Başta Kobanê olmak üzere birçok yerde IŞİD’e karşı savaşan kadın gerillalar övgüyle, sempatiyle, hayranlıkla, gıptayla izleniyor şu günlerde. Kürdistan Özgürlük Hareketi'nde onlarca yıldır, Rojava’da ise son üç yıldır kadın gerillalar fedaice savaşıyor, demokratik özerk bir yaşamı inşa ediyordu. Bu anlamda geç de olsa yine de anlamlıdır bu ilgi. Kürt kadınlarına onların şahsında da Ortadoğu kadınlarına dönük yeni bir dil ve yaklaşım yaratıyor herkeste. Bu direnişin kahramanları Ortadoğu kadın kimliğinde büyük dönüşümler yaratıyor, hem de çok kısa bir zaman zarfında. Son günlerde sıkça kullanılan "Kobanê bir fikirdir düşmez" söylemi tam da burada anlamını buluyor. İşte o fikir Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği paradigmanın kadın özgürlük yaklaşımıdır.
Kadın Özgürlük Hareketi'nin otuz yıllık deneyimi somut olarak savaş alanındaki direniş ve fedailikle öne çıksa da, arka planında çok güçlü bir örgütsel deneyim, ideolojik birikim, siyasal yetkinliği taşıyor. YPJ, YJA Star güçlerini çağdaş Amazonlar olarak görmek, dünyadaki diğer ulusal kurtuluş hareketlerindeki kadın direnişleri ile aynılaştırmak bu nedenle yetersiz olacaktır. Özelde YPJ, YJA Star güçleri, genelde Kürdistan kadın özgürlük hareketi Kürt Halk Önderi Öcalan’ın da tanımladığı biçimde Ortadoğu toplumsallığının "özü ve tortusu" olarak, kadın devrimlerinin yüzyılı olarak tanımlanan 21. yüzyıl mücadelelerine öncülük yapma iddia ve iradesini taşıyor.   
Bunun tarihsel arka planında Kadın Özgürlük Hareketi'nin diline pelesenk ettiği binlerce yılın tanrıça kültürü ve o tarihi güncelleyen bir arayış yatıyor. Tanrıçalık kavramı yeterince doğru ifade edilemediğinden ya da algıların farklı olmasından da kaynaklı modası geçmiş bir kültürel feminist tanım olarak algılanıyor kimi kesimler tarafından. Kadının otorite olduğu bir dönemin yaşandığına dair yeterince arkeolojik ve antropolojik verinin olmadığı ifade edilerek kendimizi olmayan bir şeye inandırdığımız yada kendimize bunu tarihsel dayanak yapmamızın yanlışlığından dem vuruluyor. Oysa Ortadoğu’nun kadın direniş geleneği oryantalizme düşmeden incelense buna dair çok güçlü verilerin olduğu görülür. Özellikle kadın tarihini Ortadoğu sözlü geleneğinin destanları, masalları, ritüelleri, köy, din-mezhep-tarikat, aile ilişkilerinde süren komünal geleneğe dayalı biçimde incelemek karşımıza bambaşka bir tablo çıkarır. Ortadoğu kadın özgürlük tarihi modernite içinde, yurtdışında öne çıkmış kimi kadınlarla ifade edilemeyecek kadar derin köklere ve tarihsel arka plana sahiptir. Ancak bu henüz yeterince ifadeye kavuşmamıştır.
Binlerce yıldır erkek egemenliğinin envai çeşit saldırısına maruz kalan Ortadoğu kadın kimliği, modernitenin gelişimi ile birlikte bu saldırı ve tanımlamalara yenilerini eklemiştir. Bu nedenle de Ortadoğu’da kadın özgürlüğü dinamikleri yeterince açığa çıkarılamamıştır. Topraktan kopmama, köylülük, aile, aşiret, kabile bağları, din-mezhep ilişkileri içeriğinde feodal, ataerkil özellikler taşıyor olsa da demokratik komünal gelenekten tortu kabilinde de olsa izler taşır. Bunları toptan gerici ve Ortadoğu’daki derin kadın köleliğinin yegane nedenleri olarak değerlendirmek; yerine de şehirleşme, işçi-memurlaşma ile ekonomik özgürlüğün kazanılması, laik olma, çekirdek aile kurma yada birlikte yaşama, cinsel özgürlük gibi alternatifleri koymak büyük bir yanılgı olmuştur. Toplumsallığın kadın özgürlüğü önündeki engel olarak görülmesi, bireyciliği ve kapitalist sistemi güçlendirirken kadın kimliğini oluşturan komünal yaşam, ahlaki değerler gibi unsurları modernite içine yok etmek için büyük bir saldırı başlatmıştır. Şehir yaşamı, işçileşme-memurlaşma kadınlara özgürlük getirmemiş, ataerkilliğe yeni kölelik biçimlerini eklemiştir. Yani alternatif yanlış yerlerde ve biçimlerde arandığından Ortadoğulu kadınlar kurtarılması gereken bir nesneleştirme temelinde ele alınmıştır.
Hala Kürdistan’daki temel sorunların cehalet, okul okumama,  aslında beyaz Türklüğe asimile olmamadan kaynaklandığını düşünen bir kesim kadın vardır. Bu kesimin gözünde Kürt kadınları feodal sistemin kıskacında, zavallı, cahil, yoksul kadınlar olarak aydın kadınların yardımı ile makus talihleri düzelecek bir kesim olarak görülürler. Kürdistan kadın özgürlük hareketi de dünyadaki diğer ulusal kurtuluş hareketlerinin, post kolonyal feminist hareketlerin kategorisinde bir tanıma kavuşturulur. İşte tam da bu klasik, sosyolojik açıdan hiçbir gerçekliği ve geçerliliği olmayan tanımlamaları boşa çıkaran yeni bir Ortadoğu kadın kimliğini şekillendiriyor Kürdistan kadın özgürlük hareketi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tanrıçalığı "Tanrıçalık, özünde neolitik devrimi başaran kadının özelliklerinin toplam ifadesidir" biçiminde tanımlamıştır. Şimdi de Rojava Devrimi'nin başarısını sağlayan kadınları en güzel "Ortadoğu’nun güncellenmiş tanrıçalık kültürü" ekseninde ele almak gerekir. Bu anlamda tanrıçalık sadece savaşıp şehit düşen kadın yoldaşlarımıza verdiğimiz büyük değerin ifadesi olarak anlam bulan bir sıfat değil, yaşama kendi rengi ve iradesi ile katılıp buna dayalı toplumsallığı geliştiren her kadının kimliğidir.
Kürdistan kadın özgürlük hareketi kadının yaşama kendi kimliği ile katılmasının yarattığı sonuçları yaşayarak deneyimlemiş, bunu siyasete, örgüte, direnişe dönüştürmüştür. Kendini eğiten, örgütlü bir kadın sistemini oluşturan, savunma mekanizmalarını kuran, erkek egemenliğine dayalı sistemle kopuşu yaşayan her kadının ve kadın örgütünün sahip olacağı gücü açığa çıkarmıştır. Son mermisine kadar savaşarak teslim olmayan ve kendini uçurumdan atarak kanatlanan Beritan (Gülnaz Karataş)’ın izinde yürüyen YPJ, YJA Star güçlerinin savaştaki cesaretleri bunun cisimleşmiş hali oluyor. Ama bu sadece bir yanıdır. Asıl önemli olan bu direnişi açığa çıkaran fikir, örgütlenme, ideolojinin derinlikli anlaşılmasıdır.