Daha sonraları ise, o döneme ait çok sayıda toplu mezar ortaya çıkarıldı.

Bu toplu mezarlardan biri de, 2012 yılının Şubat ayında Mêrdîn'in Kerboran ilçesine bağlı Bağözü Köyü'nde bulundu. Yapılan araştırmalar sonrası bulunan kemiklerin, 1995 yılında Dîlan (Ulaş) Köyü'ndeki evlerinden dönemin Dargeçit (Kerboran) Jandarma Taburu'na bağlı jandarmalar tarafından alınan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan Seyhan Doğan ve Mehmet Emin Aslan'a ait oldukları ortaya çıktı. Doğan ve Aslan'ın, Almanya'nın Paderborn kentinde oturan yakınları bu vesile ile Bielefeld Mezopotamya Dostluk ve Barış Evi'nde 27-29 Eylül tarihleri arasında üç gün boyunca taziyeleri kabul etti.

Öldü diye çöplüğe atıldı

Seyhan Doğan'ın Ablası ve M. Emin Aslan'ın yeğeni Mizgîn Doğan, 1995 yılında 14 yaşında olan kardeşi Seyhan'ın evden alınışını şöyle anlattı: "1995 yılıydı. Gece saat 3'te köyün telefon hatları ve elektrikleri kesilmişti. Evimize gelerek yatağında uyuyan 14 yaşındaki kardeşimin yüzüne el fenerini tuttular ve komutanları ile bir telsiz konuşması yaparak 'Komutanım aradığımız şahsı bulduk' dediler.  Kardeşimle birlikte lise 2. sınıf öğrencisi olan eşim Abdurrahman Olcay, yine lise 2. Sınıf öğrencisi amca oğlum Abdurrahman Coşkun, Nedim Akyol, Davut Altınkaynak ve dayım Mehmet Emin Aslan'ı da alıp götürdüler. 7 kişiyi götürdüler, diğerinin ismini hatırlamıyorum. İfadelerini alıp bırakacağız demişlerdi. O gecenin sabahı jandarmaya gittik bize verilen cevap 'Onları bıraktık evlerine gittiler' oldu. Ama öyle bir şey yoktu. Onlardan bir daha haber alamadık. Aynı gece 9 yaşındaki kardeşim Hüsnü Doğan'ı da götürmüştüler. Yaptıkları işkence sonrası öldü diye çöplüğe atmıştılar. Onu çöplükte bulduk. Ölmemişti."

Tüm aile işkence gördü

Jandarmanın kardeşini, eşini ve yakınlarını alması sonrası çok büyük çile çektiklerini anlatan Mizgîn Doğan "Annem Asiye Doğan, Amed ve Ankara İnsan Hakları şubelerine başvurdu. Kardeşimi aradığı için Dargeçit Taburu'nda gözaltına aldılar. 25 gün orada işkence de kaldı, beton üzerinde yatırdılar, hakaret ettiler. Ardından köyümüz yakıldı ve İstanbul'a göç ettik. Annem gördüğü işkence ve acılar nedeni ile mide kanseri hastalığına yakalandı ve 2000 yılında yaşamını yitirdi. Babam ve amcam da o dönemler gözaltında çok işkence gördü. Amcam işkencede öldü babam ise, felçli kaldı. Babam ölene kadar Galatasaray Lisesi önünde her Cumartesi günü yapılan eyleme katılırdı. Babam da, 2010 yılında yaşamını yitirdi. "

Kardeş gerillaya katıldı

1990 yılında kardeşi İbrahim Doğan'ın gerilla saflarına katıldığını ve yaşayıp yaşmadığını bilmediklerini belirten Mizgîn Doğan, uzun yıllar sonra Kerboran'a bağlı Bağözü Köyü yakınlarındaki bir su kuyusunda kardeşi ve dayısının kemiklerine rastladıklarını belirtti. Doğan'ın anlatımları devamla şöyle: "Uzun yıllar sonra başvurularımız sonrası Bağözü Köyü'ndeki yaşlı bir kadının yer göstermesi ile kazı yapıldı. Yapılan kazı sonucu kardeşimin ve dayımın kemikleri bulundu. Yapılan tıbbi testler sonrası cenazelerin önce yakıldığı sonrada üzerlerine asit döküldüğü ortaya çıktı. Tam tarihi bilmiyorum ama 2012 yılının Şubat ayında bulundular."

Keşke tüm kayıplar bulunsa...

Annesinin vasiyeti üzerine İstanbul'a defnedilen anne ve babasının mezarlarını da köylerine götürdüklerini söyleyen Mizgin Doğan son olarak şunları dile getirdi: "Annem vasiyet etmişti. Oğlumun kemiklerini bulduğunuzda beni onun yanına gömün diye. Biz de öyle yaptık. Kardeşımi annem ile babamın arasına gömdük. Kürdistan'da köyümüz olan Dîlan'a götürdük onları. Artık içimiz rahat. En azından nerede olduklarını biliyoruz. Anneminde vasiyeti yerine geldi. Keske o gece alınan diğer 4 kişi gibi tüm kayıplar bulunsa…"



MURAT MANG/BİELEFELD