Türk Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) orta öğrenim 10. sınıfta okuyan öğrenciler için hazırladığı tarih kitaplarında Süryaniler için kullanılan suçlayıcı ve aşağılayıcı ifadeler İsveç’teki Süryani örgütleri tarafından tepki ile karşılanıyor. Örgütler, biraraya gelerek suçlamalar karşısında yapılması gerekenleri tartışıyorlar. İsveç’te 80 bin civarında Süryani yaşıyor. Bunlardan önemli bir bölümü Stockholm’un güneyindeki Södertälje İlçesi’nde oturuyor.
Sait Yıldız, Södertälje İlçesi’nde lise öğretmeni olarak görev yapıyor. Södertälje Belediye Meclis Başkan Yardımcısı görevini de yürüten Yıldız, aynı zamanda Asuri Demokratik Örgütü’nün İsveç Temsilcisi... Yıldız, MEB’in hazırladığı kitaptaki suçlama ve karalamaların, Eski Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un „Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır, Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkıdır“ düşüncesinin yumuşatılmış hali olduğunu söyledi. Yıldız, konu ile ilgili sorularımızı cevapladı.

MEB tarafından okutulan tarih kitabında Süryanilerin Batılılarla işbirliği yaparak devlete isyan ettikleri suçlamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu büyük bir yalan ve iftira. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Hakkari’de yaşayan Nasturi Süryaniler, İttihat ve Teraki’nin gayrimüslimlere karşı ilan ettiği ‘Cihad’tan sonra yurtlarından Urmiye’ye sürüldüler. Nasturi Patriği Urmiye’de Ruslarla ilişkiye geçti ve birçok Süryani Rusya’ya göç etti. Süryanilerin İngilizlerle ilişkisi ise, 1920’lerin başlarında olmuştur, yani Osmanlı devleti ülkede yaşayan gayrimüslimlere uygaladığı soykırımı bitirmişti. Süryanilerin çoğunluğu Diyarbakır, Elazığ, Adana, Malatya, Urfa ve Mardin’de yaşıyordu. Bunlardan hiçbiri Batılı ülkelerle ilşkiye geçip isyan etmedi. Süryanilerin yaşadıkları bu şehirlerin hiçbirisinde savaş cephesi yoktu. Bu iddialar tamamen yalan.

Böylesi suçlamalar neden bu sıralar gündeme getirildi?

Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi, soykırımının geçen yıl İsveç Parlamentosu’nda kabul edilmesi ve diğer ülkelerin parlamentolarına taşınması. İkincisi de Mor Gabriel Manastırı davasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmesi. Devlet Manıstır’ın topraklarını gasp etmeye çalışıyor. 2 yıldan bu yana süren dava şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde. Bu Süryanilere karşı yapılan bir misillemedir. „Siz soykırımını kabul ettirir, Manastır davasını uluslararası arenaye taşırsanız, biz de sizi Batılılarla işbirliği yapıp isyan etmekle suçlarız“ demeye getiriyorlar. Bir nevi intikam alıyorlar.

Bir eğitimci olarak kitaplardaki suçlayıcı ifadelerin çocukları nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz
?
Bu suçlamalar Süryani çocuklarının kişilikleri üzerinde olumsuz etki yaratır. Kimliklerini gizlemelerine ve kendi içlerine kapanmalarına neden olur. Kendilerine olan güvenlerinin yok olmasına veya azalmasına yol açar. Siz bu çocukların baba ve dedelerini düşmanla işbirliği yapmakla, hainlikle suçlarsanız çocuklar, Türkiye’de geleceklerinin olmadığı duygusuna doğal olarak kapılacaklardır ve ülkeyi terketmek isteyeceklerdir. Amaçlanan da bu değil mi? „Ya sev ya da terk et“ gibi ırkçı sloganlar son zamanlarda daha sık tekrarlanmaya başlandı. Devlet, eğitim kitaplarıyla Süryani çocuklarında korku ve güvensizlik yaratıyor. Bu tür ırkçı ve faşizan eğitimle karşılaşan gençler kendi anavatanlarında geleceklerini olmadığını düşünüp, çareyi ülkeyi terk etmekte görecekler. Ülkeyi terkedemiyorsa hainlik suçlamasından kurtulmak için etnik kökenini gizleyecektir. Tarihte bunun pek çok örneği var. Ermeni, Rum ve Süryaniler, aslını inkar edip Müslüman olduklarını söylemek zorunda kaldı.

