
Bajar, ilk albümleri ‘Nezbe (Yaklaş)’ ile müzikal dünyaya hızlı bir giriş yaptı. Seslendirdiği şarkılarla ara sokaklarda yaşayan ve sistem tarafından ötekileştirilmiş kesimlerin şarkılarını dile getirdiler. Anlattıkları kesimler arasında ise önceliği hem ulusal hem de sınıfsal baskıya maruz kalan Kürtlere yer verdiler. Yeni albümleri ‘B’Xer Hatî (Hoşgeldin)’ de ise ara sokaklardan çıkıp daha geniş halk kesimlerine sesleniyorlar. Yeni albümleriyle işledikleri temaları geliştirdiklerini kaydeden Bajar, şehrin farklı ezilen kimliklerini de görünür kılmaya çalıştıkları ifade ediyor. Gündelik hayat içinde yaşanan gelişmelere yer veren Bajar, Kürtlerin serhildan döneminde olduğunu ve bu durumun şarkılarına da yansıdığını belirtiyor. Bajar, gelinen noktada ölüm oruçlarının farklı bir bilinç düzeyi olduğuna değinerek bu direnişin müzikal alanda da yansımasını bulacağını söylüyor.
İlk albümde metropole göç etmiş insanların sorunlarından bahsediyordunuz yeni albümde ise daha genel meselelere girmişsiniz. Bajar’ın geldiği süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şehirde büyük caddelerde ve ara sokaklarda ayrı bir dünya vardır. İlk albümde işportacı, amele gibi, göç sonrası artan meslek grupları var. Bunlar hayata iki sıfır geriden başlayan, Kürt kimliğinden dolayı özgürlüklerinin kısıtlanan ekonomik olarak da çok zorluk çeken kesim. Çok zamansız başlayan bir yolculuk sonrası aniden geldiler buraya, orada başka işleri güçleri vardı, toprakları vardı. Bir anda buraya geldiler, vasıfsız işçi oldular, bu çok hazin aslında.
İlk albümde Yaklaş denildi şimdi de hoşgeldin diyoruz, ilgi alanının genişletmeye çalıştık. İlk albümde Kürt tipolojiler ön plandaydı. Büyük şehirlerde Kürtlerin dışındaki halkların da birçok meselesi var. Temaları geliştirmeye çalıştık ikinci albümde. Müzikal anlamda da çabamız sürdü. Enstrümanların dili geliştirme çabasına giriştik. Orkestra ile folk - rock diye özel bir saund yaratmaya çalıştık. Gitar denemelerinde bir takım üslup denemelerinden bahsedebiliriz. Bajar bir yönlü arayışına devam ediyor.
Albümde, hem yalnızlaşan bireyleri anlatıyorsunuz hem de Kürt vurgunuz var. Kürt cephesinden baktığımızda B’Xer Hatî’nin önceki albümden ne gibi farklar taşıyor?
Kürtler ya da Türkiye’deki mağdurlar, bu ülkedeki bahşetme kültüründen çok rahatsızlar. ‘Bekleyin veririz o hakları’ gibisinden. Tartışılan meseleler, anadilde eğitim, savunma hakkı, tecridin kaldırılması meseleleri, evrensel insan hakları ölçeğinde zaten olması gereken şeyler, birilerinin ‘lütfen haklarımızı verin’ demesi gerekmiyor. Orada devlet olmuş olmamış beni çok ilgilendirmez, önemli olan insanların yaşadığı topraklarda söz hakkına sahip olması. Aslında özerklik tartışmaları da böyle bir şey. Metropoller asimilasyona çok açık yerler. Karşımızda güçlü bir asimilasyon dünyası var. Bu nasıl kırılabilir? Bu anlamda Kürtler bir özgürlük mücadelesi veriyor. Bunun kültürel, gündelik hayat politikası çok önemli, biz buraya parmak basmaya çalışıyoruz. Şuan ölüm oruçları ile birlikte çok farklı bir noktaya geldik. Ölüm oruçlarına bakalım, bin insanın kendini ölüme yatırması ne demek, bu çok farklı bir bilinç düzeyi aslında. Böyle bir noktada yaşıyor insanlar. Bunun da bir müziği olacaktır.
Sırrı Süreyya Önder, Amed Film Festivalinde, ‘Açlık grevleri 21. yüzyılın çekilmeyen filmidir’ diyordu. Siz de müzik alanında söylenmemiş, bestelenmemiş kilam, türkü ve şarkıdır diyebilir misiniz?
Büyük bir vahşet var ve vahşet sadece fiziki değil. Türkiye toplumunun kimyası bozuldu. Çok büyük tahribatlar var, insanların kültürel hayatlarında, hayata bakışlarında, vicdan dünyalarında. Gerçekten de yapılmadı. Mesela Guernica var Picasso’nun, İspanyol iç savaşını anlatan. Nasıl bir anlatım biçimi, bambaşka, bütün estetiği alt üst eden bir resmetme. O anlamda yaşadığımız dünyanın sanatsal dili yapılıyor mu, yaratılıyor mu, bu hiç kolay bir şey değil. Yapılması gerekiyor. Tabii bu direniş sanatta da yansımasını bulacaktır.
Bajar sadece müzikal üretimleri üzerinden varolan bir grup değil, sizi eylemlerde güncel politikaya müdahale eden bir grup olarak da görüyoruz.
