Yüzlerce yıldır süre gelen bunca katliam, bunca yıkım yine aynı kirli oyunlarla devam etmektedir. Ortadoğu ve özelde Kürdistan’da gelişen çıkar yarışları hiçbir engel tanımadan, binlerce insanın kanıyla oynanmasına mal oluyor.
Kimler öldü, kimler acı çekti ve kimler evlerinden uzaklarda sürgün yaşamına başladı kimsenin buna ses çıkardığı yok. Tıpkı 38’de Dersim’deki ya da Geliye Zilan’daki acıların, sürgünlerin devamı gibi, hiç bitmedi. Reva mı Kürt halkına?
Zihniyetlerin, sistemlerin egemenlikli tarzda işlediği bir dünyada finans-paranın başını alıp gitmesi bir yana, bu uğurda Ortadoğu halkının yok sayılıp her şeyinin elinden alınmasına hiç kimsenin itirazı duyulmuyor. Niye bu kadar sessiz, onca insan etrafta gözükürken? Neden suskunluklar tercih edilir? Kürdistan’da bu kadar çocuk çığlıkları kulakları çınlatırken ve onca kadının haykırışları Şengal’de yankılanırken neden hiç utanmaz susuşlar? Yüreklerin bu kadar kirlenmesine şaşırmalı mıyız yoksa sistemin insanlara neler yaptığına bakarak anlam mı verelim? Evet, yüreklere kara bir perde inmişse bu zamanda, artık dudakların susma zamanı gelmiştir. Şimdi yalnızca para, çıkar konuşur. Yalnızca kirli oyunlar…
Birileri çıkar, bu kirli sahnede hiç olmadığı bir role girerek kendisini hümanist olarak sergiler ve onun gerçekliğini bilmeyenler, o oyuna inanıp kaptırırlar kendilerini. Şimdi zaman insan kanına susamışların, soytarı kralların ve piyonları; IŞİD’lerin zamanı. Sanıyorlar ki sahnede hep kendi korkunç oyunları izlenecek ve  bu tiyatroda başarılı olacaklar. Sahne arkasında da onları destekleyen onlarca gizli devlet. Birileri kaybederken her şeylerini, varoluşlarını bile kaybedecekken hangi başarıdan söz edilebilir ki? Binlerce insanın gözyaşları bu topraklara şahitlik yaparken hangi kahkahalar kendini yaşatır bu acılı memleketimde?
Derwêşlerin izini takip edenler çoktan yola koyuldular da dörtnala salmaktalar direnişe koşturan atlarını. Üstlerinde Şeyh Said’lerin torunları, Dersim’in, Serhat’ın, Amed’in, Rojava’nın, dört parça Kürdistan’ımın çocukları…
Yalancı tarih sayfalarına yazılmayan direnişçi halkımın evlatlarının ruhunu yaşatanlar şimdi Şengal’de, Rojava’da yani direnişin olduğu her yerde savaşıyorlar. Yaşatmak ve yaşamak için… Onurluca, yiğitçe vuruyorlar, bin yıllarca kendini bu topraklarda yaşatmış bozuk zihniyetin alnının çatından.  Her vuruşlarında binlerce kadın diriliyor ve her vuruşta Ortadoğu insanı yeniden yaşama güvenle sarılıyor. Öyle kolay bir savaş değil verilen. Her onurlu insan kendini bu savaşta, bu namus günlerinde görmelidir. Kendi varlıkları için savaşmalıdır, mücadele vermelidir. Yoksa bir kaosun içinde kaybolup gidecek herkes.
Peki ya susanlar neye güveniyorlar? Yarın bir gün onların sırtlarında kanlı bıçakların dolaşmayacağı ne malum? Peki ya kendi insanlarını dışlayıp da onları korumayan, askerlerini talimatlarla kaçırtan, kendi namuslarını satanlara ne demeli? Kimler mi mesela; KDP gibi tarihten beri sisteme dahil olanlar. Onlar nasıl hesap verecekler yarın bir gün kendi insanlarına ve tarihe.
Akrep akreptir, yılan da yılan… Yani işleri belli olmaz topraklarımıza, varlığımıza, kadınlarımıza ve özgürlüğümüze göz koymuş bu edepsizlerin. Sömürgeci, emperyalist ABD ve onun etrafında şekillenmiş korkuluk devletçikleri! Etrafımızda bu insan tanımaz, yürek, vicdan tanımaz düşmanlarımız hep oldu. Ve karşısında direnen bir halk hep vardı. Özgürlüklerine bir gün kavuşma umudunu hep yüreklerinde taşıyanlar da oldu. Tüm bu kıyımlara, asimilasyonlara, yok etmelere rağmen hep bir direniş de oldu. Hiç pes etmeyenler birer sembol, yeni doğan bebelerimizin gözlerinde birer umut oldular. Büyüdüler, büyüdüler ve şimdi Güneşimizin öncülüğünde birer özgürlük savaşçıları oldular. Hep umut oldular ve oluyorlar.
Şimdi çocukların bile ağızlarından “PKK olmasaydı…” cümlesini duyuyorsun. Gördükleri gerçekler, onların özgürlük savaşçılarına omuzlarını dayamalarını sağladı. Şimdi Êzîdî halktan analar, çocuklar ve gençler yalnızca PKK’lilere güvenerek oradan çıktıklarını ifade ediyorlar. Çünkü PKK’liler onlar için ölümüne savaştılar ve savaşıyorlar. Sadece Êzîdîler de değil, Güney’deki halk da artık peşmergelerin onları korumadıklarını, kaçtıklarını belirtiyorlar. Gerillaların kentlere girişlerini o yüzden büyük bir coşkuyla karşıladılar. Onlar da artık gerçek olanın peşinden gidiyorlar.
Hakikatin, topraklarımda hakikatlice yaşanmasına az kaldı. Birlik ve beraberlik olması gerekir yalnızca, ihanet değil. Hep beraber mücadele verilirse, ülkemiz, insanlarımız bu çetelerden de kurtulup kendi varlıklarını ve değerlerini koruyabilecekler. Önemli olan umudu yitirmemektir, sonuna kadar yiğitçe toprağına, insanlarına sahip çıkmaktır, ezilenlerin yanında olmak ve mücadele etmektir. Büyük bir yürek ve iradeyle, özgürlük hayalleriyle Kürt çocuklarına çıkarsız bir dünya bırakmaktır önemli olan. Onlara güzel ülkemin özgürlüğünü vaadetmek en güzel hediye değil midir?