
Great Game, yani büyük oyun 19. yüzyıldan Birinci Dünya Savaşı'na kadar stratejik bölgelerin büyük güçler tarafından paylaşılması için verilen mücadeleyi tanımlamak için kullanılan bir isimdi. Osmanlı onlara Devlet-i Muazzama derdi. Bu mücadele; esas olarak Büyük Britanya, Çarlık Rusyası ve Fransa arasında Osmanlı İmparatorluğu toprakları, Orta Asya ve Uzak Doğu ülkelerinin topraklarını elde etmek amacıyla verilirken, II: Wilhelm döneminde Alman emperyalizminin "Drang nach Osten” (Doğu Dürtüsü) sloganı altında yükselişi ile birlikte, daha farklı bir nitelik kazandı. Bu aynı zamanda, İslamın bir siyasal aktör olarak dünya sahnesine çıkışını muştalıyordu. Bu etken daha sonra Nazi Almanyası tarafından kullanılmaya çalışılacak, sonra bu silahı yükselen yeni hegamonik dünya gücü Amerika alacaktı.
Klasik sömürgecilik döneminde etnografik çalışmaların esas olarak İngiltere, Rusya ve Fransa’da yükselmesi tesadüf değil. Bilmeden, tanımadan, araştırmadan egemenlik kuramazsınız. Bu bilgiler temelinde, bu üç imparatorluk da, zaman içinde nitelik değiştirseler bile, etki alanlarını başka biçimde muhafaza ettiler. Sovyetler bir model, İngiliz ve Fransız commonwealth’leri bir başka modeldi.
Bir Sovyet dünyasının var olduğu ortamda, sömürgeciliğin çökmesi, ulusal kurtuluş hareketleri için, iki kutuplu bir dünya da yer açılması kaçınılmazdı.
Fransız Devriminin tam da 200. yılında, 1989 da, adına ister devrim ister karşı devrim deyin, büyük bir dönüşüm yaşandı ve iki kutuplu dünya çöktü ve ardında büyük bir vakum yarattı.
Bu boşluğun dolması kaçınılmazdı. Bu Doğu ve Orta Avrupa’da barışçıl bir biçimde yaşanırken, Balkan ve Kafkaslardaki vakum alanı birçok çatışma ve savaşa yol açtı. İlk perde Balkan ve Kafkaslar ile açıldı, her yerde karanfil falan devrimleri yaşandı. Ve tarihin bu yeni dalgası sonunda, Arap milliyetçiliğinin on yıllardır tarihi adeta dondurduğu, Arap Coğrafyasına ulaştı. Aslında Birinci Arap Baharı, Mısır’da Nasırcılık, Irak ve Suriye’de Baas rejimlerinin yükselişi, laik Tunus devleti ve Libya’nın "Yeşil Devrimi”, Yemen Halk Cumhuriyeti vb. ile dalga dalga yaşanmıştı. İki kutuplu dünyanın varlığı ise bu sistemleri 30 küsür yıl yaşama olanağı sağlamıştı.
Çöken Sovyet İmparatorluğunun mirasçısı Rusya, sadece Doğu Avrupa ve Orta Avrupa ve Balkanların bir kısmını etki alanı olarak yitirmekle kalmadı, eski Sovyet Cumhuriyetlerinin anayasal ayrılma hakkını kullanması ile Baltık’tan uzaklaştırıldı, Karadeniz ile bağı Ukrayna üzerinden ciddi bir biçimde kesildi. Etki alanı olarak Gürcistan’ı yitirdi. Hamle yapsa da, bir daha geri almayı başaramadı. NATO üyesi Türkiye’nin etki alanı oluverdi. 1921’de terk edilen Batum artık, Türkiye ve Gürcistan’ın ortak havaalanı oluverdi.
Artık "Yeni Büyük Oyun”un zamanı gelmişti. Rusya’nın eli kolu santim santim kesilmekteydi. Ukrayna krizi, kış uykusundaki Rusya’yı uyandırdı. Rusya’nın bir bütün olarak sistemin içine duhulü istenmiyordu. Alman/Fransız temelli AB, Doğu’ya doğru yayıldıkça yayıldı ve sonunda, kuşatma artık, Petersburg ve Moskova önlerine kadar gelmişti. Nazi tanklarının püskürtüldüğü topraklar, "barışçıl” yoldan önce Mark sonra Euro’nun gücü ile zapt edilmişti.
Yeni 'Büyük Oyun'da, kış uykusundan uyanan Moskova, satranç tahtasında ilkin, Ukrayna üzerinden hamle yaparak, Tatarlara 19 ve 20 yüzyıl boyunca uygulanan etnik arındırma ile, Rusların nüfüs çoğunluğuna sahip olduğu Kırım’ı ilhak ediverdi.
Buna karşı hamle ise Rusya’nın Akdeniz’de Sovyetlerden artakalan son ayağı Suriye’yi kesmeye geldi. Suriye, Saddam Irak’ına karşı başlatılan Körfez Savaşı sırasında koalisyonun üyelerinden biriydi. Ama 20 yıl sonra sıra ona gelecekti.
