Arkadaş vardır ki; ilaç gibidir, gerektiğinde yanında bitiverir, yarana merhem olur. İşte Kadri Çelik de böyle bir yoldaştı. Asıl adı Kadri Çelik, gerilla saflarına katıldıktan sonra Hüseyin adını aldı.
Mûş’un Tifing köyünde dünyaya geldi. Babası erken ölmüştü. Yiğit bir annesi vardı. İkimiz de öğrenciydik. O İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, ben Eğitim Yüksek Okulu’nda okuyordum. Ben İstanbul Çeliktepe’de bekar işçi evlerinde, onlar da Taksim’de bir evde kalıyorlardı. Sonra beni de yanlarına aldılar. Evde Kadri, Besim ve Zatullah vardı. Hepimizin parası ortak kömün dolabında olurdu. Gerektiğinde oradan harcardık. Parayı en az ben harcadığımdan dolayı sık sık eleştiri alırdım. Elbise ve lokmamız ortaktı. Kim evdeyse problem yapmadan gönüllü olarak her işi yapardı. Bir gün çok aşırı derecede tuzlu patates kızartması yapmıştım. Hiç kimse yiyemedi. Bana bir hafta “yemek yapmama” cezası verilmişti. O günün koşullarında bu ağır bir ceza sayılırdı. Çünkü bizim için ekmek ve üretim esas alınırdı.
Arnavutköy’den Ortaköy’e gittiğimiz bir gün, otobüste bir genç  Kadri’nin ayağına bastı. Tartıştılar, onlar da iki kişiydi. Kadri, gideceğimiz yerin durağında inmemize izin vermedi. “Onlar nerede inerse biz de orada inip, onları döveceğiz’’ dedi. Gençler Beşiktaş‘ta inince biz de orada indik ve bir kez daha sözlü atıştık. Yaptığımız tartışmada o gençlerin Adana Mahir Çayan Lisesi’nde okuduklarını anladık. Böylece iş tatlıya bağlandı, kavgasız vedalaştık. Kadri, bildiğinden şaşmayan, ideolojisinden ödün vermeyen, yürekli, yiğit bir yoldaştı.

‘Kuruluş bildirisi dağıttık’

1979’un 30 Temmuz’unda Hilvan Kırbaşı Köyü direnişinde Salih Kandal, Bucak çeteleri tarafından şehit edilmişti. O dönem Hilvan ve Siverek direnişleri devam ediyordu. PKK’nin kuruluş ilanı öne çekilmişti. 1979 Ağustos’unda partinin kuruluş bildirgesi Ankara’dan bize iletilmişti. Bakırköy’de bir evde teksir makinası ile sabaha kadar ancak 3000 adet basabildik. Bu emeğin en büyük sahibi yine Kadri arkadaştı. Ertesi gün Kadri, Besim ve ben Topkapı Sebze Hali’nde ve Topkapı sur civarında bildiri dağıtımına çıktık.
PKK Kuruluş Bildirgesi’ni alan Kürt hamalların sevinçleri görülmeye değerdi. Çünkü şimdiye kadar sahip olmadıkları bir partiye kavuşmuşlardı. Bizler de hem riskli, hem onurlu, hem de tarihi bir iş gerçekleştiriyorduk. Bildirinin altında “PKK Merkez Komitesi” imzası vardı. Üstelik Kuruluş Bildirgesi’ydi. Ertesi gün de Karaköy vapur iskelesinde, akşam iş çıkışında bildiri dağıttık. Besim, bizi korumak için uzaktan izliyordu. 5-10 metre yakınımızda da mavi bereli sıkıyönetim askerleri vardı. Bildiriyi alan gençler tekrar dönüp bir daha istiyorlardı. Kadri, ikinci kez vermeme izin vermiyordu. Akşam eve sapasağlam döndüğümüzde Kadri’nin sevinci kulaklarındaydı. Ben sağlam döndüğümüze seviniyordum, O da “Artık benim bir partim var” diye seviniyordu.
Ertesi gün sabah saatlerinde Kadri bir tomar bildiriyle okuluna gitti. Bizden de yardım istemedi. Okulda yalnızdı. Okulda bildiri dağıtınca, Türk solundan bazı gruplar karşı çıkmış, o da onlarla kavga etmişti. Akşam eve döndüğümde olağanüstü bir toplantı olduğunu gördüm. Kadri, olayı öfkeyle anlatıyordu. Belli ki, çok etkilenmiş, zoruna gitmişti. Tartışmadan sonra, o dönemin İstanbul sorumlusu, ‘’Yarın Siyasal Bilgiler Fakültesi basılacak” dedi. Kadri’nin sevincinden şu sözleri söylediğini hatırlıyorum, ‘’Görecekler Apocuları’’.
Ertesi gün Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin önüne altı kişiyle gittik. Sadece bir tabancamız vardı. Kimseyi tanımıyorduk. Kadri, bize “Yumruklarınız hazır olsun. Okul dağılınca, ben kimi gösterirsem her biriniz birini dövecek. Ben yeter deyince çekileceğiz” dedi. Hepimiz ‘’Tamam’’ diyerek, okulun önündeki caddede dakikalarca volta atmaya başladık. Bu tavırlarımız üzerine Kadri’nin bildiri dağıtımını engelleyen grup, durumu fark etti ve kendince ‘akıllı‘ davranarak, okulda başka bir fraksiyonla kavga etmeye başladı. Camlar kırıldı, kavga şiddetlendi. Ardından polis hemen okula girdi. Kavganın büyümesiyle  Kadri de merhamete gelerek, “Arkadaşlar geri çekiliyoruz” dedi.

‘Apocu ruh doping etkisi yapıyor’
Gücümüz ve sayımız yeterli olmasa da o Apocu ruh, o bildiri bize doping etkisi yapıyordu. Başkaları da bizi olduğumuzdan daha güçlü görüyordu. Üniversitede okuyan bir Urfalı Memed vardı. Bir gün, bir kavga sırasında bir faşiste bir tokat atarken, ‘Bijî Kürdistan” diye slogan atmıştı. O günden beri o arkadaşın ismi “Bijî” oldu. Herkes ondan çekinmeye, korkmaya başladı.
Benim okulumda 4-5 kişiydik. Türk solundan bazı gruplar bize iltifat ederken veya kızarken, “Sizin arabanızda geri vites yok, sizin ne zaman, nerede ne yapacağınıza şeytanın bile aklı etmez” diyorlardı. Bu sözler bile bizi şımartmaya yetiyordu. O günleri ve yoldaşlığımızı şimdi özlemle arıyorum. Acı ve sevinciyle paylaştığımız o anılarımızı şimdi gözyaşlarıyla yazıyorum.
Kadri evlenmişti. Eşi Nevin ve sevgili oğlu Ümit’i Kadri’nin cenaze töreni görüntülerinde izledim. Yüreklerini dağlayan o acının altında onurlu, başları dikti. Gurur duydum. Kadri’ye de ancak böyle bir eş ve oğul yakışırdı. Onlara tüm Kürt halkına yitirdikleri bu yiğit ve cesur evlatları için başsağlığı diliyorum.
2 Ağustos aynı zamanda babamın da ölüm yıldönümü. Ancak, yoldaş acısı bambaşka, Kadri’yi kaybetmek bana daha çok acı verdi. Kürtlerin kahraman evlatlarının mücadelesi ve direnişi kadar ölümlerinde de benzerlikler var. Kadri, Sakine, Sarı İbrahim, Erdal Sincer ve daha niceleri… Anıları önünde saygıyla eğiliyorum.


M.CEZMİ YARDIMCI