Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrasında ortaya atılan iddialar karşısında dehşete düşmemek imkansız. Düşünsenize,  ordusu, polisi, yargısı, yürütmesi çeteleşmiş bir devlet iddiası, hatta itirafı var ortada.

Yolsuzluk belgeleri, rüşvet konuşmaları, kara paralar, görevden almalar, suçlamalar havalarda uçuşuyor. Dünün "iyi çocuk" savcıları, hakimleri, bürokratları, polisi, yerden yere vuruluyor bugün.
Tablonun en önemli özelliklerinden biri, konuşanların muhaliflerden ziyade iktidardakiler olması elbette. Ancak olanlara bakıp ortada Erdoğan’ın hezeyanları ya da iktidar krizi var demek yetmez. Ortada pekala bir devlet krizi var çünkü. Üstüne üstlük bu devlet, suçu atıp kurtulacakları derin ya da moda söylemle paralel bir devlet değil. Söz konusu olan, tüm kurumları ile kendisi çete bir devlet.
Pek çoğunuz "bu yeni bir durum değil ki" diyebilir elbette. Kürt ve sosyalist muhalefet uzun yıllardır bu gerçekle yüzleşmekteydi zaten. Devletin derini ya da paraleli söylemleri, devleti ortaya dökülen pisliklerinin hesabını vermekten kurtarma yoluydu. Çok mecbur kaldıklarında da birkaç kişiyi feda edip temizliyorlardı sicillerini. Bunu bilenler mesela Mehmet Ağar gibileri, verilen uyduruk cezaları, konforlu cezaevi sürecinin yardımı ile "tevekkülle" karşılayıp "devlet sağ olsun" diyerek takdir kazanmaya devam ediyorlardı… Ancak görünen o ki, bu kez iş bu kadar kolay olmayacak.
İktidar güçleri kendi aralarında dalaşırken takkeleri düştü kelleri ortaya çıktı çünkü. Bu saatten sonra cemaat ne yapmış, AKP ne yapmış diye düşünenler, sadece bu işin teorik kısmında duranlar olur herhalde. Hepimiz anladık ki; elimizi nereye uzatsak bir çete ile karşı karşıyayız ve AKP, Cemaat ya da sair iktidar güçleri kuyruklarına basılınca dillerini tutamıyorlar.
Bunca itirafın ardından hepimiz pek çok şeyi merak ediyoruz şimdi. Mesela, asgari ücretin açlık sınırının altında olması hangi çetenin işi? Ayakkabı kutularında, kasalarda saklanan paralar kaç çocuğun üşüyen ayakları, aç midelerine karşılık geliyor? Barışı hangi çete, savaşı hangi çete savunuyor? Ergenekon ve Balyoz davaları Orduya kumpasmış. Aynı savcılar yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu yapınca Hükümete kumpas oluverdi. Ordu ve AKP aynı tarafta mı yani? KCK davaları da Kürtlere mi kumpas? Deniz Feneri davasını öylece karanlığa gömenler hangi taraftandı?
İt izinin kurt izine karıştığı zamanlardan geçiyoruz. Ve devletle, hükümetle alakalı her şey çamura bulanmış durumda. Bu tabloya bakıp devlet kurumlarına yada iktidara güven gösterebilmek akıllı işi olmaktan çıktı çoktan. Derseniz ki bu AKP’yi durdurur mu? Hayır, ne yazık ki. Nitekim icraatlarına başladı bile. Ergenekon ve Balyoz davalarının yargı ve emniyet içindeki çetelerce yönlendirildiğini, orduya kumpas kurulduğunu ileri sürerek yeniden yargılama yapılabileceğinin sinyallerini verdi. Böylece ordu ve ulusalcı kesim iade-i itibar telaşına düşürülmek isteniyor. Ardından af ya da af benzeri bir düzenleme ile KCK tutuklularının da tahliyelerine dair bir umut kıtırı ortaya atıldı. Yani benim çetemin yaptıklarını görmezseniz karşılığını alırsınız demeye başladı şimdiden.
2014 yılının ilk günlerindeyiz. Bozulmadan dizilmez denir ya. İşte her şeyin bozulduğu bu günü yeniden dizmek için bir fırsata çevirebiliriz.