Başlık olarak kullandığım sözler, 90'lı yıllarda Ankara Karanfil sokaktaki kasetçilerden duyduğum "Umuda Ezgi" adlı grubun üyesi Yavuz'un, Nihat Aydın adlı diğer üyesiyle beraber çıkardığı albümden bir ezgiye ait. ''Dünyanın üzeri'' adlı bu eseri seslendiren Yavuz, bugün Yavuz Bingöl olarak gündemdeki kişi. Şahsenem Bacı'nın Hipodrum'daki bir konserinde bizlere oğlum diyerek tanıttığı ve severek dinlediğimiz Yavuz, yıllar sonra bu tartışmalarla karşımızda. Yavuz'un bu durumu beni çokça düşündürttü; bir zamanlar toplumcu olarak bildiğimiz ve dinlediğimiz sanatçıların iktidar ve pazar ikileminde ve ilişkilerinde geldiği pozisyonu ve düştükleri durumu bir kez daha sorgulamak ve anlamak gerektiğinin farkına vardım.
Bence Yavuz gibilerinin düştüğü durum; kapitalist modernitenin kültür ve sanata olan saldırısı ve hakimiyetinin ifadesidir. Dünki CHP'nin ve bugünki AKP'nin kültür ve sanat alanındaki ideolojik hegemonyasını aşmak da ancak bu tipleri çözmek ve aşmaktan geçiyor.
Kültürsüzlük bir hastalık misali dünyayı sarmış vaziyette ve birçok yeni hastalığa hergün bir başkası ekleniyor. Her zamandan daha fazla kök hücre tedavisi gibi bir ''kök kültür'' tedavisine ihtiyaç var. Kültür; kültürsüzlüğün en iyi ilacı. Çünkü Yavuz ve benzerleri toplum için kutsal olan sanatı tersine çevirdi. Kendini ve sanatını kullandırttı ve böylece sanat saptırıldı.
1970'lere bir bakalım; sanatçılar çoğunlukla devrimci duruşa sahiplerdi. Bu duruş ne zaman eridi veya eritildi? Bunun yanıtı 12 Eylül sonrasıdır. Toplumsallık için iyi bir propagandacı ve ajitasyoncu olan sanatçılar, 12 Eylül sonrası iktidar ve pazar ilişkileri bağlamında toplumsuzluğun adı oldular. Sanatçılar duygu işi yapıyor, duygulu olmak toplumsal olmakla ilgilidir. Toplumsallıktan sapanlar toplumsal duygulardan da sapar. Toplumsal duyguların yerini para ve iktidar aldığı zaman toplumsallığa da saldırı başlamış olur. Biyolojide bunun adı ''kanser''dir. Kanser hücreleri nasıl ki vucüda saldırıyorsa, bu tip sanatçılar da topluma saldırarak bencilleşiyor. Bencillik geliştirilerek toplumsallık dağıtılıyor. Bazı sanatçılar 12 Eylül sonrası maalesef bu bencilliğin çirkin öncüleri haline getirildi.
Günümüz sanatçılarının önünde iki yol var; sanat yiğitliği mi? Kapitalizmin ajanlığı mı? Bunu tercih edenlerin AKP ya da CHP'de olmaları fark etmez. Bir paranın iki yüzü gibi iktidarın iki yüz var orada. Her iki taraf da sanatçıyı feci kullanıyor. Kapitalizm ajanlığı yapılıyor. Her ikisi de lanetli kapitalist modernitenin lanetli sanatçılığıdır. Düzen sanatçılığıdır.
Kültür alanında ve sanat yoluyla toplumsallığın eritilmesi ya da çökertilmesi pazar ve iktidar bağı ile yürütülmektedir. Sadece güncel yaşama ve tüketime bağlanan toplum, iktidar karşısında sanat yoluyla kölelik düzenine çekiliyor. Sanatçılar da bu kirli işe yatıyor. Kölece yaşam, direnişten yoksun bir yaşam olduğu için daha rahat sömürülecek ve üzerinde tahakküm kurulacak bir yaşam oluyor. Kölece yaşam temelde örgütsüz bir yaşam olurken, örgütsüz insan da kof ve yoz insana çok rahat dönüştürülebiliyor. Sanat, böyle kötü emellere araç ediliyor. Sanatla insanlara örgütsüzlük dayatılıyor.
Kapitalist modernite özellikle 12 Eylül sonrasından itibaren Kürdistan ve Anadolu'da topluma örgütsüzlüğü dayattı. Elbette 12 Eylül öncesi de bu saldırılar vardı fakat en etkin saldırılar 12 Eylül sonrasında karşımıza çıkar. Bu saldırılar en çok sanat yoluyla yürütüldü. Kapitalist modernite örgütsüz toplumları değişik yol ve yöntemlerle kendine bağlıyor. Kendini bu şekilde yaşatıyor. Kültür ve sanatı bu noktada sonuna kadar kullanıyor. Popüler sanat ve arabesk yaşam, buna çok açık ve en etkili örneklerdir. Acıklı filmler, şaşaalı hayatları konu edinen pembe diziler, sahte aşk oyunları, popçular, vb. toplumu uyutma aracı olarak kullanıldı.
Oysa; örgütlenme toplumsallığın özünde vardır. Örgütsüz toplum bu manada toplum olmaktan çıkarılmak istenen toplum olmaktadır. ''Örgüt'' sözü dahi olumsuz bir durummuş gibi kötülenir konuma getirilmiştir. Oysa örgüt ve örgütlenme doğamızda vardır. Ayıp ve kabul edilemeyecek olan, örgütsüz kalmaktır.     
Sanat bahsettiğimiz gibi kötü işlere alet ediliyorsa, demek ki en çok sanatçılar örgütlü olmalıdır. Sanatlarının topluma karşı bir saldırı malzemesine dönüşmesini istemeyen sanatçılar, en örgütlü sanatçılardır. Sanatçılar örgütsüzlüğün içindeyse, iktidara malzeme olmaktan kendilerini kurtaramazlar.
Kapitalist Modernite, Ortadoğu'yu sömürgeleştirmede en kolay yolu, kültürel direniş gücünü dağıtma ve insansızlaştırma ile mümkün görmüştür ve bunu halen uygulamaktadır. Kültür ve sanat camiasında örgütsüzlük yolu ile herkesi kendine çalışır hale getirmiştir. Yani örgütsüzlük kapitalismin örgütlenme modelidir. Toplumun güçlü olması örgütsel oluşuna, güçsüz oluşu ise örgütsüz oluşuna bağlıdır.
Aynı sanatçıların durumu gibi…