Garip sorular havada uçuşuyor: “Söyle bakalım, yolsuzluk var mı, yok mu?”

Bu soru Gülen Cemaati ile AKP arasındaki ilişkilerle ilgili bir soru. Cemaat “yolsuzluk var” diyor, Hükümet “yolsuzluk yok” diyor. İsteyen bunlardan birinin peşine takılabilir. Takılıyor da. Sanki “yolsuzluk” ilk defa bu ülkenin gündemine gelmiş ve sanki “yolsuzluk var” diyen taraf sütten çıkmış ak kaşık.
Ben diyorum ki, “yolsuzluğu ortaya çıkmış olanla”, “yolsuzluğu henüz ortaya çıkmamış olan” arasındaki kavgada kapitalist modernitenin temelleri hakkında biraz fikri olan şu soruyu sorar: “Acaba neden hükümetin yolsuzluğu ortaya çıkıyor da, Cemaat’in yolsuzluğu ortaya çıkmıyor?”
Bunun nedeni basittir; her şeye rağmen, parlamenter bir rejimde, hükümet, sermayeyle olan ilişkilerini tümüyle gizleyemez... Cemaatle kıyaslandığında Hükümet bir nebze olsa da “şeffaftır”. Aynı zamanda “içindeki sırların dışarıya sızmasına” yol açacak ölçüde “heterojendir”, bir tür “menfaat koalisyonudur”. Mutlaka AKP’nin de “gizli” yanları vardır. Ama onun tüm gövdesi, tüm üyeleri, yöneticileri ortalık yerdedir.
Cemaat ise “şeffaf” değildir. Sıkı bir ideolojik birliğe sahip olan “homojen” bir “menfaat birliğidir”. AKP’ye onun programını benimseyen herkes, dini inancı ne olursa olsun girer. Cemaate yalnızca Fethullahçılar girer. Üstelik bu “menfaat birliği”, müthiş bir “İslami inanç” sayesinde pekişmiştir. Cemaatin Genel merkezi bilinmez. Merkez Yürütme Kurulu bilinmez. İl, İlçe örgütleri bilinmez. Kaç üyesi vardır, bu üyeler nerelerde mukimdir, işyerleri nerededir, kaç maaş alırlar, mülkiyet durumları nedir, “medeni halleri”, başka halleri, hiç biri bilinmez.
Açın medyayı inceleyin. Cemaat’e “ihanet” edenlerin bir listesini çıkarın. Bir elin beş parmağı kadar “hain” çıkaramazsınız. Bir de AKP’yi inceleyin. Beş kurucusundan biri şimdi AKP düşmanıdır. Partiye “ihanet” edenin sürüsüne bereket.
Cemaat öyle değildir. Şimdi Cemaat’e karşı bir “operasyon” başlatılsa, en az AKP’ninki kadar sansasyon yaratacak “sanık” ele geçer. Ama bu ele geçenler kimdir? “Cemaattir” desen, yolsuzluğu bir yana bırakıp, “yolsuzluk yapanların” cemaat üyesi olduğunu ispat etmek için içinden çıkılmaz bir soruşturma gerekir. Sanık “cemaatten değilim, yaptım bir yolsuzluk, hesabını vereyim” dese, Hükümet bunu “cemaate” yıkamaz.
Cemaat ise hükümetin yolsuzluğunu yakaladığı anda, onun üstüne yıkar.    Cemaat’in yolsuzluk yapanlarını yakalamak, “keli perçeminden yakalamaya” benzer.
Her neyse... Diyeceğim şu: Bugün “yolsuzluk yaptığı ortaya çıkan” Hükümetle, henüz “yolsuzluğu ortaya çıkmayan” Cemaat arasında “taraf” tutan, “ortaya çıkmamış yolsuzlukları” desteklemiş olur.
“Yolsuzluk” toplam artık değerin sermaye grupları arasında yeniden paylaşım yöntemlerinden birisidir ve AKP’ye bağlı sermaye olduğu gibi, Cemaate ait de sermaye grubu vardır. Türkiye İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu böyle bir Cemaat grubudur. Sermayenin olduğu yerde kar, faiz, rant gibi yolsuzluk da olmazsa olmaz bir sömürü mekanizmasıdır. Birinin yolsuzluğunu bilmek, diğerinin bilmemek, sadece yolsuzluk yapanların örgütsel durumları ile ilgili bir şeydir. Ortaya çıkana da çıkmayana da karşıyız. Çünkü kapitalist moderniteye karşıyız. Yakalanan içeri atılsın.
O halde bizim sorumuz “söyle yolsuzluğa karşı mısın, değil misin?”, sorusu değildir.
Asıl ve güncel soru şudur: “Yolsuzluk, hükümete karşı MİT Müsteşarının tutuklanma girişiminden başlayarak yürütülen ve (asıl amacı “PKK’siz Kürdistan’a egemen olmak”, bunu yapabilmek için ‘çözüm sürecini’ yıkmak olan) darbe sürecini meşru kılar mı, kılmaz mı?”   “Kılar” diyen her türlü darbeyi peşinen onaylamış olur...