralı’ya gönderecek ve İmralı da PKK’ye silahlı mücadeleye son verme çağrısı yapacaktı. PKK de kongre hazırlıklarına başlamış ve önderliğinin söylediklerini yerine getirmek için harekete geçmişti. Ancak Erdoğan bu süreci berhava etti. Ardından büyük insani ve maddi kaynak kaybı yaşandı. Ekonomi dibe vurdu, dış politikada büyük bir savrulma yaşandı, Türk ordusu Irak ve Suriye batağına saplandı. Savaşın insan ve maddi kaynaklar açısından maliyeti halktan gizlendi. Türkiye halkları bu konuda gerçek kayıpların ne olduğunu bilemiyor. Savaşlar için “önce gerçekler ölür” derler. Bu söylem Türkiye için yerinde bir söylemi ifade ediyor.

2015’ten beri kimse Türkiye’nin gerçeklerini tartışamıyor. Türkiye’nin en temel sorunu Kürt sorunudur. Ancak kimse Kürt sorununu ağzına almaya ve tartışmaya yanaşamaz hale geldi. Varsa yoksa teröre ve teröristlere karşı mücadele topluma ve basına dayatıldı. 90’larda emekli generaller televizyonlara çıkarılıp tartışmaları bloke diyorlardı. Şimdi de ‘terör uzmanları’ diye bazı psikolojik harp uzmanları, devletin görevlendirdiği şahıslar halkın karşısına çıkarılıyor. Akademisyen olarak tanıtılan ve televizyonların demirbaşları haline gelen tipleri izlemekten ve yalanlarını dinlemekten halk gına geldi. Bütün kanallar olur olmaz canlı yayına geçip Erdoğan’a bağlandı. Sonra o da halkı gına getirdi ve son belediye seçimlerinde görüldüğü bu rezalet geri tepmeye başladı.

Erdoğan bütün siyasi yol ve yöntemleri kullandı ve tüketti. Sözde ustalık dönemini yaşıyordu. Ustalığı halkı birbirine düşmanlaştırmak, bir kısmını ötekileştirmek ve bol bol hakaret yağdırmak oldu. Buna paralel olarak İsmet İnönü ve Topal Osmanların, Kürt katliamlarını yürütenlerin yarım bıraktıklarını tamamlamak istedi. Kürtlerin direnişini kırmaya ve öncü güçlerini tasfiye etmeye olağanüstü konsantre oldu. Kürtleri yeneceğine ve temizleyeceğine inandı, inandırıldı. Öyle olmasa Efrîn’de Kürtlere karşı etnik temizliği yürüten politikacı olarak tarihe geçmeye girişmezdi. Ermeniler gibi temizlerim, zamanla unutulur ve yanımıza kar kalır hesabı yaptı.

Bütün bu bitirme, öldürme ve yıkım politikalarına rağmen Kürtlerin varlığını ve direnişini kıramadı. Kürtlerdeki bilinçlenme ve örgütlenme birikimini tam hesaplayamadı. Kürtlere karşı zafer kazanmış bir fatih olarak tarihe geçmeyi ve iktidarını payidar etmeyi tercih etti. Sonunda geldiği yer 31 Mart seçimlerinde de görüldüğü gibi MHP’ye yamanmak ve iktidarını yitirme süreci oldu.

İşte bu tıkanmış ve felakete yol alan sürece İmralı müdahale etmek istedi. Bütün Türkiye’yi kurtaran ve barışa öncülük eden adımlar attı. Özgür siyaset, uluslararası hukuk ve demokratik bir anayasa paydasında buluşalım, dedi. Bu Türkiye’nin ekmek ve sudan daha fazla ihtiyaç duyduğu bir taleptir. Türkiye normalinde zaten bu esaslar üzerinde yürümeliydi. Öyle olsaydı ne bölge güçleriyle ne de uluslararası güçlerle bu sorunları yaşamazdı. İçte de her yönüyle bir zenginleşmeyi yaşayacaktı. Irkçı ve tekçi zihniyet yerine çoğulcu, çok kültürlü ve özgür bir toplum Türkiye’nin hem tarihsel hem de güncel gerçeklerine en uygun modeldi. Bunca acı ve yıkıma rağmen önder Apo yine de derin bir tarihsel sorumlulukla bütün Türkiye’ye ve bölge halklarına kazandıracak olan demokratik müzakereyi esas alalım, diyor. Kürt halkı ve öncü güçleri Önder Apo’nun bu çağrısını yaşama geçirmek için hazırdır. Türk devletini yönetenler de uzatılan çözüm ve barış elini tutmaya ne kadar hazır olur, onu da zaman gösterecektir. Şimdilik Türk devleti Güney’i bombalamaya ve işgale devam ediyor. Söylemleri ve pratikleri savaş endekslidir. Barış ve demokrasiden yana olanlar saflarını hızla belirlemeli ve harekete geçmeliler. Meydan ırkçılara ve savaş sevdalılarına bırakılmamalı.