
Erdoğan’ın Ramazan’dan sonra askeri ve siyasi operasyonların tırmandırılacağı mesajını vererek, „Bıçak kemiğe dayandı, bunun faturası ağır olacak. ‘Terörle’ aralarına mesafe koymayanlar da bunun bedelini ödeyecektir“ yönündeki tehditlerini Türkiye’nin geleceği için tehlikeli gören akademisyenler, Başbakan’ın „had bildirmeden“ ziyade kanın akmasını engelleyecek çalışmalar yapmasını istedi. Açıklamalarıyla KCK, BDP ve DTK’yi hedef alan Erdoğan’ın Kürtlere topyekun savaş ilanına ilişin Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu, „Bu dil faşizan bir dil ve barışa hizmet etmiyor“ dedi. „Erdoğan’ın dili ve ifade ettiği duygular çok vahim“ diyerek kaygılarını dile getiren Katırcıoğlu, „Türkiye’nin yüzde 50 oyunu almış, Türkiye’ye barış getirmesi gereken bir Başbakanın, Kürt sorunu diyen bir Başbakanın böylesi bir ruh haline gelmiş olması çok üzücü. Hayal kırıklığına uğratıcı ve kabul edilemez“ dedi.
Erdoğan’ın açıklamalarından savaşa doğru gidildiğinin görüldüğünü belirten Katırcıoğlu, Erdoğan’ın daha önce de benzer açıklamalar yaptığını anımsatarak, „Bugün söyledikleri o çizginin en uç noktasıdır. Faşist bir dile yaklaşıyor dili“ dedi. „Söyledikleri yenilir yutulur cinsten değil“ diyen Katırcıoğlu Erdoğan’a seslenerek, „Ramazandan sonra ne yapacaksın? Bu kadar Kürdü yok mu edeceksin, Esad gibi bir şey mi yapacaksın?“ diye sordu. Kürtleri siyaset dışına itme çabasına karşı BDP’nin AKP alternatifi siyaset yürütmesinin önemine vurgu yapan Katırcıoğlu, „Kürtlerin hata yapma hakkı var ama devletin ve Türklerin hatta yapma hakkı yok. Onlar bu problemi çözmek zorundalar“ diye konuştu.
Demokratik güçler hedefte
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Cangızbay, AKP hükümetin en başından beri „açılım etrafındaki birkaç atraksiyonla“ Kürtleri kandırmaya çalıştığına işaret ederek, „Ama bu atraksiyonla Kürtleri suçlamak için ellerine bir koz da almış oldular. ‘Biz bunlara açılımla yaklaştık ama bunlar adam olmuyorlar’ demeye getiriyorlar. Böylece Kürt sorununun Sri Lanka türü silahla, dehşetle çözmek için gerekçe yaratmış oldular“ diye konuştu. Devletin seçim öncesi Kürt sivil siyasetinin önünü kesme girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını belirten Cangızbay, „Bloğun başarısı devleti Kürt hareketini marjinalize etmek için yeni arayışlara itti“ dedi. Bunun ilk adımının ise Kürt vekillerin serbest bırakılmaması ve Hatip Dicle’nin milletvekilliliğinin düşürülmesi olduğunu söyleyerek, AKP’nin Kürt siyasetine, „siyaseti ancak benim şemsiyem altında yapabilirsiniz yoksa size hayat hakkı tanımam“ dayatmasında bulunduğunu dile getirdi. Bir yandan da AKP’nin radikalizmi arttırarak, „Sri Lanka modeli“ni devreye sokmaya çalıştığına dikkat çeken Cangızbay, öncelikli adımın da „Demokratik güçleri içeri tıkamak“ olacağını söyledi. Cangızbay, yeni anayasanın da bir „palavra ve oyun olduğunu“ ifade ederek „Adım atmak istiyorlarsa öncelikle yüzde 10 barajını düşürsünler, TMK’yı kaldırsınlar“ dedi.
