Van’da ve özellikle Erciş’te yaşanan yıkım hepimiz için öğretici mesajlar vermektedir. Ama bunların içerisinde en dikkat çekici olan, yardımseverliğin başa kakmaya dönüşmesidir. „Ey Kürtler şimdi anladınız mı, kardeşliğimizin önemini, bize muhtaç olduğunuzu” dercesine yaklaşımlar, neredeyse bütün zihinlere egemen.
Bir televizyon sunucusunun açık ve kaba biçimde kullandığı dilin nefret söylemi içerdiğini hepimiz fark ediyor, ya da yardım paketlerine taş, bayrak, kirli çamaşır koyanların ruh halini anlayabiliyoruz. Ama son derece insani hatta hayırsever gözüken bir tutum altında aşağılamaya devam etmenin karşısında durmak son derece zor. Belki farkına bile varmadan tekrarlanan bu yaklaşım, hem son derece yaygın hem de bilinç altlarına yerleşmiş gözüküyor.
Oysa yaşanan acıdan herkesin çıkarması gereken dersler olduğunu kabul ederek değerlendirmeye başlamak çok daha ahlakidir. Yıkımın tepeden başladığını, inşanınsa temelden başlayabileceği gerçeğini, Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, Protestan hepimizin acilen görmesi, kabullenmeyi göze alması gerekiyor.
Devlet, kimilerinin iddia ettiği gibi toplumun örgütlenmesi anlamına geliyorsa bu yaşadığımız rezaleti nasıl izah edebiliriz? En hayati durumda dahi toplumun kendi başının çaresine bakma hakkını çok gören bir zihniyet, „daha iyi-daha güçlü” örgütlense ne olur?
İmar politikalarının öldüren bir ranta dönüştüğü yıllardır söylenegelir ama bir türlü önüne geçilemez. Siyasetin toplumsal çıkarlarla insani değerler arasında bir buluşmaya öncülük etmesi gerekirken, kişisel, grupsal çıkarların egemenliğine girdiğini itiraf etmeliyiz. Bu durumu değiştirecek radikal müdahaleler olmadıkça, seçimin demokrasiyi beraberinde getirmesi imkansızlaşacaktır.
Bırakın depremdeki yıkımın tahribatını düşürecek önleyici girişimleri, insani yardımın ulaşmasını bile engelleyen uygulamalarla daha nereye kadar gidebiliriz? Yardımların ulaşmasını organize edemeyen bir örgütlenme modeli, yolsuzluğu, kayırmacı yapılanmaları engelleyebilir mi ?
İster komünist, ister anarşist, ister liberal isterse ahlaki inançsal referanslarla yaklaşın. Sonuç itibarı ile devlete yüklenen rol konusunda gerçekçi bir analiz yapmadan alternatif bir siyasal çözüm önerisi yapmak imkansızdır. Devlet-sermaye ilişkisi, sınırsız kar hırsı, tüketimi kutsayan hayat felsefesi bunun ardından tartışılmak zorundadır.
Yıkımın tepeden başladığını görüp, inşayı da tepeden yapmaya heveslenme arzusu kolaycılığa kaçmaktır. Bu tutum, iktidardan bekleme, iktidarın insafına teslim olmaya dönüştüğünde otoriter eğilimlere de fırsat verilmektedir. Kendisi tepeden yapmaya eğilimli olanlar, başkasının, tepeden yapma yada yaparken yıkma girişimlerine itiraz edemezler.
Siyaseti toplumsal bir çaba ve temelden yapma sürecine dönüştürmedikçe güzel günler görmeyi hak etmeyeceğiz. Anayasa tartışmalarının ortasına düşen Van depremi, zihin dünyamızda şiddetli bir sarsıntıya, büyük kırılmalara neden olursa, güçlü bir enerji açığa çıkacaktır.
Bu lokal sarsıntı, gerçeğin can yakıcılığı ile yüzleşmemize yetmezse, geriye ya ekonomik kriz ya büyük bölgesel savaşlar kalır. Temelden yapmayı uzun ve zahmetli bir iş olarak görenler, göstere göstere gelen bu felakete kulaklarını tıkayabilir, gözlerini kapayabilirler.
Geleceğimizle ilgili hayati kararları verme yetkisini başkasına devretmeme, insanca yönetimi inşa etmenin ilk adımıdır.