Türkiye’de gelir dağılımındaki çarpıklık artarak devam ediyor. 2006-2017 döneminde 1’e 23’lük bir denge söz konusu. En zengin yüzde 5’lik grup, gelirden yüzde 22.3, yani neredeyse nüfusun yarısının payına eşit. Nüfusun yarısı, gelirden yüzde 23.8; nüfusun yaklaşık yüzde 80’i ise gelirin ancak yarısını elde edebiliyor.

En düşük gelir grubunda bulunan yüzde 5’lik kesimin toplam gelirden aldığı payda en fazla yüzde 1’e çıkılabildi. En zengin yüzde 5’lik kesimin payı bu 12 yılda yalnızca bir kere yüzde 20’nin altına indi; en yüksek düzeye de yüzde 22.3 ile 2017 yılında ulaşıldı.

TÜİK’in açıkladığı gelir ve yaşam koşulları araştırmasının 2017 sonuçları da, geçmiş yıllardan farklı bir tablo koymuyor ortaya. 2006-2017 döneminde toplumun en düşük gelir grubunda bulunan yüzde 5’lik kesimin toplam gelirden aldığı payda en fazla yüzde 1’e çıkılabilmiş. En zengin yüzde 5’lik kesimin payı bu 12 yılda yalnızca bir kere yüzde 20’nin altına inmiş. En yüksek düzeye de yüzde 22.3 ile 2017 yılında ulaşılmış. 2006-2017 döneminde en yoksul yüzde 5’lik kesimin gelirden aldığı pay ortalama yüzde 0.9, en zengin yüzde 5’lik kesimin aldığı pay yüzde 20.8 olmuş. Kabaca 1’e 23’lük bir denge söz konusu.

En zengin yüzde 5’lik grubun gelirden yüzde 22.3 pay, neredeyse nüfusun yarısının payına eşit. Nüfusun yarısı, gelirden yüzde 23.8 pay alabiliyor. Nüfusun yaklaşık yüzde 80’i ise gelirin yarısını elde edebiliyor; yüzde 52.7 düzeyinde.

Nüfusun yüzde 95’inin gelirden aldığı pay yüzde 77.8, nüfusun yüzde 5’inin gelirden aldığı pay ise yüzde 22.3 düzeyinde bulunuyor. TÜİK’in bu çalışmayla ortaya koyduğu veriler, beyan edilen, gizlenmeyen, bilinen, yani yasal yollarla elde edilen gelirler dikkate alınarak hesaplanıyor, oluşturuluyor.

Ekonomi yazarı Alaattin Aktaş’a göre bir de illegal yollarda elde edilen, kayıtlara girmeyen kazançlar var. Bu tür kazançların çok çok arttığını değerleri neredeyse milyona varan otomobillerin sayısından, değerleri milyon dolarlarla ölçülen lüks rezidansların artışından izlemek mümkün. İşte bu tür kazançlar da hesaplamalara girse, gelir dağılımındaki çarpıklık kim bilir hangi boyutlara varır.

 

Yaşam koşulları da aynı

 TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, gelir eşitsizliğinde Meksika ve Şili’den sonra üçüncü sırada yer alan Türkiye’de geçinebilmenin, her geçen gün zorlaştığını ortaya koydu. 32 milyon yurttaş ısınma sorunu yaşıyor. 10 milyon yurttaş da konut masraflarının artmasından muzdarip. Nüfusun yüzde 36.6’sına denk gelen 29 milyon yurttaşın evlerinde de sızdıran çatı, nemli duvar ve çürümüş pencere çerçevesi sorunu yaşandı.

2016’da taksit ödemeleri veya borçla yaşamak zorunda olanlar 54 milyon kişi iken, 2017’de bu sayı bir milyon kişi artarak 55 milyona yükseldi.

48 milyon kişi ise  evinden uzakta bir haftalık tatil masraflarını karşılayamadığını ifade etti. Araştırmaya göre Türkiye’de ortalama yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri 2016’ya göre yüzde 12.7 artarak 21 bin 577 TL’ye yükseldi. Ancak gelir dağılımı eşitsizliğini ölçen ve bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade eden Gini katsayısı, 2017’de 0.405’e yükseldi. Gini katsayısı 2014’te 0.394, 2015’te 0.398, 2016’da ise 0.404 idi.