Sorumluluktan kaçmayın
Erdoğan’ın açıklamalarının savaşı körüklediğini belirten Prof. Dr. İrfan Açıkgöz, „Bu tür konuşmalar ne operasyonları ne ölümleri durduruyor; aksine çatışmaları şiddetlendiriyor“ dedi. „Nasıl intikam alırımdan ziyade, ölümleri durdurmak insanları yaşatmak için ne yapabiliriz?“ sorusunun sorulması gerektiğini belirten Açıkgöz, Erdoğan’ı barış ve çözüm için çaba sarfetmeye çağırdı. Başbakan’ı „ölümleri durdurma sorumluluğundan kaçmakla“ suçlayan Prof. Dr. Açıkgöz şunları belirtti: „Şiddeti savunanlara ‘nereye kadar’ diye sormamız lazım. Barışçıl bir dile ihtiyacımız var. Bu böyle tehditle olmaz. Hükümete çevreleri ve onlara akıl verenlere şunu söylemek istiyorum: Sorumluluk alın! Kan, göz yaşı ve ölümlerin durması için üzerinize düşeni yapın. Bu, hükümetin sorumluluğundadır.“
DİHA/ANKARA
İHD: Yanlışta ısrar etmeyin
Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının savaşı körüklediğini ve yeni ölümlere davetiye çıkardığını belirten İHD, „Madem öyle Başbakan çıkıp, ‘40-50 bin insan kaybettik, bir daha 40-50 bin insan kaybedelim ondan sonra masaya oturalım’ deyip bunu deklare etsin“ dedi.
Türk Başbakan Recep T. Erdoğan’ın Kürtlere yönelik tehditlerine insan hakları kurumları ve sivil toplum örgütleri tepki gösterdi. İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, Erdoğan’ın açıklamaları „barış artık miladını doldurmuştur“ yaklaşımının itirafı olarak değerlendirdi. Erdoğan’ın savaşın dilini kullandığını belirten Bilici, 30 yıllık savaşın yeniden güncellenmek istediğine işaret etti. Bilici, „Başbakan acımasızca, tehditvari, savaş dili kullanıyor. Kaygılandığımız nokta kullandığı üslubun tamamıyla savaşı körüklemek, tamamıyla çatışmaları artırmak ve beraberinde ölümleri getirmek anlamına gelmesidir. Madem öyle Başbakan çıkıp, ‘40-50 bin insan kaybettik, bir daha 40-50 bin insan kaybedelim ondan sonra masaya oturalım’ deyip bunu deklare etsin“ dedi.
Kürt sorununun şiddet, ölüm, baskı, tehdit ve tutuklamayla çözülmesinin mümkün olmadığını belirten Bilici, „Bütün Kürt siyasetçilerini, insan hakları savunucularını, hiçbir kuruma bağlı olmayan demokrasi mücadelecilerini tutuklasanız dahi, bunların geride kalan çocukları çıkıp onların yarıda bıraktığı demokrasi mücadelesini devam ettirecektir. Bayrağını taşıyacaktır“ diye konuştu. Erdoğan’a da seslenen Bilici, „Barış ve diyalog yolunu açın, yanlışta ısrar etmeyin“ dedi.
Barış için çaba harcayın
Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Dayanışma Derneği (TUHAD-DER) ve Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) de Amed Cezaevi önünde dün yaptıkları açıklamada Erdoğan’ın açıklamalarına tepki gösterdi. TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker, Erdoğan’ın Türkiye’yi şiddetli çatışmalara sürüklediğini belirterek, „Sayın Başbakan’ın önceliği vatandaşlar için daha çok demokrasi ve özgürlük, 30 yıldır süre gelen düşük yoğunluklu savaşın sonlandırılması, halkların bir arada yaşama kültürünün anayasal güvenceye kavuşturulması olmalı“ dedi. Teker, Öcalan ile avukatlarının görüştürülmemesinin de savaş konseptinin bir parçası olduğunu ifade ederek Erdoğan’a seslendi: „Savaşta ısrar edenler eninde sonunda barışa yenilirler ve insanlık tarihinde Hitler ve Mussolini gibi utançla anılırlar. O yüzden bu savaş dili ve askeri zafer anlayışından hızla uzaklaşılmalı, ülkemizde barışın tesis edilmesi için gerekli samimiyet ve çaba harcanmalıdır.“
DÖKH’den çağrı
Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) de İHD İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı yaptı. DÖKH adına BDP Kadın Meclis Üyesi Ayşe Berktay, içinden geçilen süreçten duydukları kaygıyı dile getirerek, bu sürecin toplumsal barışa evrilmesi için Öcalan’ın devlet heyeti ile yaptığı görüşmelerin devam etmesini, avukat görüşmelerinin derhal yapılmasını ve Öcalan’ın şartlarının düzeltilmesini istedi. Berktay, demokratik çözümden yana tüm güçlere, hükümete ve devlete „çözüm için derhal harekete geçme“ çağrısında bulundu.
HABER MERKEZİ