Eğer PKK olmasaydı orada büyük bir katliam yaşanmıştı. PKK’ye yakın Türkiye ve Suriyeli grupların oluşturduğu insani koridor, IŞİD terörü ile karşı karşıya kalan Hıristiyanların, Êzîdîlerin, hatta Şii ve Sünnilerin hayatını kurtardı" diye konuştu. Gysi, daha sonra verdiği bir mülakatta da, PKK'nin IŞİD'e (DAİŞ) karşı bölgede en sert mücadeleyi veren örgüt olduğunu belirtti ve krizlerin vurduğu Ortadoğu’da, Kürtlerin bölgede istikrarı sağlayabilecek önemli bir güç olduğu yönündeki görüşünü tekrarladı. O zamanlar Gysi’ye sert çıkan CDU ve CSU'nun Federal Meclis Grup Başkanı ve Merkel'in sağ kolu olarak bilinen Volker Kauder, geçen hafta Spiegel Online’a verdiği mülakatta (16.10.2014), son gelişmeler gözönünde bulundurulduğunda PKK'ye silah desteğinin tamamen reddedilemeyeceğini söyledi.
Bu açıklama, peşmerge gibi PKK’ye de silah yardımı olarak anlaşılabilir mi? Bunun için Almanya ve AB’de PKK’nin konumuna bakmak gerekiyor. Bilindiği gibi 22 Kasım 1993’ten beri PKK Almanya’da yasak. PKK propagandası yapmak, ona yardım toplamak, sembollerini kullanmak vb. bütün faaliyetler, yani 'yasa dışı terör örgütü' olarak nitelenen yapılar için geçerli olan bütün kurallar PKK için de yürürlükte. "Ve bu yasak fiilen de hala uygulanıyor" diyor Batı Almanya Radyo TV Kurumu WDR’in terör uzmanı Paul Elmar Jöris. Bu nedenle, Kauder'in gündeme getirdiği, PKK’ye silah yardımı konusunu, mevcut yasal durum ile "çelişkili" diyor.
Peki PKK yasağı sürüyor ise Kauder‘in böylesi bir açıklama yapması neden? Bunu yanıtlamak için de Türkiye ile Batı arasında IŞİD nedeniyle yaşanan gelişmelere bakmak gerekiyor. Batı, özellikle de NATO, IŞİD ile mücadele amaçlı oluşturulan koalisyondaki ilerleyemeyişin suçunu Türkiye’nin üzerine atıyor. Sanki bir BM veya NATO kararı varmış da Türkiye buna uymuyormuş gibi sert açıklamalarda bulunuyor. Oysa IŞİD veya Kobanê için ne bir BM ne de NATO kararı var. Bu, Batı’nın Kürtlere karşı utancı olmalı! Bunlar olmadığı gibi, son günlerde, Batılı liderlerin Kobanê’nin düşeceği, hatta IŞİD’in bir kaç Kobane’yi daha alacağını söylemesi, IŞİD karşısında Kürtlerin gözden çıkarıldığı şeklinde yorumlandı. Kendini riske atmak isteyemeyen ABD ve Avrupa da çareyi Türkiye’ye karşı baskıyı arttırmakta görüyor. Bu tavrıyla bir yandan Ankara’yı adım atmaya zorlarken, diğer yandan IŞİD’in güçlenmesine göz yumduğu gerekçesiyle öfkeli olduğu Erdoğan‘ı da IŞİD karşısındaki başarısızlığına dahil ediyor.
Yani Almanya, bu hafta başlayan PKK’ye olası silah yardımı sözleriyle aslında Ankara’yı uyarıyor. "IŞİD’e karşı koalisyon için Esad ve güvenli bölge gibi hiç de sıcak bakılmayan önerilerden vazgeç, yoksa Kürtler konusunda durumu tekrar gözden geçiririz“ demeye getiriyor.
