Son iki yıldır Kuzey Kürdistan ve Rojava’da sömürgeci statükoyu kırma yolunda nefes nefese bir mücadele yürütülürken, Güney Kürdistan ağırlıklı olarak iç gündemi ile meşgul oluyor.

Güney Kürdistan parlamentosunun işlevsizliği, derinleşen ekonomik kriz, başkanlık krizinden kaynaklanan ve yönetimin fiili olarak Hewler ve Süleymaniye arasında bölünmesi hala çözülemeyen ciddi sorunlardır.

KDP ve YNK yönetimlerinin Kuzey Kürdistan, Rojava ve Şengal’de sürdürülen mücadeleye yaklaşımları da taban tabana karşıt pozisyonlardadır. KDP, Kuzey Kürdistan ve Rojava politikasında Türk devleti ile ortak bir politika yürütmekte, AKP iktidarını açıktan desteklemektedir. Buna karşılık YNK, Goran, İslami Birlik Partisi gibi oy çoğunluğunu temsil eden partiler, Kuzey’de PKK önderliğini, Rojava’da PYD çizgisini desteklemektedir. Yine bu bileşim PKK ile birlikte ulusal kongrenin toplanmasını isterken KDP, ulusal kongrenin toplanmasına da karşı çıkmaktadır.

KDP yönetiminin etkin olduğu Hewler, Dohok, Zaxo gibi Kürt şehirlerinde Kürt kurumlarının açılması, işletilmesi yasaktır. Kürt haber ajansları, Kürt gazeteleri, Kürt televizyonları ve muhabirlerinin bu şehirlerde açık ve serbest çalışmaları yasaktır. Oysa Süleymaniye ve Kerkük’te aynı kurumlar faaliyetlerini serbestçe yürütmekte, Kürt basını özgürce çalışabilmektedir.

Şengal’de KDP’ye bağlı peşmergelerin direnmeden Şengal’i DAİŞ çetelerine teslim etmesi ve yaşanan büyük trajediye HPG ve YPG/YPJ gerillalarının devrimci müdahalesi, KDP dışındaki tüm Güney partilerinin takdir ve onayını almış; bu destek günümüzde de devam etmektedir. 

KDP’nin Kuzey Kürdistan, Rojava ve Şengal politikaları Başur’da teşhir olurken, buna karşı YNK’nin de içinde yer aldığı yurtsever-birlikçi politikalar her geçen gün destek görerek gelişmektedir. YNK ve Goran hareketinin birleşme kararı, bu gelişmenin somut bir sonucudur. Bu birleşme gerçekleştiğinde parlamentodaki çoğunluğun bu yeni bileşime geçeceği de bilinmektedir.

Kısacası Kuzey’de ve Rojava’da Kürtlerin askeri ve siyasal mücadelesi gelişip etkisini artırırken ve Kürtler için büyük özgürlük imkanları yaratılırken, Kürt toplumunda ulusal birlik duygusu ve talebi de yükselmekte; KDP dışındaki tüm Kürt partilerinde de birlikte hareket etme, dayanışma ve ortaklaşma duygusu gelişmektedir.

Nitekim KDP lideri Mesud Barzani, Türkiye’nin Cerablus işgalinden bir gün önce Tayyip Erdoğan’ı ziyaret ederek "iyi şeyler olacak" demiş ve bu işgali desteklemiştir.

YNK Genel Sekreteri Adil Murat ise 2 Eylül günü yaptığı basın toplantısında, Anadolu Ajansı muhabirinin, "Cerablus’ta Türkiye’nin IŞİD ve terör örgütü YPG’ye yönelik operasyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "öncelikle terörist senin devletindir, nerede olduğunu unutma" dedikten sonra cevap vermiştir. 

İşte böylesi bir siyasi atmosferde ve böyle bir süreçte YNK yönetimindeki etkili bir gurup, parti içinde "karar organı" oluşturduklarını ve bundan sonra kararların bu organ tarafından verileceğini açıkladı. Hemen ertesinde YNK yönetimi bir açıklama yaparak, bu oluşumun meşruiyeti olmadığını belirtti.

Bu süreçte ve bu şartlarda YNK’nin bölünmesini kim veya hangi siyasi parti ister?

YNK’nin bölünmesinin Başur ve Kürdistan genelinde yaratacağı olumsuz etki kimlerin işine yarar?

YNK bölünmesi veya zayıflaması şüphesiz Kürt halkının ve Kürdistan’ın özgürleşmesinin zararınadır. Sağduyu sahibi herkes bu gerçeğin farkındadır.

Nitekim mevcut gelişmeler karşısında endişelenen YNK’nin "askeri cenahı", 3 Eylül günü Süleymaniye’de toplanmış ve görüşlerini kamuoyu ile paylaşmıştır. Peşmerge komutanları toplantısında, yönetim içindeki ihtilafların, görüşme ve diyalog yoluyla çözülmesi tavsiye edilerek, peşmergenin bu çekişmede taraf olmayacağı belirtilmiştir. 

3 Eylül günü, Kürt siyasetçilerinden daha atak davranan üst düzey bir İran heyetinin, önce Kosret Resul ve Berhem Salih ile, ardından Hero İbrahim ve Mele Bahtiyar ile görüşmesi ve sorunun çözümüne arabuluculuk etmesi de, Kürt siyasetinin bir ayıbı ve trajik bir "iyilik" olarak tarihe geçmiştir.