Türk çocukları bundan nasıl etkilenir?
Türk devletinin politikası, Türklerin en üstün olduğu ve Türklerin kendilerinden başka dostları olmadığı „ötekilere“ devamlı kuşkuyla bakma gibi bir paranoya üzerinde biçimlenmiştir. Yunanlı Rumlar düşmandır, Süryaniler gavurdur, Ermeniler haindir. Öldürülen PKK’lı Kürt gençlerinin sanki Ermeni ve sünnetsiz olmak suçmuş gibi tanıtmaları devletin Hıristiyan azınlıklara olan yaklaşımını yansıtıyor. Yani bunlar, Müslüman olmayan „düşmandır“ demeye getiriyorlar. Türkiye’de Şafi Müslüman olmayan herkese „Gavur“ gözüyle bakılıyor.

Türk çocukları „ötekilere“ kuşkuyla bakacaktır. Türk hükümetinin azınlıkların vakıf mallarını iade ederken aynı zamanda Süryanilerin suçlanmalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın samimi olmadığı ve takkiyecilik yaptığı açık. Zaten „iade edeceğiz“ dedikleri vakıf mallarını isteyecek, vakıf sahipleri kalmadı Turkiye’de. Erdoğan ve AKP Hükümeti bu konuda samimiyse ilk önce 1600 yıllık tarihi Mor Gabriel Manastırı davasını düşürmelidir. İkincisi bugün müze olarak kullanılan Mardin Müzesi, Süryani Katolik Patriği’nin mekan binasıydı. 1978 yılında bu şaheser binaya el konuldu. Birkaç el değiştirdikten sonra devlet tarafından müze haline getirildi. Devletin elinde bulunan bu tarihi binayı eski sahiplerine iade etsin görelim. ‘Efendim Mardin Süryani Katolik Vakfı’ndan böyle bir istek bize ulaşmadı‘ gibi bahaneler bularak vakıf mallarını çıkardıkları vakıf kanunuyla ele geçirecekler.
AKP Hükümeti, Hıristiyanların kalmadığı Trabzon’da Akdemir Manastırı’nı ve Diyarbakır’da bir kiliseyi onararak ibadete açmasıyla samimi olamaz.

Erdoğan ve AKP Hükümeti, İttihat ve Terakki tarafından temeli atılan ve cumhuriyetin kurulmasıyla uygulanmaya devam eden ırkçı politikayı devam ettiriyor. Eski Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt gayrımüslimler için „Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır, Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı! Dost ve düşman ve hatta dağlar bu hakikatı böyle bilsin“ demişti. Devletin politikası geçmişte böyleydi. Şimdi de aynı politika yumuşatılarak sürdürülüyor. 


‘Sesinizi çıkarmayın, karalarız’

Türk Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan kitaba ilişkin olarak İsveç’te çalışmalarını sürdüren Mezopotamya Demokratik Değişim Partisi Genel Koordinatörü Yaşar Küçükaslan’dan da görüş aldık. Küçükaslan da kitaptaki karalamaların Süryanilere ‘Sesinizi çıkarmayın, Mor Gabriel ve soykırım gibi konuları gündeme getirmeyin’ niteliğinde bir mesaj içerdiğini belirtiyor.
Küçükaslan „Süryanilerin Batılılarla işbirliği yaparak devlete isyan ettikleri suçlamaları, yerinde olmayan ve gerçekleri saptırma amaçlı suçlamalardır. O zamanlar herhangi bir siyasal örgütlenmeleri olmayan Süryaniler nasıl isyan etsinler? Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu’daki rejimler Batılıların ajanları olduklarını gizlemek için, ıristiyan inanca mensup halkları ajanlıkla suçlamışlardır“ dedi. 

‘Soykırımı meşrulaştırmak istiyorlar’

Süryanilerin uğradıkları baskı ve saldırılar karşısında hiçbir zaman ihanet teşebbüste bulunmadığını dile getiren Yaşar Küçükaslan, kendilerini hiçbir zaman kanıtlama gereği duymadıklarını belirtti.
Küçakaslan devamla „Bizim kendimizi böylesi asılsız suçlamalara karşı kanıtlamaya ihtiyacımız yok. Türkiye bizlere böyle asılsız suçlamaları yönelteceğine Süryani halkına, diğer halklara karşı, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar işlediği suçların hesabını vermeli. Geçmişte yaptıklarının hesabını vermemek, soykırımını meşrulaştırmak için bu tür suçlamaları gündeme getiriyor.

Süryani halkına yönelik karalamaların arkasında geçen yıl İsveç Parlamentosu’nda kabul edilen Soykırım Yasası ve Mor Gabriel’in etkisi nedir? 
Devlet, ‘sesinizi çıkarmayın Soykırımı, Mor Gabriel’i gündeme getirmeyin.  Yoksa sizi karalarız’ demek istiyor. Bu tür suçlamalar Süryanilerin haklı taleplerini engellemek amacıyla, bilinçli olarak gündeme getiriliyor. Aslında bu Süryanilere yöneltilen bir tehdittir. AKP hükümeti bu suçlamalarla ya devletin yanında olursunuz ya da sizi hainlikle suçlarız mantığı ile hareket ediyor.