Kobanê ve Anbar’daki IŞİD vahşeti sürerken, TSK’nin geçen hafta PKK’nin Dağlıca’daki (Oramar) mevzilerini bombalamasına da aynı sebepten dolayı sert çıkıldı. "IŞİD kapıya dayanmışken, ona karşı mücadele eden PKK’ya saldırmak da ne!" sesleri yükseldi. Kauder’in "AKP çözüm sürecine gaz versin", Merkel’in "Erdoğan’ın öncelikleri yanlış" diye özetlenecek lafları da hep bu sebepten. Ayrıca bir kaç günde düşen Musul’dan sonra, YPG ve PKK’nin Şengal ve bir aydan fazladır da Kobanê'de gösterdiği kararlı mücadele Batı’da büyük saygı ve sempati kazanmasını sağladı.
IŞİD ile mücadeleye Rusya’nın da destek vereceğinin netleşmesi ve istihbaratının bilgilerini Batı ile paylaşacağını açıklaması, Türkiye’nin Esad şartını Batı’nın zaten ciddiye almadığını gösteriyor, zira Türkiye’nin istediği gibi Esad hedefli bir mücadeleye ne Rusya ne de İran destek verecektir ve onların rıza göstermeyeceği bir plan baştan başarısızlığa mahkum demektir. Bu durumda Almanya, Kürtleri hem koz olarak kullanıyor hem de yüksek sesle yeni bir tartışma açıyor. Kara birlikleri olmadan hava saldırılarının sonuçlarının bile analiz edilemediği gerçeğinden de yola çıkılırsa, Batı, Irak Kürdistanı’nda peşmergenin üstlendiği görevi Suriye’de YPG ve PKK’nin üstlenmesine "sıcak bakıyor" denilebilir.
Son haftalarda çıkan analizlerde, YPG’nin düzenli bir ordu olduğu ve Kürtlerin seküler bir dünya görüşünü de temsil ettiğine vurgu yapılıyor. Bu da IŞİD ile mücadele koalisyonunda görev dağılımı biraz netleştiğinde PKK yasağının Almanya ve AB’de yeniden gözden geçirilmesi sonucunu doğurabilir. Bunun için olsa gerek, Merkel’in sağ kolu Kauder, PKK’ye silah yardımını gündeme getirirken, Ankara’dan çözüm sürecine de hız vermesini istedi. Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, 'PKK şiddet tehdidinde bulunduğu sürece silah yardımı söz konusu olamaz' diye konuştu. Yani her ikisi de PKK’nin rolünün çözüm sürecine bağlı olduğuna işaret etti.
Hamburg Parlamentosu Sol Parti milletvekili Cansu Özdemir de bu noktanın belirleyici olduğunu söylüyor. PKK’nin Türkiye’deki çözüm sürecinde muhatap alındığını hatırlatan Cansu Özdemir, Almanya’da uygulanan yasağın kalkması ile bu sürecin de destekleneceğini savunuyor. Ayrıca PKK’nin, son 20 yıldır militanca eylemlerde bulunmadığını belirtiyor. PKK’ye silah yardımı, yasağın kalkmasına, yasağın kalkması da PKK’nin faaliyetleri konusunda yeni bir "Bewertung" yani değerlendirmenin yapılmasına bağlı. Federal hükümetin talebi halinde Alman istihbarat ve emniyet teşkilatları, ellerindeki verilere dayanarak yeni bir analiz yapacaklardır. Kuzey Ren Vestfalya Başsavcılığı, PKK yasağı ile bağlantılı suçlar konusunda özel bir istatistik tutulmadığını, ancak sorumlu birimlerin kendi birimlerindeki tespitlerden yola çıkıldığında yasak kapsamında önceki yıllara göre çok daha az sayıda soruşturma ve dava olduğunu kaydediyor. Bu da PKK yasağının kalkmasını talep edenlerin elini güçlendirecektir. Onun da hemen olmasa bile uzun erimli olacağı tekrarlanan IŞİD ile mücadelede nereye götüreceğini zaman gösterecek.

Elmas TOPCU


@topcuelmas