Buna göre en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, 2017’de bir önceki yıla göre 0.2 puan artarak yüzde 47.4’e yükselirken; en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay ancak 0.1 puan artarak yüzde 6.3’e çıkabildi.

Araştırmaya göre okur-yazar olmayanların ve yükseköğretim mezunlarının yoksulluk oranı, 2017’de bur önceki yola göre düşüş gösterdi. Buna göre 2016’da okur-yazar olmayanların yüzde 26.2’si yoksul iken, 2017’de bu oran yüzde 25.4’e düştü. Önceki yıl yükseköğretim mezunlarının yüzde 1.7’si yoksul iken, bu oran geçen yıl yüzde 1.5’e indi. 2016’da sürekli yoksulluk oranı yüzde 14.6 iken 2017’de ise bu oran yüzde 14 oldu.

 

2018 verileri daha vahim

TÜİK verilerinin kriz öncesi dönem olan 2017 yılına ait olduğuna işaret eden ekonomist Mustafa Sönmez’e göre 2018 verileri ise daha vahim sonuçlara sahip olacak. BirGün’e konuşan Sönmez, “Bugünün Türkiyesinde işsizlik önceki gün açıkladığı gibi genelde yüzde 11, tarım dışında yüzde 13 yani daha yüksek bir işsizliğe doğru gidiyor. Türkiye’nin genelde borç yükü 566 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Borç verilerinin yanı sıra, yüzde 18’lik bir enflasyon şimdilik yaşanıyor. Tüm bunları düşündüğümüz zaman 2017 verileri şükredilecek veriler haline gelinecek, çok daha vahim yaşam koşulları tablosuyla karşı karşıya kalınacak” diye konuştu.

2000 yılına göre hanehalkının çok daha fazla borçlandığını ifade eden Sönmez, “Özellikle konut ve otomobili ayırırsanız alt gelir gruplarının kullandığı kredi tutarı 303 milyar TL ve bunların 100 milyar TL’sini de kredi kartı borcu oluşturuyor. Artan işsizlik düşünüldüğünde, bu borçların geri çevrilmesi de mümkün görünmüyor” dedi.

 

HABER MERKEZİ

 
 

Özel sektör borç batağında

Krizdeki Türkiye ekonomisinin önündeki en büyük mayın durumundaki özel sektörün dış borçları, yılın ilk 7 ayında 240 milyon dolarlık artışla 240,5 milyar dolara ulaştı. Kısa vadeli kredi borcunun yüzde 76,7’si ise finansal kuruluşlara ait.

Özel sektörün 1 yıl içinde gerçekleştireceği anapara kredi geri ödemeleri 70.5 milyar dolar oldu.Özel sektörün yurtdışından sağladığı ticari krediler hariç kısa vadeli kredi borcu Temmuz’da 320 milyon dolar artarak 18.9 milyar dolar, bir yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemeleri ise toplam 70.5 milyar dolar oldu.

Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre özel sektörün yurtdışından sağladığı kredi borcunun bir yıla kadar olan vade dağılımına bakıldığında en yüksek ödemeler Eylül ve Ekim aylarında yapılacak. Buna göre özel sektörün Ağustos’ta 6.7 milyar dolar, Eylül’de 7.7 milyar dolar, Ekim’de ise önümüzdeki bir yıllık dönem için en yüksek tutar olan 9.4 milyar dolarlık ödemesi bulunuyor.

Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu ise Temmuz sonunda 2017 yılı sonuna göre 80 milyon dolar azalarak 221.6 milyar dolar oldu.

Uzun vadeli borcun detaylarında bankaların kredi biçimindeki borçlanmalarının 1.8 milyar dolar azaldığı, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmalarının ise 40 milyon dolar azalışla 30.4 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği gözlendi. Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 136 milyon dolar azalırken, tahvil stoku ise 841 milyon dolar azalışla 3.7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Söz konusu dönemde, finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 3 milyar dolar artarken, tahvil stoku ise 532 milyon dolar artışla 7.5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Kısa vadeli kredi borcuna ilişkin olarak ise 2017 yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 91 milyon dolar azalışla 12.6 milyar dolar; finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları ise 823 milyon dolar artışla 4 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Sektör dağılımı incelendiğinde, Temmuz sonu itibarıyla, 221.6 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli toplam kredi borcunun yüzde 49.8’ini finansal kuruluşların, yüzde 50.2’sini ise finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu. Aynı dönemde, 18.9 milyar dolar tutarındaki kısa vadeli toplam kredi borcunun yüzde 76.7’sini finansal kuruluşların, yüzde 23.3’ünü ise finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu.