Tabii. Boğaziçi Gösteri Sanatlar Topluluğu içinde bir projeyiz. Bu topluluk, kültür sanat alanında Türkiye’deki yaşanan hayata da müdahil olmaya çalışan bir oluşum. Rock müzikle de eylem halinde olma halimizi bütünlüyoruz. Türkiye’deki rock müziğe baktığımızda olay tümden bir gösteriden, elbiseden ibaret. Kliplerde falan izliyorsun, isyan ediyorlar. Neye isyan ediyorsun, söz oyunlarından oluşan, tema olarak kısır sokaktaki insanı anlatmayan bir dünya var. Rock müziği, 68 geleneğinden gelen bir politik duruşa sahip. O gitarın niye bağırdığının, çığlık attığının ifadesi başka olmalı.
Metropollere gelen Kürtler üzerinde hala geleneksel ezgiler etkili. Rock müziği onlar için dışsal bir tür ve alışkın değiller. Geleneksel ile Rock müziği arasındaki bu gerilimi nasıl aşmayı düşünüyorsunuz?
Biz hard yapmıyoruz. Gelenekselden yola çıkıyoruz. Folk- rock derken aslında ikisinin bir arada olduğu bir tür yaklamak istiyoruz. Bütün müzik türlerinde bu var. Kürtlerdeki rock müzik geleneği o kadar da yeni değil. Koma Wetan, Ciwan Haco, Çar Newa, öyle bir damar hep var. Yeni kuşaklar da şehirlerde yaşıyor ve popüler formlarla tanışıp kendi müziklerini yapıyorlar. İşportacıya ilişkin şarkı yaptıysak İşportacı şarkıyı dinleyecek mi bu çok önemli. Sözler itibariye ile melodik dünya diyelim, atmosfer olarak sokakta gezen bir işportacıyı anlatabilecek müzik yapıyoruz. Aynı zamanda bu durumu esas alarak yeni bir dil kurmaya çalışıyoruz. Daha yeni tabii, bu müzik arayışları bitmez. Ama bir çizgimiz var, oradan gidiyoruz.
Albümde yakın dönemde yaşanan katliamları da anlatan şarkılara yer vermişsiniz. Roboski ve Dersim Katliamı da bu şarkılar arasında..
Roboski bir kırılma noktası. Kürtlerin kalbini kıran, gönül bağını zayıflatan çok hazin bir olay. Halen de bir cevap verilmiş değil. İktidardakilerin ağzından hala özür çıkmamış, bir takım tırnak içinde tamam öldüler, bu kadar tazminat alın susun. O yara durduğu yerde duruyor, çok feci bir olay. Dersim şarkısı, „Dersim aslında her yerde“ şarkımızın adı. Dersim aslında her yerde. Ama İstanbul’dan Avrupa’ya kadar bu insanlar gitmişler, büyük bir kesim aslında. Böyle bir hayatın içinde kendi kültürümüzü nasıl koruyabiliriz meselesi ile ilgili bir şarkı. Bahoz filmi de üniversitedeki yurtsever gençliği anlatan film. Sezai Sarıoğlu, o dünyayı anlatan çok iyi bir şiir yazdı.
Albümde politik şarkıların dışında bir de arabaeski vurguları olan bir türkü var. Bu şarkının albümün bütünselliği içindeki yeri nedir?
Yani ben arabesk lafını çok negatif bir şey olarak kullanmak istemiyorum. O dünyanın da kendine özgü bir şeyi var. Şarkı, sistemin rıza üretme sürecini anlatıyor. Bir takım popüler kültür mekanları içinde; kimisi gidip bir bar ortamında içki içerek, kimi ailece alışveriş merkezlerine giderek kendini rahatlatıyor. Bu şarkı bunu yap demiyor. Ama o çelişkiyi veriyor. Bir beyaz yakalının içindeki çelişkiyi bir takım imgelerle anlatıyor. Beyaz yakalı orta sınıf Türkiye’deki depolitizasyonun ve ulusal damarın en fazla olduğu kesim. Genel geçer gazeteleri okuyup, futbol ile kendini tatmin etmeye çalışan, ete süte dokunmayan, bir taraftan sosyal medyada gizliden gizliyi faşizmi örgütleyen eğitimli kesimler bunlar. Kürt, Alevi, Ermeni meselesindeki tavırları en geri kesim bunlar. O dünyada farklı bir duruş olsa, bu yabancılaşan duruma karşı tutumda farklı olurdu.
Serhildan Jiyane
Kürtlerin özgürlük istencini ifade eden ‘Serhildan Jiyane’ şarkısına da albümde yer vermişsiniz. Bu şarkıya yer verme fikri nasıl ortaya çıktı, sizin gündelik hayat politikası dediğiniz olguya mı denk geliyor?
Döneme denk gelen bir şarkı. Bajar protest bir ekip. Bu şarkı protest bir şarkı. Şehir dediğimiz alan farklı kültür ve hayatların olduğu bir yaşam alanı.
Beyoğlu’nda insanlar eğlenip tüketim kültürünü yaşarken Tarlabaşı‘na inin, orada insanlar serhildan diyor, hemen yüz metre. Yukarıda beyaz yakalılar, aşağıda serhildan var. Kürtler serhildan halindeler. Bu çelişkileri görmek lazım. Sadece Kürtlerin meselesiyle bu sorunu halledemeyiz, etrafımıza bakmalıyız. Alevi meselesi, Türk meselesi hallolmadan bu mesele hallolmaz. Çok iç içe geçen meseleler. Alevi meselesine yönelik inkar ile Kürtlere yönelik inkar bir yönüyle benzer. Kapitalist sistem çok büyük bir sömürü mekanizması görünmeyen zincirler var. Bütün bu çelişkileri bir arada işlemeye çalışıyoruz.
ÖNDER ELALDI