Ankara Baharı, AKP ile yaşandı. Kemalist hegemonya sönümlendi. Arap Kemalizmi olan BAAS’ın Suriye ve Irak kanadı da çökünce, tek şansları inanç üzerinden gitmek oldu. Arap laisizmi çöktü. Saddamcılar DAEŞ’in tohumlarını ekerken, Suriye’de muhalefetin önderliğini zayıf liberallerden kapan Cihadizmin bütün versiyonları, Alevi ve diğer Sunni olmayan toplumlara ölümüne direnişten başka bir şans bırakmadı.
Sonuç olarak, Sykes-Picot haritaları, Türkiye dışında Ortadoğu’nun sınırlarını 90 küsür yıl belirledi. Kürtlerin yaşadığı coğrafya, Kasr-ı Şirin Antlaşması ile 17. yüzyılda esas olarak 2 parçaya bölmüştü. Ama 1. Dünya Savaşı sonrasında bu 4 parça oldu. Birbirine hasım Arap, Türk ve Fars milliyetçiliğinin ortak oldukları tek husus, bazı dönemler kendilerinin olmayan parçalardaki Kürtleri bir koz olarak destekleseler bile, asla olası birleşik Kürdistan’a yol açabilecek hiçbir oluşuma izin vermemekti.
Ama Yeni Büyük Oyun’da, Sykes-Picot haritası demode, "out” olurken, Osmanlı Vilayet haritalarının ve Fransız Manda yönetimi haritalarının "in” oluverdi. DAEŞ’de bu yeni oyunun bir parçası, barış görüşmeleri öncesi Halep’e yönelik son Suriye/Rus saldırıları da… Yeni Orta Doğu haritası, etnik ve inanç farklılıkları temelinde belirleniyor. İnanç farklılıklarını aşabilecek tek modern harekete, sivil yapılanmalara Kürtler sahip. Ne yazık ki, Arap dünyasının zayıf sivil toplum yapılanmaları tamamen çöktü.
Yeni haritada Irak’ın üçe bölünmesi, Sunni bölümün Suriye’deki alan ile birleşmesi kaçınılmaz. Akdeniz kıyısında Alevi ağırlıklı, diğer toplumlara açık Rusya himayesinde, AB’nin hoşgörülü olacağı bir devlet sözkonusu. Halep’in buranın bir parçası olması hedef. Şam yitse bile, Halep, oluşacak yeni küçük Suriye devletinin başkenti olacak. Zaten DAEŞ’in adında da Şam var. Suriye’nin kuzeyindeki dar Kürt koridoru ise ciddi bir tehdit altında. Ankara yeni bir Kürdistan’a izin vermeme konusunda yeminli. Bu koridor bugün ciddi bir etnik arındırma/soykırım tehditi altında… Bay Davutoğlu, kısmen de haklı olarak Halep’teki Sünnilerin etnik arındırmaya tabi tutulduğundan yakınıyor, bunu önlemek için sınırda bekleyen 1 milyonu aşkın Müslüman kardeşlerine sınırı kapıyor, ama kendisi Kürtlere, Rojava’ya karşı aynı siyaseti izliyor.
Ankara, yeni ideolojik hegemonya ile Sünni enternasyonaline oynayarak, yanlış yere yatırım yaptı. Kürtleri ana tehdit olarak belirledi. Ankara’nın bu hatası, onu bir anda Yeni Büyük Oyun’un içinde yapayalnız bıraktı. Ankara’nın bunun öfkesini Kürtlerden çıkarmaması lazım. Talat ve Enverlerin alnımıza sürdüğü soykırım "kara lekeyi” 100 yıldır temizleyemedik.
Ankara, Rusya ile komşuları ile başlattığı sıfır sorun politikasını tek edip, ideolojik bir tercih ile tarihinin en büyük hatasını yaptı. İran için arabuluculuk yaparken, geleneksel husumet içine girildi. 60 küsür yıllık partneri olan ABD ile bile terse düşmek için, gerçekten amiyane deyimle kafayı yemiş olmak gerek.
Ankara Kürtlerin gönlünü kazanarak, hayal ettiği bölge gücü olma vasfını kazanabilirdi. Ama PKK’den, daha radikal grupların yükselmekte oluşu ile 30 yıl savaşları içinde büyümüş olan Kürt gençliğini tamamen yitirmişe benziyor. Ne Ankara bombalamasını ne de özel kuvvetlerin Kürt şehirlerinde sivil halka yaptıklarını onaylamak mümkün değil. Her ikisi de Cenevre 2. Savaş Konvansiyonunun ihlali.
Ama soğukkanlı, biraz sakin olmayı ve kindar olmamayı başarırlarsa, hala masaya dönme şansları var.
Dileriz bu yeni Newroza kadar başarılır.
* İnsan hakları savunucusu ve 2012 Nobel Barış Ödülü adayı