Tarihin akışı içinde nesnel her süreç damgasını hayatın her alanına vuruyor ve herkesi 'zamanın ruhuyla' uyumlu yaşamaya mecbur ediyor.  
İnsanın bir iradesinin olabilmesi; hayatını etkin ve verimli sürdürebilmesi için 'zamanın ruhunu' yakalaması; bu amaçla kendini durmaksızın yeniden yaratması gerekiyor.
Tarihin insan iradesinden bağımsız olarak yarattığı nesnel sürece uygun biçim almayan; kendini yeniden yaratamayan her özne ne kadar direnirse dirensin sonunda tasfiye olmaktan kurtulamıyor.
Öznenin bir önceki süreç için aldığı biçim, verdiği mücadele ve ödediği bedel kaçınılmaz sonu önlemeye yetmiyor.
Zaman kendi hükmünü icra ediyor ve nesneden özneye doğru ya değişimi ya da tasfiyeyi kaçınılmaz kılıyor. Her nesnel süreç kendi öznesi böyle yaratıyor.
Öte yandan tarihin uzun akışı içinde her şey 'değişmeyen tek şey değişimdir' diyen Herakleitos'un düşündüğü gibi de yaşanmıyor. Zira insanın derindeki duyguları değişmeden olduğu gibi kalıyor. Derindeki duygular nesnel süreçlerden pek etkilenmiyor.
İnsanın düşüncesini belirleyen 'üretim ilişkileri içindeki yeri ve devinimi' olsa da duygularını belirleyen genetik faktörler oluyor. İnsanın ruhuna işlenmiş duygular bu yüzden hep aynı kalıyor. Bundan olsa gerek insan her dönemde hep aynı şeyleri hissediyor. Yolu, yöntemi ve biçimi değişse de hep aynı şeyleri istiyor.
Galiba insan dünyaya genlerine kazınmış –olumlu ve olumsuz- duygularını yaşamak, ruhuna 'bu temelde'  deneyimler yaşatmak için geliyor.
Duygular insanı her zaman bu amaç için yönlendiriyor. İnsan kendisine hayat boyu eşlik eden duygularını gerçekleştirmek; her aşamada kendini ifade etmek istiyor.
Bunu başaramayan, duygularını yaşayamayansa yetersizlik, değersizlik ve güvensizlik içinde ömür tüketiyor.
İnsan için mutluluğun yolu duygularını yaşamaktan geçiyor.
Duygularına hayat bulmaya çalışan birininse zaman gibi mekan uyumunu da iyi yakalaması; olmak istediği yerde olması gerekiyor. Olmak istediği yerde olamayan biri duygusal eziklik hissediyor. Böyle birini ne yaparsa yapsın sürekli bir yetersizlik, güvensizlik ve değersizlik duygusu sarıyor. Bu yüzden mutsuz ve huzursuz oluyor.
Ben de böyle bir 20 yıl yaşadım.
Olmak istediğim yerde olamadığım için yaşadığım ezikliği 20 yıl boyunca bütün şiddetiyle iliklerime kadar hissettim.
Gerçi özgürlük mücadelesi sayesinde direndim ve ayakta kalabildim ama, 'başka bir yerde’ olmanın bedelini ağır ödedim.
Avrupa’nın insana verdiği 'tarihin kurbanı’ duygusuna mücadele sayesinde itibar etmedim. Bunun yerine mücadele ederek hiç değilse kendi tarihimin 'kurtarıcısı’ olabildim. Bütün sorunlarına karşın sürgünde oldukça verimli bir 20 yıl geçirdim.
Ne var ki sürgün dönemi benim için artık bitti. Sonunda 20 yıldır olmak istediğim yerde; ülkemde olabildim. Dolayısıyla artık burada böyle yaşamak zorunda değilim.
Bundan böyle tarihin yapıldığı o mağdur ve mağrur ülkeye uzaktan bakmamam. Yaralı ve iflah olmaz ruhuma bunu anlatamam. Şimdi istediğim her an gidebilme imkanım var ve bu burada sürgün gibi yaşamaya devam etmemi anlamsız kılıyor. Eskiden bu zorunluydu ama, artık değil.
Diğer yandan tarihin hızlanan akışı içinde çok şeyin değiştiğini de biliyorum. Bir zamanlar tarihin dışına sürülen ama şimdi tarihin merkezinde yükselen ülkemin eski ülkem olmadığının farkındayım.
Ne ülke bıraktığım o ülkedir, ne de halk geride bıraktığım o halktır. Aynı şekilde ben de o eski ben değilim artık. Ancak yine de geçmişimle geleceğim arasında bir tek orada güçlü bağlar kurabileceğime inanıyorum. Zira içimdeki ses bütün zorluklarına karşın ülkemde olmam gerektiğini söylüyor.
İçimdeki ses; Mezopotamya ve Anadolu topraklarının görüp göreceği en anlamlı barış fırsatıyla, bu toprakların şimdiye kadar görmediği en kanlı savaş olasılığının atbaşı yarıştığı ülkemde hayatın, insanın, barışın ve aşkın peşinden koşmaya devam etmemi öğütlüyor.
Kaldı ki zaman su gibi akıp geçiyor. Geçen zaman ömrümün naktini de giderek tüketiyor. Ömür hızla geçip gidiyor ve bunun önüne geçmem mümkün olmuyor.
O zaman yine hep ayakta, hep soluk soluğa; yeni heyecanlar üreterek ve yeni deneyimler gerçekleştirerek geçsin istiyorum.
Hayatım nerede, nasıl başladıysa, orada öyle bitsin istiyorum.
Bu yüzden yeniden yollara düşüyorum. Yeni yolculuğumda kendime bol şans, size iyi seneler diliyorum...