Alnus Yatırım Araştırma Müdürü Yunus Kaya, “30 Haziran itibariyle, Türkiye’nin 70 önemli şirketinin kısa vadeli borçlarını ödemek için finansmanı yok. Bu şirketler arasında Vestel, Zorlu Enerji, Migros, CarrefourSa, Doğtaş Kelebek, Boyner ve 4 büyük spor kulübü de yer alıyor” dedi.

 
 

Makam çok mühim!

   

Devletin şirketlerden kiraladığı lüks binalara 8 ayda ödenen miktar 680 milyon lirayı aştı. Makam araçlarına 334 milyon, uçak kirasına 154 milyon lira harcandı.

Devlet yönetiminin, tasarrufa geçileceği sözü bütçeye yansımadı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yayımladığı bütçe verilerine göre, bu yılın Ocak-Ağustos aylarını kapsayan 8 aylık dönemde devlet; hizmet binası, araç, uçak, gemi ve benzeri kiralama işlerinin karşılığında özel sektöre 1 milyar 625 milyon liralık ödeme yaptı. Son dönemde şirketlerin yaptığı lüks gökdelenleri yüksek paralarla kiralayıp kiraya çıkan kamu kurumlarının bütçeye kira maliyeti 8 ayda 680 milyon 287 bin liraya ulaştı. Önemli bir bölümü makamlarda kullanılan kiralık araçlara yapılan ödeme ise 334 milyon lirayı aştı. Seçimleri de kapsayan bu dönemde devlet özel sektörden kiraladığı uçak ve helikopterler için 154 milyon 101 bin lira, yani bir uçak parası kadar harcama yaptı.

Kamunun hizmet binalarına yaptığı harcama kirayla da sınırlı kalmadı. 8 aylık dönemde yeni kamu binası yapmak amacıyla 276 milyon liralık arsa alınırken ayrıca 57 milyon lira ödenip yeni binalar satın alındı. Müteahhitlere, inşaatları devam eden hizmet binaları için 7 milyar 375 milyon lira, mevcut hizmet binalarının onarımı için de 650 milyon lira para ödendi. Ayrıca sosyal tesis ve lojmanların onarım işini yapan müteahhitlere aktarılan kaynak da sırasıyla 62 milyon ve 55 milyon lira düzeyine ulaştı.

Cep telefonlarına 63 milyon

Kamu kurumlarının kırtasiye ve büro malzemesi alımları 8 ayda 418 milyon liraya ulaşırken, sadece telefon kullanımı ve yeni abonelikler nedeniyle GSM şirketlerine ödenen telefon ücreti 63 milyon lirayı aştı. Aynı dönemde yap-işlet-devret yöntemiyle özel sektöre yaptırılan köprü, tünel ve otoyollardan geçen kamu araçları için şirketlere 14 milyon 499 bin lira ödeme yapıldı.

Dayayıp düşüyorlar

Makam odaları başta olmak üzere bakan, bürokrat ve memurların kullandığı büroların yenilenmesi ve döşenmesi amacıyla yapılan harcamalar da dikkat çekti. 8 ayda büroların bakım ve onarımı için 86 milyon liralık harcama yapıldı. Oysa aynı dönemde ülke genelindeki tüm okulların bakım ve onarımına 19 milyon lira, hastanelere ise sadece 812 bin lira harcandı.

2.5 milyon liralık mefruşat

Aynı şekilde bürolara 225 milyon liralık, sosyal tesislere 10 milyon liralık olmak üzere toplamda büro ve kamu işyerleri için 2 milyar 455 milyon liralık mefruşat alımı yapıldı. Aynı şekilde hizmet binaları için 202 milyon lira, lojmanlar için 12 milyon, sosyal tesisler için 13 milyon, taşıtlar için de 159 milyon liralık bakım onarım yapıldı.

