Toprağına İttihat ve Terakki mensuplarınca faşizmin, ırkçılığın, soykırımcılığın tohumlarının ekildiği on yıllardan bu yana Leviathan’ın somut ve nesnel birebir karşılığına denk gelen Türk Devleti, doğumundan bugüne ulaştığı yaşta en son Uludere (Roboski) Katliamı’yla korkunç ve cani yüzünü bir kez daha gösterdi bizlere. Kuşkusuz etimize geçirdiği tırnaklarından tanıyor ve biliyoruz bu katilimizi. Koçgiri’den, Zilan’dan, Ağrı’dan, 33 kurşundan, Diyarbakır Cezaevi ve Sivas’tan. Kanlı dişleri arasında ezdiği her bir taze bahar umudundan... O yüzdendir ki, doğumuna sağdıçlık ve ebelik edenlerin bu canavara dönük duydukları şaşkınlığı hissetmiyoruz, benliğimizi kuşatan öfkeden öte. Çünkü katilimizi dişlerinden tanıyoruz. Askeri, polisi, paramiliteri, siyasetçisi, bürokrasisi, hukuku ve sermayedar burjuvazisiyle hem de. Arkalarındaki köpek dişlerin hayvansı doğasına güvenerek hep en önde olagelmiş kesicilerin benliğimizden kopardığı her bir parçamız daha gerilerdeki öğütücü çarkların sistematiğinde ahengli ve dengeli öğütülüp, dipsiz karanlık kuyu mezarlara yuvarlandı. Vicdan gırtlağında takılıp kalmadan, usulca ve kolayca.
Fakat gün be gün canavarca yutulan her bir parçamızın tortusu, yumru olup oturdu canavarın midesine bugün. Artık hazmetmek zor. 34 taze canın büyüyen sancısını dayanmak zor. Ondandır bu canavarın ellerinin-kollarının dolaşması, kirli böğürtüsü.
Duble yoldan çıkmış bu canavarın çektiği sancılardan sebep; “yatıyor, kalkıyor Uludere diyorsunuz” lafı dökülüyor püskürttüğü ateşler arasında şu sıralar ağzından. Yetmiyor “Her kürtaj bir Uludere’dir” türünden oximoron tümcelere başvuruyor, devamında utanılası bir pişkinlikle. Dedik ya sonu hatırlatan, hissettiren, acıtan dayanılması güç sancılardan hepsi, yoksa ne hinlik olacak bu öfkenin altında! Sormuyor mu sanki bize, hepimize “Anne karnında bir yavruyu öldürmenin, doğumdan sonra öldürmekten ne farkı var” diye. Soruyor ya evet, soruyor. Soruyor lakin bizim, onun tüm korkutucu varlığına rağmen annelerin inatla doğurdukları, besledikleri ama büyütemedikleri Uğur’u, Yahya’yı, Enes’i ve Ceylan gibi nicelerinin gözlerini unuttuğumuzu sanıyor. Ya da bu canavarın tekmesiyle anne adayından koparılan cenini. Hayır unutmadık. Yanılıyor!
Yapılan katliamların, işlenen cinayetlerin taş olup mideye oturduğu bu savcıyı artık ne kürtaj dindirir, ne de başka bir şey. Bu sancıyı dindirmek için canavarın yapacağı her sinsice plan, başvuracağı her sonuçsuz yöntem gövdesi üzerine devrilmesine engel olamayacak. Yeni bir cinayetin maktulü artık biz olmayacağız. Çuval nasıl ağzından yıpranıp, çürümeye başlarsa, elleri ve ağzı kanlı bu canavar da devrilip, yok olmaya midesine çöken bu ağır sancıyla başlayacak.

Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi