1989 yılında Eskişehir’de gerçekleştirilen açlık grevleri sırasında Türk Adalet Bakanı Oltan Sungurlu örgütlerin eylemciler arasında fedai isimlerin belirlendiğini iddia ederek "Bizde tespit edilmiş isimler var şunlar şunlar ölecek diye” şeklinde konuşmuştu.
Sonuçta açlık grevinde açlıktan kimse ölmedi ama eylemcilerden Hüseyin Hüsnü Eroğlu ve Mehmet Yalçınkaya’yı Türk askerleri döve döve öldürdü. (Hep merak etmişimdir bir insan 30 gündür ağzına yemek koymamış birini nasıl döver diye?) Bu olay nedeniyle hiç kimse de ceza almadı. (Bu açlık grevinin detayları Fuat Kav'ın "Mavi Ring" kitabında yer alıyor.)
Bugün hepimiz biliyoruz ki Sungurlu’nun bahsettiği o liste hayali bir listeydi. Yüzlerce mahkum açlık grevinde içerde yatarken dönemin Adalet Bakanı kamera karşısına geçip kamuoyuna kasten yalan bilgi vermekte hiçbir sakınca görmemişti.
Aynı şey bugün için de geçerli. Farklı olarak eylemcilere karşı psikolojik savaş en üst düzeyde Başbakan Erdoğan tarafından gerçekleştiriliyor.
Sungurlu en azından "açlık grevi nedeniyle yapılan baskılardan uykularım kaçıyor” dahi diyebilmişti. Açlık grevi eylemlerinin sonunda da taleplerin büyük bir bölümünü kabul etmek zorunda kaldı. Erdoğan kadar da dünyanın gözü önündeki gerçekleri inkar edecek kadar aymaz olmadı.
Erdoğan’ın iddiasına göre cezaevlerinde açlık grevi yok. Grevde olduğunu söyleyenler gizli gizli yemek yiyor ve devlete şantaj yapıyorlar. Devletse bunları yemeyecek kadar akıllı.
Bunun tersini ispatlamak için ne gerekiyor?
Demek birileri ölecek ki devlet açlık grevinin varlığını kabul edecek, gizli gizli yemek yenmediğini anlayacak ve bunun bir şantaj olmadığını bir hak mücadelesi olduğunu anlayacak.
Erdoğan Ankara oturmuş birileri ölsün diye bekliyor. Yarın öbür gün belki örgütlerin pençesinden insanları kurtaracağım” diye ikinci 'Hayata Dönüş' operasyonlarını gerçekleştirmeye de kalkar.
Türk kamuoyu da böyle konularda maniple edilmeye son derece müsait. Bugüne kadar Türkiye cezaevlerinde gerçekleştirilen açlık grevi eylemleri kamuoyunda öyle çok büyük yankı bulmadı. İnsanların büyük bölümü Sungurlu’ya ve Erdoğan’a inanmayı tercih ettiler. Ölümler yaşandığında da en ılımlı yaklaşımları "örgütler gencecik çocukları kandırıp öldürdü” oldu.
Aynı şeyi İngilizler de IRA’nın açlık grevi eylemcileri için söylüyordu. Hatta "hayatlarını kurtarmak için” birçok eylemciyi zorla beslemeye kalkan İngilizler bu şekilde en az 21 kişinin ölümüne neden oldu. Zorla beslenmenin ölüme neden olduğu açıkken genelde "artık çok geçti, kurtarılamadı” türünden açıklamalar yapıldı.
Açlık grevi vicdanlara hitap eden bir eylemdir. O yüzden siyasetçilerin gerçek yüzlerini en açık bir şekilde gösterdiği günler de bugünlerdir. Bakalım Türk yetkilileri açlık grevi eylemleri karşısında daha ne kadar çirkinleşebilecek, daha bu aymazlığı ne kadar abartabilecekler?
Yiyenler ve yemeyenler