Seçimlere bir ay kaldı. Bütün basın organları ve partiler her yönüyle harekete geçmiş durumda. Kalan zamanı doğru değerlendirmek ve etkili bir kampaya yürütmek son derece önemli. Düzen partilerinin, özellikle AKP’nin sahip olduğu olanaklar bilinmektedir. AKP hem kendi basınını hem de TRT’yi ve maddi kaynakları kullanarak üstünlük sağlamaya çalışıyor. 

AKP’nin sınırsız kaynaklara sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. Belediyelerden, iş çevrelerine, devletin imkanlarını kullanmaya kadar kimsenin şimdiye kadar sahip olamadığı kaynakları seferber etmiş durumdalar. Devlet bürokrasisi ve onbinlerce kadro ve çalışanlarıyla harekete geçmiş bulunuyorlar. Dini kullanmaktan, muhaliflerini terörist ilan etmeye kadar hiçbir sınır tanımamaktalar. Seçimleri, iktidarda kalmayı bir ölüm kalım sorununa, meydan muharebesine çevirmişlerdir.

AKP “her yol mübahtır” desturuyla hareket etmektedir. Daha önceleri HDP gibi partileri bölge partisi, Kürt partisi olarak lanse edip Türkiye kamuoyuna ulaşmasını engellemeye, etkisini Kürtlerle sınırlandırmaya çalışıyorlardı. HDP bu kısır döngüyü kırmaya, tüm Türkiye’ye ulaşmaya çalıştı ve bunda kısmen de başarılı oldu. AKP ve hükümeti bunu sağlıklı bir gelişme olarak görme yerine HDP’yi ötekileştirerek, saldırı ve şiddetin hedefi haline getirdi. HDP sadece eleştirilmiyor, fiziki olarak da saldırıların hedefinde. AKP yetkilileri artık açıktan açığa HDP’nin barajın altında bırakılması gerektiğini söylemeye başladılar. 

Hedef ve stratejileri HDP’yi barajın altında bırakmak olunca saldırıları organize etmeleri ve devlet güçlerini, basınlarını üstüne sürmeleri de anlaşılıyor. HDP’nin yükselen bir güç olduğunu görüyorlar. Türkiye için taze bir güç ve güçlü bir demokratik alternatif olduğu anlaşıldı. HDP’yle demokratik bir ortamda hesaplaşma veya yarışma yerine bastırma ve yıldırma yöntemini uyguluyorlar.

AKP’nin bu tehlikeli ve eşit olmaktan çok uzak konum ve yaklaşımları HDP’yi ve demokrasi güçlerini artık uyarmış olmalıdır. Bu seçimler Türkiye’nin içinden geçtiği koşullar ve Ortadoğu’daki gelişmeler nedeniyle oldukça önem kazanmış durumdadır. Bu seçimleri kazanmak için AKP’nin yapmayacağı bir şey yoktur. Gözünü kırpmadan Türkiye’yi bir savaşa bile sürecek durumdadır. İki gün önce CHP yöneticilerinden Gürsel Tekin, Türkiye’nin Suriye’ye gireceğini, kaynağının da güvenilir olduğunu söyledi. Bu açıklamaları ciddiye almak gerekiyor. AKP, IŞİD ile ortaklaşarak Kobanê’yi düşürmeyi başaramadı. Kürtlerin ve kantonlarının konumu giderek güçlenmeye ve uluslararası kabul görmeye başladı. AKP bunu hazmedemedi. Bunun üzerine seçimler de gelince rahatlıkla böyle bir girişimde bulunabilir. 

Ateşkes ve barış sürecinin bir tarafa atılması kendi başına Türkiye’nin savaşa itilmesi anlamına gelmektedir. Bu kadar riskli ve tehlikeli adımlar atmaya hazır bir Erdoğan ve onun arkasından sürüklenen bir hükümetle karşı karşıyayız. Durum bu kadar kritik ve tehlikeli gelişmeleri içeriyorken HDP ve DBP yöneticileri ve çalışanları hiç de buna uygun bir çalışma içinde görünmüyorlar. Bu konuda hem eleştirmek hem de uyarmak yanlış olmayacaktır.

Görünürde herkes görev almış, bir biçimde koşturuyor. Ancak pratikte buna denk düşen bir çalışma ve kampanya görünmüyor. Bu partilerin insan kaynakları ve potansiyeli çok fazladır. Etrafındaki dost güçler ve demokratik çevreler de dikkate alındığında gümbür gümbür gelmeleri gerekiyor. Her tarafta fırtına gibi esmelidirler. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Yapılanları küçümsemek için söylemiyoruz ancak çalışmalar yetersiz. HDP ve çevresindeki güçler daha iyi organize olur ve bilinçli çalışırlarsa halkı herkesten daha fazla aydınlatabilir ve etkiliyebilirler.

Seçimler çok yönlü bir hesaplaşma arenasına döndü. Ortada büyük siyasi hesaplaşmalar ve taktikler var. Bu sürece ve seçimlere normal zamanlar gibi yaklaşmak kesinlikle büyük bir yanılgı olacaktır. Bilinen rahatlık ve alışkanlıklarla çalışmak kaybetirecektir. Bunun bilince çıkarılması ve herkesin çalışmalara katılması gerekiyor. Avrupa’daki Kürtler ve sol çevreler de oldukça bilinçli ve olanaklara sahipler. Onlar da herşeyi bir tarafa bırakıp bu tarihi günlere denk örgütlü bir çalışma içinde olmalıdırlar.

Metropollerde etkili kampanyaları sürdürmek çok önemlidir. Ancak Kürdistan’daki çalışmalar daha da önemlidir. AKP’yi etkisizlestirmek ve tırşıkçılarını yenilgiye uğratmak halkın birliğine ve mücadelenin başarısına büyük katkılar sağlayacaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barışın yol alması tamamen örgütlü çalışmalara  bağlıdır. Bu açıdan herkes bu bir aylık süre içinde tam bir seferberlik ruhuyla harekete geçmelidir.