 
 

Devrilen devrilene

     

Kur ve faiz şoku yaşayan firmalar, mali darboğaza girdi. Yılbaşından bu yana Türk Lirası’nın (TL) yüzde 40 değer kaybetmesi ve kredi faizlerinin yüzde 30’lara ulaşmasıyla krize giren yüzlerce şirket iflastan bir önceki aşama olan konkordato başvurusunda bulunmak üzere mahkemelerin yolunu tuttu. İnşaattan deriye, enerjiden tekstile kadar birçok farklı sektörden 200 firmayı içeren konkordato listesi önceki gün sosyal medyaya yansıdı.

Özellikle ithal ara malına bağımlı olan sektörlerde dev firmalar borçlarını çeviremez hale geldiler. Ayakkabı sektöründe 1938 yılında kurulmuş köklü firma Hotiç’in ardından yine geçmişi 1948 yılına dayanan bir diğer büyük firma Yeşil Kundura da konkordato talep etti. Sektördeki son gelişmeleri Cumhuriyet’e değerlendiren Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği eski başkanı Hüseyin Çetin, kur ve faizdeki artış nedeniyle zor durumda olduklarını söyledi. Sektörde ithal girdiye bağımlılık oranının yüzde 40 olduğunu belirten Çetin, üst üste gelen konkordato başvurularının domino etkisi yaratması endişesi taşıdıklarını dile getirdi. Çetin’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

  • Ayakkabı mağazaları son yıllarda aşırı büyüdü. Ödeme vadeleri 15 aya uzadı.
  • Kur farkından dolayı şirketlerin ana sermayesi yüzde 50 eridi.
  • Hammadde tedarik eden firmalar vadeli satıştan peşin ya da kısa vadeli ödeme talep etti. Üreticiler de ödemeleri yapamadı.
  • Bu şekilde devam ederse domino etkisi ortaya çıkabilir. Bu durum diğer sektörlere zarar verebilir.
  • Türkiye ayakkabı sektöründe dünyanın en büyük altıncı, Avrupa’nın birinci üreticisi. 280 bin istihdama ve yıllık 500 milyon çift ayakkabı üretim kapasitesine sahip.
  • Doğrudan ve dolaylı olarak bu sektöre Türkiye’de 2 milyon kişiye aş sağlıyor. Sektördeki sorunlar çok geniş bir kesimi olumsuz etkiler.
  • Yüzlerce küçük firma da etkilenecek. Büyük firmalar daralmaya gidecek.
  • Kredi faizleri yüzde 40’ın üzerine çıktı, finansman maliyetleri çok arttı. Bu nedenle ayakkabıda yüzde 25 zam gelebilir.

Bilstore kepenk indirdi

Ekonomideki artan sorunlar nedeniyle kapanan mağazalara Bilstore da eklendi. 1947’de kurulan Bilsar firmasının bünyesinde faaliyet gösteren Bilstore, Türkiye’deki tüm mağazalarını kapattı. 2005’ten bu yana Türkiye’de hizmet vermeye başlayan şirketin Nişantaşı, Kanyon, Erenköy, Akmerkez ve Tünel gibi merkezi lokasyonlarda mağazaları bulunuyordu. Bilstore mağazası bünyesinde Fred Perry, Nike, Adidas, Costume National, Superga gibi markaların özel ürünlerini satıyordu.

Dizayn Grup 1 yıl süre aldı

Türkiye’nin en büyük üç plastik boru üreticilerinden 300 milyon lira cirolu Dizayn Boru da mali sıkıntı nedeniyle konkordatoya başvurdu. Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülen davada şirket için 1 yıl kesin mühlet kararı verildi. Şirket, Nisan 2018’de konkordato başvurunda bulunarak hacizlere karşı koruma istemiş ve üç ay süreyle geçici mühlet almıştı. Mahkeme, şirket faaliyetlerinin denetimi ve konkordato ön projesinin uygulanabilir olup olmadığına ilişkin üç kişilik konkordato heyeti atamıştı.

Ürünleri 85 ülkeye ihraç edilen şirket, plastik boru sektöründe dünyanın önde gelen oyuncuları arasında yer alıyor.