Bu türden suçlamaların halklar ve gelecek kuşaklar açısından ne gibi tehlikeleri taşıyor?
Süryani çocuklara yıllarca dayatılan İslam-Türk sentezli eğitim yetmiyormuş gibi, şimdi çocuklara aşağlayıcı bir psikoloji aşılanmak isteniyor. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bu yaklaşımla, çocuklarımızı kendi tarihlerine karşı sempatiyle değil, nefretle bakmaya yönletmeye çalışıyor. Oysa halkımız anti-demokratik uygulamalardan dolayı kendi tarihiyle gerektiği gibi tanışmadı. Süryanilere yönelik şöven tarih anlıyışı, Türk çocuklarını ufak yaşta Süryani çocuklarına karşı gayri ahlaki bir şekilde yönlendirmektedir. Böylesi bir eğitim anlayışıyla büyüyen çocuklar, doğası gereği başka halkları düşman ve hain olarak göreceklerdir. Bu halklar arasındaki çelişkilerin artmasına yol açacaktır. Bunun esas sorumlusu devlet ve AKP hükümetidir. Türk halkı tarihin çarpıtılmasına tepki göstermelidir.

Sayın Küçükaslan Türk Hükümeti azınlıkların vakıf mallarını iade edeceğini söylerken aynı zamanda Süryanileri suçlanmasını nasıl yorumluyorsunuz?
AKP, bir yandan Batıya yaranmak için vakıf mallarını iade edeceğini söylüyor. Aynı zamanda Mor Gabriel Manastırı’nın topraklarına ve mallarına el koymaya çalışıyor. Bu iki yüzlü politikayı, hiçbir hükümet AKP hükümeti kadar iyi başaramamıştır. Gerçekten bu konuda Başbakan samimi olsaydı, Süryaniler için Kudüs kadar değerli olan Mor Gabriel sorununu çözüme kavuştururdu.

Süryaniler Batı’nın nimetlerinden faydalanmak için ülkelerini terkettikler iddiaları için neler söylüyeceksiniz?

Bir halk horlanıyorsa, inancına saygı duyulmuyorsa, askerlikte insan yerine konulmuyor ve baskı uygulanıyorsa, çocuklarını korku ile okula yolluyorsa, devletin hiç bir kademesinde kendisine yer verilmiyorsa, birlikte yaşadığı Kürt ve Türk halklarıyla arasına nifak tohumları ekiliyorsa, ekonomik alanda gelişme kaydettiğinde önüne engeller konuluyorsa, 1974 Kıbrıs işgali sürecinde her an katliam piskolojisi yaşatılıyorsa, göç etmesinde ne yapsın? Her hangi bir siyasi çabaya girdiğinde yabancı kışkırtması adı altında 24 saat içinde katliamdan geçirilme tehlikesi, keskin kılıç gibi sürekli boynu uzerinde sallandığını hisseden bir halk ne yapsın? Kimlik mi değiştirsin? Süryani halkı her ne kadar haksızlıklara gereken cevabı verememişse de içten içe derin bir tepkiyi her an yaşıyordu. Bütün bu saydıklarımızla karşı karşıya kalan insanların göç etmekten başka seçeneği kalmaz. Halkımız batı ülkelerinde var olan imkanları değerlendirerek yaşamın her alanında kendisini ve kültürünü geliştirdi. Dolayısıyla yaşadığı ülkelere de katkısı oldu. Yeryüzünde yaşayan bütün halklar için onur, kimlik, kültür, inanç, tarih, ahlak ve özgür yaşam her şeyden önceliklidir. Bunlar uğrunda halklar milyonlarca evlatlarını feda etmiştir ve feda etmeye hala devam ediyor. Kürt, Filistin halkları bunun canlı örnekleridir. İnsanlar sadece maddi refah için canlarını feda etmezler.

Son olarak eklemek istediğniz başka bir şey var mı?

Parti olarakta şunları söyleyebiliriz, Asuri, Süryani, Keldani halkı dili, inancı, kültürü ve tarihi ile Ortdoğu kadim halklarından biridir. İnsanlığın gelişmesinde, ilerlemesinde önemli katkıları olmuştur. Bizler bu durumu dikkate alarak, her şeyimizle bir Ortadoğu halkı olmamız gerçeğinden hareketle, hiç bir dış güce dayanmadan Ortadoğu halklarıyla birlikte demokratik bir ortamda yaşamayı en doğru çözüm olarak görmekteyiz. Türk devleti ve AKP Hükümeti bunu çok iyi bilmeliki onur, maneviyat ve insani değer yargıları herkes için eşit olduğu sürece yaşam güzel olur. Bunun için bir an evel bu yanlış düzeltilip, Süryani halkından özür dilenmeli.


MURAT KUSEYRİ/STOCKHOLM