 
 

Görev zararları patlama yaptı

 

BirGün’den Nurcan Akdemir’in haberine göre; hükümetin kamu kaynaklarını seçim ekonomisi için kullanması ve ekonomi yönetimindeki sorunlar nedeniyle kriz dönemlerinin en korkulan sonuçlarından olan kamu açıklarını büyüten görev zararlarında hesap yine tutmadı. AKP’nin seçim yatırımı uygulamaları sebebiyle haziran ayında patlama yapan görev zararları, 2018 bütçe yılının başlangıcında 55 milyar lira ayrılmışken sekiz ayın sonunda 61 milyar liraya çıktı.

Yıl bitmeden bütçesi bitti

Geçen yıl 63.8 milyar TL olan görev zararı yıl bitmeden 61 milyar TL’ye ulaştı. AKP hükümetinin 24 Haziran’da oy desteği sağlamak için tarım, hayvancılık ve esnafa yönelik destekleri nedeniyle bankalar ve kamu teşebbüsleri yine görev zararı ile karşı karşıya kalırken SGK’nin görev zararı rekor kırdı.

61 milyar liraya yükselen görev zararlarının aylık gerçekleşmeleri şöyle: Ocak 4.2 milyar, Şubat 5.1 milyar, Mart 5.3 milyar, Nisan 4.9 milyar, Mayıs 5.5 milyar, Haziran 16.5 milyar, Temmuz 4.1 milyar, Ağustos 14.9 milyar TL.

ABD’deki yargılama dolayısıyla büyük bir ceza alma tehdidi ile karşı karşıya bulunan Halk Bankası’nın 2014’te 527 milyon lira, 2015’te 690 milyon lira, 2016’da 941.5 milyon lira, 2017’de 1 milyar olan görev zararı yılın bitmesine dört ay kala 831 milyon liraya ulaştı.

Ziraaat Bankası’nın görev zararı ise 2018’de hız kesti. 2014’te 1 milyar 137 milyon lira, 2015’te 1 milyar 371 milyon lira, 2016’da 1 milyar 751 milyon lira, 2017’de 2 milyar 100 milyon lira olan görev zararı Ağustos ayı sonunda 1 milyar 388 milyon olarak gerçekleşti.

Eximbank’la birlikte bankaların geçen yıl sonunda 3.3 milyar lira olan görev zararı toplamda 2.3 milyar lira oldu.

Sosyal güvenlikte zirve

Seçim öncesi hükümetin emeklilere yönelik jestleri Sosyal Güvenlik Kurumu’nun görev zararını rekor düzeye çıkarttı. Geçen yıl 57 milyar 1 milyon lira görev zararı yapan kurumun, 8 ayda ulaştığı rakam 57 milyar 4 milyon TL.

Kamu İktisadi Teşebbüslerinin görev zararları ise 1.2 milyara ulaştı. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin geçen ay ortaya çıkan 300 milyonluk zararının yanı sıra rekor 920 milyon lira ile Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’nun oldu.

 
 

Akaryakıtta yeni zamlar

 

Fuel oile 11, gaz yağına 15, kalorifer yakıtında 13 kuruş zam geldi. Zamların bugünden itibaren geçerli olacağı duyuruldu.

Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS) dün gece gece yarısından itibaren fuel oil, gaz yağı, kalorifer yakıtı ve yüksek kükürtlü fuel oile zam geleceğini duyurdu. Buna göre, bugünden itibaren geçerli olmak üzere; kalorifer yakıtında 13, fuel oil’de 11, yüksek kükürtlü fuel oil’de 11, gaz yağında 15 kuruşluk artış olacak.

 
 

Konkordato nedir?

 

Konkordato; borçlu bir firmanın ticari durumunun sarsılmış olmasıyla alacaklıların, alacaklarını belli bir plana göre almaları konusunda kendi aralarında vardıkları ve mahkemece onaylanan anlaşma anlamına geliyor. Konkordato başvurusu yapan firmalar, alacaklıların haciz işlemine karşı mahkemeden tedbir kararı alıyor. Geçici mühletler alan firmalar, mahkemenin atadığı konkordato komiserleriyle birlikte alacaklılarla anlaşma yoluna gidiyor. Bu süreçte şirket yeni borçlanmaya gidemiyor.